|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Yirminci Bölüm)
MEZARA SALDIRMAYI NORMALLEŞTİRMEK, KİMSEYE FAYDA SAĞLAMAZ
Can Yücel'in mezarının kırılması sonrasında, yıl 2011 ve merkezi yönetimde AKP iktidarda, mezarı tahrip eden öfke körüklenebilir, tahrikler gündeme gelebilirdi ama öyle olmadı; faillerin üzerine çok fazla gidilmedi, olayın üstü bir biçimde örtüldü ama aynı zamanda sadece heykeli yapan Mehmet Ersoy'un heykeli yeniden yapmasıyla yetinilmedi, sanki Can Yücel'in Datça için taşıdığı anlam göz önünde bulundurulduğundan olsa gerekir hem yerel yönetim hem de merkezi yönetimin yerel ayağı tarafından Can Yücel'e bir biçimde sahip çıkıldığını da düşünüyorum.
“'Mezara saldırmak' gibi bir şeyi normalleştirmek hiç kimseye fayda sağlamaz. Muhafazakar bir iktidara da fayda sağlamaz. Solcu biri için de 'Mezar nedir ya?' falan deyip, materyalist bir gözle bu tip anıların bir arada olduğu bir mekanı önemsizleştirmek fayda sağlamaz. Bazı sınırları çizmek gerekir. Yani ibadethaneler, işte mezarlıklar...”
Bu, bir nevi kendin dışındakilere saygı duymak anlamına gelir.
“Bir arada yaşama kültürüdür bu. Yani sen bazı şeyleri aştığını düşünebilirsin. 'Ben artık ateistim' materyalistim, işte diyalektik materyalizme inanıyorum' diyebilirsin. Bunları anlarım ama Karl Marx bile bu konuda dinle kavga etme yolunu seçmemiştir; dediği şey şudur, 'Din kitlelerin afyonudur!' Hep şöyle anlarız o cümleyi, işte 'Din kitleleri uyuşturur, aptallaştırır... falan'. Karl Marx onu kastetmiyor orada. Diyor ki 'o gariban, proletarya, işçi işte İngiltere'de günde 16 saat çalışan, çocuk emeğinin sıradan olduğu, evine doğru dürüst ekmek götüremeyen, çok sefil yaşayan bir insanın da hayata tutunacak, teselli olacak bir şeye ihtiyacı var. Din de o boşluğu dolduruyor. O adama umut veriyor. Öbür dünyayı da vadediyor. Adalet duygusunu besliyor...' Yani, bir yerden sonra dinin bu tip bir sağaltıcı, iyileştirici etkisi olduğunu söylüyor. Yani, bir yerin çok acıyorsa ağrı kesici alırsın. Din de burada bir ağrı kesici. Yani 'aptallaştıran, uyuşturan' deyip geçmek, çok yüzeysel bir yaklaşım olur. Yani, solun dinle olan diyalogu, kişisel görüşüm tabii ki, karşılıklı etkileşimi, mesela bunu TİP (Türkiye İşçi Partisi) güzel yapardı (Mehmet Ali) Aybarlar, Behice Boranlar döneminde falan. Daha sonra gitti, muhafazakârların da keskinleşmesiyle tabii ki, solun, sosyalistlerin dine bakışı daha mesafeli oldu.
SOL'UN BAZI KONULARA KAFA YORMASI GEREKİYOR
Geri döndürülebilir mi? Bu ezilen kesimlerin, yoksul kesimlerin sosyalizme yönelmek yerine dinin bu acı, ağrı kesici işlevine sığınması nasıl dönüştürülür? Buna kafa yorulması gerekiyor. Yani AKP'nin temel tabanı, muhafazakâr iktidarın temel tabanı bu kitle. Sen bu insanların hakkını savunmak için, işte ne bileyim karnını nasıl daha iyi doyurabileceğini anlatmak için gittiğinde seni de dinliyor, öbür tarafı da dinliyor ve öbür tarafı tercih ediyor. Yani, buradaki mücadelenin formüle edilmesi gerekir. Bunun doğru yolu dini inancı, kutsal yapıları vs... kaç bin yıllık geleneği, dinden dallanmış kültürleri ki bunun içine tezhip de girer, ney de girer, tasavvuf musikisi de girer, bunlara burun kıvırmak, değil bence. Yani, 'İmparatorluk bakiyesi toplumlarda', bu kökler sağlam kalıyor, o imparatorluğun kaymağını yememiş olsa bile. Aslında Anadolu her zaman didişmiştir Osmanlıyla; isyanlar, Bedreddin'den, Köroğlu'ndan tut da, bir söz vardır hani 'Şalvarı şaltak Osmanlı Eyeri kaltak Osmanlı, Ekende yok biçende yok, Yiyende ortak Osmanlı', sonra Celaliler var, yüz sene Celali isyanları... Yani, Anadolu direnmiştir ama bir yandan da o aidiyetten kopmamıştır. Yani, Osmanlı yıkılsın da yerine Sosyalist, Demokratik bir Cumhuriyet kurulsun fikri yerine 'Bizi de kollayan bir Osmanlı olsun. Sadece Balkanlara bakmasın, oraya yatırım yapmasın' kafasıdır. Bunları, doğru okumak gerek. Bu konuda Kemal Tahir çok önemli. İdris Küçükömer çok önemli, çok doğru açılımlar yapar. Mesela, (Doğan) Avcıoğlu'nu aynı şekilde okumak gerekir. Yeni keşfetti gençlik, Avcıoğlu'nu, Milli Demokratik Devrimi. Yani Atatürk'ten de ödün vermeden bir sol duruş şeklinde... Bunları, doğru okumak gerekir. Atatürk'ün de Cumhuriyet kurduktan sonraki yaklaşımları, işte Elmalı Hamdi Yazır'a Kuran tefsiri yaptırması, Diyaneti kurması, yani tarikatları ortadan kaldırması, tek tip kontrol edilebilir bir din örgütlenmesine geçme çabası... Bunlar, toplumu doğru okumayla ilgili işler. Türkiye solunun da bu yönde, yani Atatürk devrimlerini, Atatürk'ü, demokratikleşmeyi çok da küçümsemeden hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum. O çağda bunu bile yapmış olması mucize. Çünkü görüyorsun Ortadoğu bataklığını, burnumuzun dibinde yaşananları. Biz de Ortadoğu halklarından çok üstün değiliz; biraz gerçekçi olalım yani. Benzer kültürleriz mutfağından, çocuk adlarından tut da enstrümanlara kadar. Çok alışveriş yapmışız. Yani, Avrupa'dan olduğundan çok daha fazlasını onlarla alıp geçmişiz. Tatlılarımızın tamamı neredeyse Arap tatlısı, baklavasından tut da atıyorum sana mezeler ha keza. Yunanlılardan, Ermenilerden aldıklarımız var da var.
Şöyle örnek vereyim sana: Türkiye'nin en büyük, en kaliteli üniversitesinin adı Ortadoğu Teknik Üniversitesi ya. Ait olduğumuz yeri bilelim yani.”
Onun da dünya sıralamasındaki yeri gerilemiş AKP döneminde.
“Maalesef. Bunlar çok politik konular, yerel ölçekte kalalım derim ama gene de bunlardan bağımsız olayları tek başına analiz edemiyoruz. Çünkü artık Datça'da sadece Datça'nın yerlisi yok. Ülkede olan her şeyin dalgası bir şekilde senin kıyılarına vuracak.”
Peki, tekrar Can Yücel'e dönelim.
“Dönelim.”
(Devam edecek)