|
Tweet | Tarih: 17-09-2026 17:33 |
MEHMET ERDAL
(Birinci Bölüm)
Çanakkale-İzmir karayolundan “Sarımsaklı” istikametine saptık. Bulvar boyunca ilerledik. Sarımsaklı içerisinde ikinci döner kavşaktan sonra (U) dönüşü yaptık ve Sarımsaklı Sahili boyunca giden caddenin bir yerinde aracı park ettik. “Sahilde biraz yürüyelim. Denize girebileceğimiz uygun bir yer bulalım.” dedik. Sarımsaklı Sahili çok önerilmişti. Denize girme ve yüzme niyetiyle geldik; halka açık ya da bir işletmeye ait uygun bir yer bulacağız.
SARIMSAKLI SAHİLİ
Araçtan indik. Yürüyüş ve bisiklet yollarını geçtik. Kumsalın içerisinden geçen dar bir yoldan deniz kıyısına yürüdük. Denizin kıyısına varınca sola (Doğu) ve sağa (Batı) doğru bakındık; Sarımsaklı Sahili, her iki tarafa doğru da uzayıp gidiyordu. Kumlar, Ören Sahilinde gördüğümüzün bir benzeriydi. Denizin suyu çok temiz görünüyordu. Yüzmek için denize girenlerin deniz içerisindeki duruşlarına bakılırsa, bu sahil çok sığdı.
Sağa (Batıya) doğru sahil boyunca yürümeye başladık. Sahil boyunca özel işletmeler ve halka açık alanlar vardı; halka açık alanlar, Ören Sahili'nde gördüğümüz halka açık alanlardan daha dardı. Bir süre yürüdükten sonra, halka açık daha geniş bir alan gördük. Bu alanın bir kısmının üstü kapatılımıştı. Sevda, “Buraya gelelim.” dedi.
Kumsalı, yürüyüş ve bisikletçiler için yapılmış yolun olduğu bölümü geçtik. Sahilin bu bölümünde, yürüyüş ve bisiklet yollarının bulunduğu bölüm ile cadde arasında, sahile gelenlerin araçlarını park edebileceği otopark alanı vardı. Aracımızı, bu otoparka getirmek için cadde boyunca yürümeye başladık.
Araca bindik. İleriden bir yerden sola dönüp ara sokaklardan geçerek biraz önce (U) dönüşü yaptığımız dönere geldik ama bu kez (U) dönüşü yapmayıp sağa (Batı) doğru ilerledik. Sonra sol yapıp, biraz önce gördüğümüz otopark alanına girip park ettik. Eşyalarımızı aldık, üstü kısmen kapalı halka açık alana geldik. Denize paralel sıralar halinde kapalı 5 yerden 4. sıradakinin altında boş bir alana yerleştik. Sırasıyla denize girdik.
Deniz çok temizdi. Datça'da deniz, Karaincir Sahili hariç hemen derinleştiği için git, git bir türlü insan boyunu aşmayan bu sahili biraz yadırgadık. Halka açık alanlarda oldukça çok insan vardı. Özel işletmeler boş gibiydi. Bazı işletmelerin yüksek sesle yaptığı müzik yayını duyuluyordu.
Sahil boyunca yürürken de görmüştük, özel işletmelere ait şezlonglar Ören'de olduğu gibi denizden 3-4 m içerideydi. Deniz kıyısında rahatça yürünebiliyordu.
Simit ve kaynatılmış mısır satıcıları sahil boyunca dolaşıyordu. Simitçiden simit aldık, tanesi 40.00 TL. Susamı oldukça boldu.
“İyi ki geldik ve denize girdik.” dedik. Bir süre oturduktan sonra kalktık. Bugün gidip göreceğimiz ikinci yer, Badavut'taki Sarımsaklı Antik Taş Ocağı idi.
BADAVUT SAHİLİ
4 Eylül günü bir ara bir kaçamak yapıp geldiğimizde, aracı park ettiğimiz ve sahile kadar yürüdüğümüz bölümde Badavut Halk Plajı'nın çer çöp içinde terk edilmiş halini görünce moralimiz çok bozulmuştu. O nedenle, Badavut Halk Plajı'na değil, doğrudan Sarımsaklı Taşı'nın çıkarıldığı eski taş ocağını görmeye gidiyorduk. Gömeç'te, Cunda Adası'nda gördüğümüz ve İnternetten bilgi edindiğimiz pek çok tarihi taş binanın yapımında Sarımsaklı Taşı'nın kullanılmıştı. Kamil Koç Müzesi'nde ayak üstü sohbet ettiğimiz bir görevli, Cunda Adası'nda restore edilen eski binaların restarasyonunda Sarımsaklı Taşı'nın kullanılmaya devam edildiğini söylemişti. Hakkında bunca duyumumuzun olduğu taşın çıkarıldığı yeri görmemek olmazdı. Gidip görmek için çok ısrar ettim.
Sarımsaklı Plajı'ndan çıkıp Badavut'a doğru yola çıktık. 4 Eylül günü geldiğimizde aracı park ettiğimiz yeri geçtik. Biraz ileride yol ikiye ayrılıyordu. Yolun ayrım noktasından 5-10 m önce Kleopatra Falezleri, Badavut Antik Taş Ocağı ve Kuş Gözlem Noktası ile ilgili bilgilendirme levhaları vardı. Sevda, “Kleopatra Falezlerinin” olduğu alanı gidip görelim dedi. O noktada, birkaç araç daha park etmiş haldeydi. Biz de park ettik ve sahile doğru yürüdük.
KLEOPATRA FALEZLERİ
Aracı park ettiğimiz ve sahile doğru yürüdüğümüz alanlarda da çer çöp gani idi. Gidip görmek istediğimiz yer, Badavut Sahili'nin en uç (Batı) noktasındaki kayalık tepenin deniz ile buluştuğu yer olarak görünüyordu.
Sahil kıyısında aralıklarla denize giren ikili-üçlü gruplar vardı; denize girmek için bu noktaya gelenlerin az olduğu anlaşılıyordu. Muhtemelen belediye, sahile gelenler yediktan içtikten sonra atıklarını içine koysun diye yarının biraz altından kesilmiş 2 varil koymuş. Varillerin içi dolu değildi.
Sahile yaklaştığımızda, önce Kum Zambakları ile ilgili bilgilendirme içeren bir pano gördük; Kum Zambakları ile ilgili bir panonun burada bulunması beni şaşırttı. Panodaki bilgilere göre, endemik bir bitki olan Kum Zambakları, koruma altına alınmış. Kum Zambaklarını koruma amaçlı olarak sahil boyunca seyrek aralıklarla konulmuş kırmızı renkli küçük tahta kafesler, Ayvalik Belediyesi'nce yaptırılmış.
Sahile ve kayalıklara daha yakın bir yerde, “KLEOPATRA FALEZLERİ” ile ilgili bilgiler içeren ikinci bir pano daha vardı. Gördüğümüz panolarda yazılan bilgilere göre, çok özet olarak, Ege Denizi'ne bakan bu dik ve etkileyici kıyı falezleri, dalgaların aşındırmasıyla şekillenmişti. Bu falezlerin hikayesi, 20 milyon yıl önce yoğun volkanik etkinliklerle başlamıştı. Çok daha yakın bir dönemde, son 6.000 yıl içinde dalgalar falezleri bugünkü şekline kavuşturmuştu. Kleopatra Falezleri, dünyanın farklı zaman ölçeklerinde işleyen süreçlerini bir arada gösteren etkileyici bir örnekti.
Kumlara ve tepeden aşağıya yuvarlanmış kayalara basarak deniz kıyısından kayalıkların öbür tarafına doğru epey bir yürüdük. Kayalığın gözden ırak kısmında denizde yüzen, kayalara oturmuş sohbet eden, güneşlenen gençler gördük. Dalgalar ile aşınmış kayalıkların görünümü muhteşemdi. Sol tarafımızda, Ege Denizi uzayıp gidiyordu. Çok ilerilerde Midilli Adası görünüyordu. Bir yerden sonra döndük.
Sevda, denizin görünüşünü çok beğenmiş. “Sarımsaklı Taşı'nın çıktığı taş ocağını da görelim, ondan sonra gerekirse gelir denize gireriz.” dedik. Araca döndük.
(Devam edecek)