|
Tweet | Tarih: 14-12-2025 22:02 |
SEDAT KAYA
Bu bir yatırım değil.
Bu bir kalkınma modeli hiç değil.
Bu, adı konmamış bir şiddet.
Akbelen'de Limak ve İÇTAŞ madeninde her gün dinamitler patlatılırken, insanlar evlerinde deprem yaşıyor.
Bu, devletin iziyle yaratılan bir korku.
Duvarlar titriyor.
Eşyalar yerinden oynuyor.
Çocuklar irkilerek uyanıyor.
Yaşlılar, “Yine mi?” diyerek kapıya koşuyor.
Ve bütün bunlar olurken deniyor ki;
“Endişelenecek bir şey yok.”
O zaman soralım
Endişe edilmeyecekse, neden evler çatlıyor?
Korkulmayacaksa, neden çocuklar ağlıyor?
Normalse, neden bu patlamalar her gün, her gün tekrarlanıyor?
Bu ülkede deprem korkusu bir travmadır. Hatay hâlâ ayakta durmaya çalışırken, Maraş’ın, Adıyaman’ın, İzmir’in acısı hâlâ tazeyken, Balıkesir uyumazken, Akbelen'de bir avuç şirketin kârı uğruna insanların yaşadığı yere dinamit atmak vicdani bir suçtur.
Üstelik kimse “haberimiz yoktu” diyemez.
Bu patlatmalar göz göre göre oluyor.
İzinler veriliyor.
ÇED’ler onaylanıyor.
Sessizlikle, imzayla, bürokrasiyle bu düzen sürdürülüyor.
O yüzden sorumuz nettir
Bu zulme izin verenler,
Bu patlamalara göz yumanlar,
Mevzuata uygun” diyerek sorumluluktan kaçanlar…
Biri ölünce mi dur diyeceksiniz?
Bir ev yıkılınca mı?
Bir çocuk kalıcı bir travma yaşayınca mı?
Bir kalp dayanamayınca mı?
Doğa “rapor”la korunmaz.
İnsan hayatı “uygunluk belgesi”yle güvence altına alınmaz.
Bugün susanlar,
yarın bu gürültünün altında kalır.
Çünkü bu topraklarda dinamit sesi yükseldikçe, bu zulmün kaydını tutanlar da olacak.
Unutulmaz.
Normalleşmez.
Affedilmez.