|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Kırk dördüncü Bölüm)
DATÇA'NIN CHP'Lİ OLMASI, CUMHURİYET İLE BAŞLAR
Senin dışında da kuşaklar boyu Datça'da yaşaya gelenlerden kendisini sol, sosyalist olarak tanımlayan, “Evet, ben sol düşünceye sahibim, solcuyum, sosyalistim...” diyen, hatta 12 Eylül öncesi koşullarda var olan fraksiyonlardan birisi içerisinde yer aldığını ve Askeri Mahkemelerde yargılandığını söyleyenler olduğunu biliyorum. Sence, Datça'da öteden beri var ola gelen “sol” bir damar var mı?
“Var. Datça'nın, özellikle Reşadiyelinin CHP'li olması nereden başlıyor, biliyor musun? 'Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir.' olayı var ya taa o zamandan başlıyor; ağanın, işte padişahın göndermiş olduğu vergi memurunun, askerliğin dışında dış dünya ile ilişki kurmamanın başka türlüsünün de olabileceğini de gördüğü zaman insanlar, Cumhuriyete sahip çıkıyorlar, sarılıyorlar. Bu biraz da Alevilerin Ali'nin yanına Atatürk'ün resmini asması gibidir. Yani, kendisini 'insan' yerine koyanı ne olursa olsun sahiplenmek gibidir. Kimisi Alevilere kızar; işte Dersim olaylarında (1937-38) Cumhuriyetin müdahalesi sert oldu diye ama bu Alevilerin gidecek başka bir yeri olmadığından, muhtemelen, bu konudaki fikrini değiştirmedi, diye gözlemliyorum.”
Alevilere o eleştiri var; “Hem” diyorlar “Mustafa Kemal/İsmet İnönü döneminde (merkezi yönetim tarafından) ezildiniz hem de siz 'celladına' aşık olanlar gibi davranıyorsunuz.” Bence asıl neden bu eleştiride kastedilen değil, senin yaklaşımın daha doğru.
“Nereye gidecek Aleviler? Nereye gidecekler? Bu durumun farkında değil mi Aleviler? Elbette farkındalar. Süleyman Demirel'in dediği gibi 'Bize Kürtlere iyi davranmıyorsunuz diyorlar, sanki Türklere iyi mi davranılıyor?' O hesap. Yani oradaki tercihinde 'Kötü davrandı. Canımı yaktı.' diyerek gittiği yerde daha çok canı yanacak, bunu biliyor. Bu belirleyici. Bugün 'sessizce' konu kapatmalar, tarihin her aşamasında var. Neyse dağılmayalım...
ZAMAN İÇERİSİNDE BAZI UYGULAMALAR BU DAMARI BESLİYOR
Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Datça'da ağadan, işte ceberrut bir devlet yönetiminden insan yerine konmaya doğru evrildiği zaman iş, o şekilde sol bir damar ülkede yeşeriyor. Daha sonrasında tabi Sovyetler Birliği'nin başarısı vs. derken, bir yandan da karşı taraf da pek boş durmuyor; Amerika, NATO, işte atıyorum sana Batı Blok'u, Kapitalist dünya bir şekilde bu tür, özellikle bizim gibi çok kritik noktada olan ülkelerde mutlaka sol'un, emek mücadelesinin tam tersini yaratıyor, işte Mendereslerle Demirellerle gerektiğinde Türkeşlerle.
Bu durum, buralarda da oluşuyor. Reşadiye, ilk hükümet merkezi. Jandarması, kaymakamlığı vs. her şey orada. Reşadiye'den CHP'ye silme oy çıkıyor. Buna karşı Eski Datçalılar, İskele Mahallesi'nin kökeni Eski Datçalılardır, o zamanlar burada 2-3 tane bina vardı. Gümrük vardı sadece. Eski Datçalılar baskı yaparak ilçe merkezini İskele Mahallesi'ne taşıtıyorlar. Reşadiye'nin fonksiyonu azalıyor. Yarımadada da sağ bir damar oluşuyor. Aslında her zaman vardı sağ damar. Mesela, Datça'da tütünün ekilip biçildiği dönemde tütün eksperlerinin DP tarafından gönderilmiş sağ görüşlü insanlar olması, köylünün, işte Karaköy'lünün, Kızlan'lının kendine yakın insanının tütününü 'iyi kalite/1.sınıf' diyerek alıp da Reşadiyelinin 1.sınıf tütününü 2., 3. Kalite görmesi falan haksızlığa karşı isyan damarını da besliyor tabii. Datça'da doğru dürüst ortaokul, lise yok, daha sonraları yapılıyor. Datça dışına okumaya gidenler oralarda öğrendiklerini buraya taşıyorlar... derken, o kuşaktan çok sosyalist abimiz var, halen daha. Tabii 'zamana' yeniliyorlar. Ülke yenildi, 12 Eylül üzerinden geçtiği için...”
KÖY ENSTİTÜLÜLERİN DE ÇOK CİDDİ ETKİSİ VARDIR
Üzerinde konuştuğumuz konuya dair Datça'da benim iki gözlemim var. Bir, 1980 öncesinin 78 Kuşağının insanları var; bunlar sol, sosyalist insanlar. Biraz daha geriye gittiğimizde, biraz önce senin Cumhuriyet için söylediğin “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir.” sözüne atıfta bulunarak söylüyorum, bu sözü her duyduğumda benim aklıma Köy Enstitüleri gelir.
“Çok güzel bir örnek verdin.”
Datça Yarımadası'ndan Köy Enstitülerine giden epey bir öğrenci var.
“Doğru. Onlar, daha önceki kuşaklar (*). Köy Enstitülü bir öğretmenin bir kahvede, kendi ailesinde konuşması, etmesiyle falan o (sol) damarı canlı tuttuğu da çok doğru. Ben o kısmı atlamışım. Onun da çok ciddi bir etkisi var ama bir yandan da 'Jandarma dayağı' diye bir kavram var, mesela.”
Aynı Cumhuriyet hem Köy Enstitülerinde yoksul çocukları okutuyor hem de köylüye karşı böyle bir baskısı var. Bu, romanlara falan konu olan olaylardan.
“Evet, Kemal Tahirler'in romanlarında falan anlatılır. Devletin de kendi içinde homojen, yalın, yekpare bir yapısı yok; eğitimi sağlayan kısmı başımızı okşuyor, sağlıkla ilgili olanlar işte trahomayı, atıyorum sıtmayı, şunu, bunu kurutuyor ama asayiş ile ilgili kısım bir yandan da çakıyor tokadı. Bu çelişki, hep sürdü. Korkarım, daha da sürecek. Çünkü, toplumda o şefkat tokadının da karşılığı var. Halkımız da bu tarz bir 'Gerektiğinde seven, gerektiğinde döven Baba Devlet' olgusunu kolay kolay bilinçaltından silmiyor. Şu anda mesela, mevcut siyasi iktidar değişse, tamamen yok olsa, parti dağılsa falan, Cumhurbaşkanımız siyasetten çekildiğini söylese falan, yerini çok rahat gene bir sağ damar doldurur. Toplumdaki karşılığı milliyetçilik, din ya da seküler, modern görünümlü laik insan olur 'Uzan'lar ya da ANAP tarzı, çünkü bizim deyimlerimiz de bile vardır 'Fakirin baş ucunda olacağına, zenginin ayak ucunda ol' gibi. Yani bir şekilde güç/erk ile, sermaye ile olan ilişkimizde o boyun eğişi çabuk benimsiyoruz ama aynı zamanda Anadolu'nun Celali İsyanları 100 yıl sürdü, Ege'de Şeyh Bedrettin İsyanı çıktı mesela. Ki Bedreddin ile isyan edenlerin önemlice bir kısmı da Müslüman Türk falan da değildi. Yahudi esnafından tut da Rum gemicilere kadar hepsi bir aradaydı. Yazıyorum şu ara (**), pek bir ters tepki de gelmedi, ilginçtir; Türk'ün ezileni kadar, Rum'un, Yunanlının, adalının ezilmişliğini de yazmaya çalışıyorum. Sünger dalgıçları, mesela. Bizim Ege yoksullarının hikayesi. Onlarda çok daha beter ya. Çünkü denizci millet, adalardan oluşan bir millet. O dönem çok para ettiği için sünger ve başka geçim kaynakları da olmadığı için ölümü, hatta felci göze alarak falan binlercesi de adalarda ömürlerini ölmeyi bekleyerek geçiren, felç inmiş belden aşağısına, Yunan emekçileri, deniz emekçileri, deniz gurbetçileri. Yani aynı coğrafyanın, aynı ezilmişliğin çocuklarıyız adalılarla. Daha önce anlattık, mikro milliyetçilikle falan daha ilk bölümde başlamıştık ama gaza getirilip faşizan/üstünlükçü bir milliyetçiliğe geçtiğin zaman, adalardan toplanıp Datça'yı basmaya, işte burayı yağmalamaya falan kalkacak kadar uç noktalara savrulabiliyorsun. Bunu da anlıyorum. Yani 'anlıyorum' derken, onaylamıyorum tabii ki ama oradaki içgüdüyü anlayabiliyorum. Yani, onlarda da Yunanistan İç savaşı, mesela. Çok ciddi katliamlar oldu, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra.”
Ben Kapetanios adında bir roman okumuştum (***). O kitapta, sözünü ettiğin katliamlar ve süreç anlatılıyordu.
“Kapetanios, 'Kaptanlar' ve 'Yüzbaşılar' demektir. Haydukslar var.”
BİZİM ÜLKEMİZDE DE HALKA ZULMEDEN SAĞCI KİTLE OLDU
Yunanistan'daki iç savaş, çok ilginç bir savaşmış.
“2. Dünya Savaşı'nda işgalci Almanlara, İtalyanlara vs. karşı esas mücadeleyi verenler Yunanistan Komünist Partisi üyeleridir. İtalya'da da aynı şekilde olmuştur. Savaşın arkasından hemen İngiltere Yunanistan'ı dizayn etmek için oradaki sağ hareketi, milliyetçi hareketi güçlendiriyor falan. Arkasından, solcuların katliamı başlıyor ve iç savaş çıkıyor. Şöyle, çok gençler ama Maria Farantouri mi Mikis Theodorakis mi anlatmıştı, bunların ikisi de Yunanistan Komünist Partisi üyesi. İşkenceler var tabii. Albaylar Cuntası döneminde ikisini çıplak şekilde sırt sırta bağlayıp sandalyeye, aynı anda elektrik vermişler ikisine. Yani bunlara sadece 'Yunan' olarak bakmıyorum. Bunlara sağcı, milliyetçi, faşist olarak bakıyorum. Onların da kendi halkına zulmeden sağcı kitlesi var. Bizim de oldu. Bu her zaman bir 'rezerv' güç olarak canlı tutulmaya devam edecek. Adı değişir. Daha ulusal, sekülerimsi bir parti haline gelir. İşte dincilerle kavga eden ama özünde sırası geldiğinde gene kapitalist işleyişe hizmet etmek üzere hazır bekleyen oluşumlar haline gelir. Toplum mühendisliği konusunda Batı ve Kapitalist sistemde bunun Komprador, bak bu kelimeyi kullanayım, 'Komprador işbirlikçiler' diyeyim, bu coğrafyalarda her zaman canlı olacak. Mesela, Suriye'de olduğu gibi İslamcı görünümlü olabilir. Yunanistan'da olduğu gibi milliyetçi görünümlü olabilir. Kendi ülkemden çok örnek vermemeye çalışıyorum, emeklilikte biraz rahat edeyim, artık biraz soruşturma yemeyeyim. Yoruldum. Ne söylemek istediğim anlaşılmıştır. Yani senin dışında her zaman canlı tutulacak sağcı bir hareket olacaktır. Burada da olacaktır. Buralarda da nasıl gençler dışarı gidip solcu olarak döndülerse, gidip milliyetçi olarak dönenler de var. Buraya yerleşen milliyetçilerin çalışmalarıyla dönüşen de var. Mesela, 'Dikkulak' diye bir kavram var, Betçe tarafında kullanılan (****). Olaya bakışları bile bizim insanımızın, biraz esprilidir. Çok da ciddiye almaz, kurt sembolü. Kurtlara 'Dikkulak' diyorlar. Belki de solcuların taktığı bir lakaptır. Ben bu konuyu bir araştırayım. Güzel bir yazı konusu da çıkar.”
(Devam edecek)
21.04.2026/Datça/Mehmet Erdal
(*) Köy enstitülerinde Datçalı kaç öğrenci okudu ve okulu bitirip öğretmen oldu? Hangi köy enstitülerinde okudular?.. Bu konunun araştırmaya değer olduğunu düşünüyorum. İnternetteki bilgilere göre İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü, Aydın Ortaklar Köy Enstitüsü, Antalya/Aksu Köy Enstitüsü... Muğla'dan öğrenci almışlar. Bu bölümün fotoğrafı, Aksu Köy Enstitüsü'nde okuyan bir grup öğrenciye ait. Fotoğrafı gönderen Filiz (Aydeniz) hocanın verdiği bilgiye göre, fotoğrafta ayakta duran öğrencilerden soldan 2. kişi babası Osman Aydeniz, 4. Celil Uçar, alt sırada soldan birinci Hilmi Okur, 2. Mesudiye Köyünden Ayhan... (Osman Aydeniz ile ilgili daha ayrıntılı bir bilgi için, bkz: Dayanışma-Datça/ https://www.dayanisma-datca.org/ Babamız Osman Aydeniz
(**) https://datcahavadis.com/kalimnoslu-sungerciler-ve-datca-egenin-iki-kiyisinda-ayni-mavilik/
(***) DOMINIQUE EUDES/YUNAN İÇ SAVAŞI/KAPETANIOS/BELGE YAYINLARI
(****) Sibel Özbudun/Türkiye Kırsalı Yoksullaşırken.../Niçin Dikkulak Oldum?/ (Datça Örneği) /MK Maltepe Kitabevi (Daha ayrıntılı bilgi için Google bakın)