Bugun...


Akademinin Durumu: Üniversitelerdeki Atama ve Yükseltmelerde ‘Üsküdar’ı Kimler Hangi Atla Geçti’?
Tarih: 04-05-2025 01:00:00 Güncelleme: 04-05-2025 01:00:00 + -


İlk kez 1833 yılında bilim sözcüğü kullanıldığından beri, bilimci yetiştirmek tüm meslekler içinde en zorlusu olagelmiştir. Aslında bilim ve bilimci bir meslek ve bir meslek elemanı olmaktan öte; bir felsefe, bir yaşam biçimi olmuş, diğer alan ve mesleklerin dışında emeklilik ve sabah 8-akşam 17 saatlerine sığmayan çalışma düzeni, merak, tutku gibi özellikleriyle hep ulaşılması zor ama aynı zamanda çok keyifli bir uğraş olmuştur.

facebook-paylas
Tarih: 04-05-2025 01:00

Akademinin Durumu: Üniversitelerdeki Atama ve Yükseltmelerde ‘Üsküdar’ı Kimler Hangi Atla Geçti’?

Adnan ERKUŞ, Emekli Prof. Dr.

Bir bilimci, belirli bir alanda en az dört yıllık lisans, onun üzerine en az yüksek lisans ve onun da üzerine en az 3-4-10 yıllık bir bilim doktorası eğitimi ile bilimsel çalışma yeterliğini sergileyen bir yüksek lisans tezi ve eğitimini aldığı alanda yenilik getirici (yeni bir yöntem, bilimsel bilgi, uygulamaya-günlük yaşama hizmet eden vs)  bir doktora tezinden geçmesi gerekir. Doktora tezi ile kazanılan unvan aslında bilimde en üst unvandır. Bundan sonra (veya öncesinde) kişi, isterse alanda uygulamacı olarak çalışır, isterse ilgili bilim alanında bu kez bilimsel bilgiyi üretecek veya alanda uygulayabilecek bireyleri yetiştirme (eğitim), bilimsel araştırma yapma (bilimsel bilgi üretme) veya bilimsel bilgiyi günlük yaşamda işlevsel kılma (yayma-yaygınlaştırma-uygulama) konusunda bir akademisyen olabilir. Doktora sonrası akademik yüksel(t)meler ise (ne yazık ki bunları ve ağırlıklarını belirlemede hep sorun yaşanmıştır), ilgili alanda yaptıkları (eğitim, uygulama, yönetim, yayın yapma vb) yani ürünleri ve onların biçilen puan değerleri dikkate alınarak (ve elbette kadro(!)) doçent ve beş yıllık üretim ve bekleme süresinden sonra yine ürettikleri (PUAN!) ve yönetimin isteği (KADRO!) dikkate alınarak profesör olunur. Gerek yüksek lisans, gerek doktora, gerek doçentlik ve kısmen de profesörlük hep alandaki jürilerin incelemesi ve onaylaması sonrasında “kazanılır”! Peki yüsel(t)melerdeki akademik puanlar nasıl “kazanılır”? Akademik puanlar, ilgili “otorite”nin (YOK, üniversiteler gibi) biçtiği değerlere göre ulusal ve uluslararası alanda onay almış ve bilimsel hakemliklerden geçmiş akademik dergilerde yayınlanan makaleler ile bilimsel kongrelerde sunulan çalışmalar, yönettiği tezler, alandaki kitaplar vd çalışmalardan “kazanılır”. İşte bu süreç ve gereklilikler ülkemizde son yıllarda, ne yazık ki sanki bile-isteye anlamsız hale getirilmiştir.

Salt uluslararası yayın puan değeri için hakemlerinin içinde birkaç yabancı ülkeden birkaç akademisyenin olduğu garip yağmacı uluslararası yayınlar türetilerek ulusal ve uluslararası bilimsel yayın standartları yok edilmiştir. Bkz. https://www.cureus.com. Hakem değerlendirmesinin hiç yapılmadığı veya para karşılığı yayın yapılmasında dünyada Hindistan, Nijerya ve Türkiye ilk üçtedir. Yine internette açıkça reklamları yapılan “para karşılığı yüksek lisans ve doktora tezi yazan” şirketler bulunmaktadır. Tüm bunlar dehşet vericidir; hak eden araştırmacıların hakkının gaspı ve liyakatsız kadroların her yeri doldurması anlamını taşımaktadır.  Bunları denetlemeyen yükseköğretim kurumları, adli makamlar, yetersiz danışmanlar, enstitüler vs bir ülkenin akademisine çok büyük darbeler indirmede baş sorumlulardır. Bir bilimsel çalışmanın, ciddi bir dergide yayınlanması çok ciddi hakem değerlendirmelerinden geçer ve ciddi ölçütleri vardır. Bazen çok ünlü ve değerli çalışmaların hakemlerden “ret” kararı aldığı veya çok uzun değerlendirme süreçleri olabilmektedir. Ama “parayla makale basılan uyduruk dergiler” olduğunda, tüm bu ciddi emekler boşa gitmektedir. Ülkemizde “Türk Psikoloji Dergisi” Türkçe yayınlanmasına rağmen SSCI’a girmiş ender dergilerdendir. Demek ki bir bilimsel derginin uluslararası olması için hakemlerin içinde “yabancıların” olması veya adının “uluslararası” olması da gerekmemektedir. Gerekli olan, makalelerin bilimsel ölçütlere uygun olması ve alana katkı sağlamasıdır!

İçinde ciddi uluslararası hakemin olmadığı “uluslararası kongreler”de ise başı çekmekteyiz. Bir bilimsel kongre, sadece ve sadece bir bilim alanında yapılmalıdır; çünkü sunulan bir çalışmanın değerlendiricileri sadece o bilim alanında bulunur, asıl olan onların önünde çalışmayı sunmak, eleştirileri göğüslemek ve savunmaktır. İçinde fen bilimlerinden (hangisi), sosyal bilimlere (hangisi), güzel sanatlardan (hangisi) mühendisliklere (hangisi) kadar belli olmayan ve bir “çorba” şeklinde gerçekleşen(!) iki günlük ve başlığı da “Uluslararası Bilimsel Araştırmalar (Çalışmalar)” olan kongrelerde bu olanaklı mıdır? Salon, süre gibi sorunlar çözülebilir mi? Bu tür “çorba kongreler”de sunulduğu bile şüpheli olan çalışmaların bilimsel (ve hele hele uluslararası) olduğu ileri sürülebilir mi? Ayrıca, kongrenin “doçentlik uyumlu” ve sunulan (!) bildirilerin bir kitap halinde basıp “uluslararası yayın” olduğunun savlanması daha bir yakıcı sorundur. Bu garip “online” kongrelerde gerçekte kaç bildirinin yer aldığı, kaçının gerçekten sunulduğu ise bilinmemektedir, araştıracak ve denetleyecek bir organ da YOKtur!

Ülkemizde, özellikle 2017 yılından itibaren üniversitelerimizdeki değerli binlerce akademisyen çeşitli gerekçelerle tasfiye edildikten sonra “üniversiteleri ele geçirme harekâtı” ile birlikte, bu abuk dergiler ve kongreler hızla devreye sokulmuştur (bunun için bu dergi ve kongrelerin düzenleyici üniversitelerine-şirketlerine google ‘amca’dan bir arama yapmak yeterlidir). Değerli akademisyenlerden ve akademisyen adaylarından boşalan yerlere birilerini çöreklendirebilmek için işte bu abuk “dergi” ve “kongreler” türetilmiştir. Sonrasında ise üniversiteler bunlardan puanlar kazanan(!) birileri tarafından doldurulmuş, eski akademisyenlere kadrolar yıllarca açılmamış, çoğu emekli olmak zorunda bırakılmışlardır. Ülkemizin dünya üniversiteler sıralamasındaki yeri hızla aşağılara düşmüştür.

Prof. Dr. Engin Karadağ’ın çalışmasındaki “hiç uluslararası yayını-atıfı olmayan rektörler” olayı ise, tümüyle adli bir duruma işaret etmektedir (https://www.diken.com.tr/chp-raporu-21-khkyla-sekiz-dalgada-4-bin-811-akademisyen-ihrac-edildi/26/03/2017 09:52). Çünkü rektör atanabilmek için profesör olmak, profesör olmak için de kişinin uluslararası yayınlarının olması gerekir. Bu durum bir suç oluşturmaktadır.

Çağımız bilimsel bilgi üretme çağıdır, bilimsel bilgi üretmeden teknoloji ithal etmek birilerinin boyunduruğuna girmekten başka bir anlam ifade etmez ve böyle bir ülkenin ayakta kalması da olanaksızdır.  

 




Bu haber 1743 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EĞİTİM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI