|
Tweet | Tarih: 02-08-2026 14:38 |
A. SEZAİ ÖZ
Üstelik yıllar içinde bu hikâyeye başka uçakların adları ve başka uçuşların tarihleri de karışmıştır.
Uçak Söke’ye mi düşmüştü?
İlk adı Ganimet miydi?
Kurtuluş Savaşı’nın ilk uçuşunu bu tayyare mi gerçekleştirmişti?
Bu soruların her birinde gerçeğe ait bir parça vardır. Ancak parçalar yanlış birleştirildiğinde ortaya başka bir hikâye çıkar. Gerçek hikâye ise zaten yeterince etkileyicidir.
KUŞADASI’NDAN SÖKE’YE
1921 yılının yaz aylarıydı.
Yunan ordusu Anadolu’nun içlerine doğru ilerliyor, Ankara’nın dahi kaybedilebileceği konuşuluyordu. Türk ordusu ise Millî Mücadele’nin sonucunu belirleyecek büyük bir savaşa hazırlanıyordu.
İşte bu günlerde İngiliz yapımı De Havilland DH.9 tipi bir Yunan uçağı, Söke yakınlarındaki Ortaklar civarında bulunan Yunan hava üssünden havalandı. Yönünü kaybeden uçak, Kuşadası çevresine mecburi iniş yapmak zorunda kaldı.
Bazı anlatımlarda uçağın Söke’ye düştüğü söylenir. Ancak askerî belgelere dayanan çalışmalar bunun bir düşüşten çok mecburi iniş olduğunu gösterir. Uçak yeniden kullanılabilecek durumdadır.
Mürettebat, çevredeki köylüler tarafından yakalanarak Türk jandarmasına teslim edilir. Bölgenin o tarihlerde İtalyanların etkinlik alanında bulunması nedeniyle olay kısa sürede diplomatik bir meseleye dönüşür. Görüşmeler sonunda Yunan havacılar İtalyanlara bırakılırken uçak Türklerin elinde kalır.
Fakat bir uçağı ele geçirmek başka, onu güvenli bir yere ulaştırmak bambaşka bir iştir.
Uçak Kuşadası’ndan Söke’ye nakledilir. Yerel anlatımlara göre bir taş handa saklanır. Daha sonra kanatları, gövdesi ve diğer parçaları sökülerek Muğla’ya taşınır.
Bu nedenle Söke, İsmet Tayyaresi’nin hikâyesinin önemli bir durağıdır. Uçak Söke’ye düşmemiştir; ancak Söke üzerinden Muğla’ya ulaştırılmıştır.
MUĞLA’NIN USTALARI
Muğla’ya getirilen şey, uçmaya hazır bir tayyare değildir.
Kanatları, motoru, gövdesi ve donanımı sökülmüş bir makinedir. Ortada modern bir uçak fabrikası, yedek parça deposu ya da gelişmiş teknik imkânlar yoktur.
Fakat Cumhuriyet henüz ilan edilmemiş olsa da Cumhuriyet’i kuracak akıl, emek ve dayanışma ruhu oradadır.
Ankara Hükûmeti, uçağın yeniden uçabilir hâle getirilmesi için tayyare makinistlerinden Eşref Bey’i Muğla’ya gönderir. Eşref Bey’in çevresinde Muğlalı ustalar toplanır:
Marangoz Mehmet Köseoğlu…
Tüfekçi Emir Bekiroğlu…
Tüfekçi Sadık Usta…
Demirci Salih Madanoğlu…
Bu isimleri bugün kaç kişi bilir?
Kaç okulda anlatılırlar?
Kaç meydanda adları yaşatılır?
Oysa onlar, Türk kuvvetlerine karşı kullanılmak üzere havalanmış bir düşman uçağını kendi ordularının hizmetine sokan insanlardır.
Marangoz ahşabı biçimlendirir. Demirci metale şekil verir. Tüfekçi mekanizmanın dilini çözer. Makinist, birbirinden ayrılmış parçaların nasıl yeniden çalışacağını görür.
Hepsi aynı amaç için yan yana gelir:
Sakarya’ya yetişecek bir tayyareyi yeniden uçurmak…
ASTSUBAY PİLOT VECİHİ HÜRKUŞ MUĞLA’DA
Osmanlı askerî havacılığında yetişmiş ve astsubay olarak görev yapmış Vecihi Hürkuş, 9 Ağustos 1921’de rasıt Ahmet Hamdi Bey ile birlikte Muğla’ya gelir.
Astsubay Pilot Vecihi Hürkuş uçağı inceler, eksikliklerini belirler ve Başmakinist Eşref Bey ile Muğlalı ustaların çalışmalarına katılır.
Hikâyenin en güzel ayrıntılarından biri, uçağa verilen “İsmet” adı ve tellerine bağlanan mavi boncuktur.
Vecihi Hürkuş, kendi anılarında uçağa “Allah korusun” anlamını düşünerek İsmet adını verdiğini ve nazardan korunması için tellerine büyük bir mavi boncuk bağladığını anlatır.
Mavi boncuk, Muğla halkına ya da Muğlalı ustalara ait bir anlatı değildir. Bu ayrıntı doğrudan Astsubay Pilot Vecihi Hürkuş’un hatıralarından gelir.
Ancak uçağın ismini kimin verdiği konusunda farklı anlatımlar bulunmaktadır. Rasıt Ahmet Hamdi Bey, İsmet adının Muğla Askerlik Dairesi Başkanı tarafından verildiğini söyler. Turgut Özakman ise *Şu Çılgın Türkler* adlı eserinde adlandırmanın Ankara’da gerçekleştiğini anlatır.
Anlatımlar tam olarak örtüşmese de tartışmasız gerçek şudur:
Bu tayyare Muğla’da yeniden kurulmuş, Muğla semalarında yeniden kanatlanmış ve Vecihi Hürkuş’un tellerine bağladığını anlattığı mavi boncukla Sakarya’ya doğru yola çıkmıştır.
İSMET TAYYARESİ’NİN İLK UÇUŞU
19 Ağustos 1921 günü Muğla’da büyük bir heyecan yaşanır.
Astsubay Pilot Vecihi Hürkuş uçağın kumandasına geçer. Başmakinist Eşref Bey de yanındadır. Muğlalı ustaların yeniden kurduğu tayyare havalanarak Muğla semalarında deneme uçuşu gerçekleştirir.
Bu, İsmet Tayyaresi’nin Türklerin elindeki ilk uçuşudur.
Ancak zaman içinde bu olayın “Kurtuluş Savaşı’nın ilk uçuşu” olarak anlatıldığı görülür.
Oysa Kurtuluş Savaşı’nın ilk hava görevi yaklaşık bir yıl önce, 15 Ağustos 1920’de yine Vecihi Hürkuş tarafından gerçekleştirilmiştir. Hürkuş bu görevde İsmet Tayyaresi’ni değil, “Güzel Bursa” adı verilen Pfalz D.III tipi uçağı kullanmıştır.
Yani Kurtuluş Savaşı’nın ilk hava görevini gerçekleştiren pilot Vecihi Hürkuş’tur; ancak kullandığı uçak İsmet Tayyaresi değildir.
Bu ayrım, İsmet Tayyaresi’nin değerini azaltmaz. Çünkü onun büyüklüğü bir “ilk” olmasından değil, imkânsız görülen şartlarda yeniden gökyüzüne çıkarılmasından gelir.
ÖNCE KİMSESİZLER İÇİN HAVALANDI
İsmet Tayyaresi cepheye gitmeden önce yalnızca deneme uçuşu yapmaz.
20 Ağustos 1921’de Muğla Hilâl-i Ahmer Cemiyeti yararına düzenlenen etkinlikte yeniden havalanır. Etkinlikten elde edilen gelir kimsesizlere ve ihtiyaç sahiplerine bırakılır.
Bu ayrıntı, hikâyenin belki de en insani yanıdır.
Birkaç gün sonra büyük bir savaşa katılacak olan tayyare, önce Muğla’nın kimsesizleri için gökyüzüne yükselmiştir.
Bir yanda yaklaşan Sakarya Savaşı…
Diğer yanda savaşın ortasında bile unutulmayan yoksullar ve kimsesizler…
Millî Mücadele’nin ruhu belki de tam burada saklıdır: Cepheye hazırlanırken bile insanı unutmamakta.
MUĞLA’DAN SAKARYA’YA
İsmet Tayyaresi 21 Ağustos’ta Muğla’dan ayrılır. Akşehir’e, oradan Ankara’ya ve ardından Sakarya Cephesi’nin hava üssü olan Malıköy’e ulaşır.
Muğla’daki mütevazı atölye artık geride kalmıştır. Uçağın önünde Anadolu’nun kaderini belirleyecek büyük bir savaş vardır.
Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Türk hava birlikleri son derece sınırlı imkânlarla görev yapar. Eldeki uçak sayısı az, yakıt sınırlı, yedek parça ise neredeyse yoktur.
Pilotlar, rasıtlar, makinistler ve cephe gerisinde çalışan görevliler insanüstü bir çaba gösterir.
Kaynaklara göre Sakarya Muharebesi boyunca Türk uçaklarının gerçekleştirdiği yaklaşık kırk sortinin yirmi sekizi İsmet Tayyaresi tarafından yapılır.
İsmet Tayyaresi düşman birliklerini gözetler, hareketlerini karargâha bildirir, keşif yapar ve gerektiğinde bomba taşır.
Muğla’da marangozların, demircilerin, tüfekçilerin ve makinistlerin elinden geçen tayyare, Sakarya’da Türk ordusunun gökyüzündeki gözü olur.
GANİMET BAŞKA, İSMET BAŞKA
İsmet Tayyaresi’nin hikâyesine zamanla “Ganimet” adlı başka bir uçağın hikâyesi de karışmıştır.
Ganimet, 1920 yılında Çine çevresine mecburi iniş yapan Avro 504K tipi başka bir Yunan uçağıdır. Türk kuvvetlerince ele geçirilmiş ve kendisine “Ganimet” adı verilmiştir.
Ganimet ile İsmet aynı uçak değildir.
İsmet Tayyaresi elbette düşmandan ele geçirilmiş bir savaş ganimetidir. Ancak özel adı hiçbir zaman Ganimet olmamıştır.
Biri Çine’nin, diğeri Kuşadası, Söke ve Muğla hattının hikâyesidir. Biri Avro 504K, diğeri De Havilland DH.9’dur.
Ortak noktaları ise Anadolu insanının yokluk içindeki yaratıcılığıdır.
CUMHURİYET’İN İSİMSİZ USTALARI
Tarihi çoğunlukla komutanlar, siyasetçiler ve büyük kararlar üzerinden okuruz.
Oysa büyük kararları mümkün kılan, çoğu zaman adı bilinmeyen insanların emeğidir.
Bir uçağı pilot uçurur. Fakat o uçağın havalanabilmesi için önce bir makinistin motoru çalıştırması, bir marangozun kanadı onarması, bir demircinin parçaya şekil vermesi ve bir tüfekçinin mekanizmayı işler hâle getirmesi gerekir.
Savaş yalnızca cephede kazanılmaz.
Cephe gerisindeki atölyede de kazanılır.
Lojistikte, bakımda ve onarımda kazanılır.
Doğru malzemenin doğru zamanda doğru yere ulaştırılmasıyla kazanılır.
İsmet Tayyaresi’nin hikâyesi, Astsubay Pilot Vecihi Hürkuş’un cesareti kadar Eşref Bey’in ve Muğlalı ustaların emeğinin de hikâyesidir.
Onlar yalnızca bir uçağı tamir etmediler.
Kırılmış ve parçalanmış olanın yeniden kurulabileceğini gösterdiler. Kendilerine karşı gönderilmiş bir savaş aracını bağımsızlığın hizmetine verdiler.
Yokluğun ortasında “Elimizde ne var?” diye bakmakla yetinmediler.
“Eldekilerle ne yapabiliriz?” diye sordular.
Belki bugün de en çok ihtiyacımız olan soru budur.
Çünkü Cumhuriyet yalnızca büyük kürsülerde konuşanların değil; sessizce çalışan, vidasını sıkan, demirini döven, kanadını onaran ve gerektiğinde o tayyareyi gökyüzüne çıkaran isimsiz insanların eseridir.
Onu mümkün kılan Millî Mücadele, birkaç komutanın ya da dar bir kadronun değil; Anadolu’nun köylerine, kasabalarına, atölyelerine ve evlerine kadar yayılan büyük bir halk hareketiydi.
Cumhuriyet, tabandan yükselen bu iradenin adıdır.
Ortak emeğin, dayanışmanın ve fedakârlığın sonucudur.
İsmet Tayyaresi de bunun Muğla’daki en güzel örneklerinden biridir. O tayyareyi Sakarya’ya ulaştıran yalnızca pilotunun cesareti değil; makinistin bilgisi, marangozun eli, demircinin çekici, tüfekçinin ustalığı ve halkın dayanışmasıdır.
Astsubay Pilot Vecihi Hürkuş’un tayyarenin tellerine bağladığını anlattığı mavi boncuk da yalnızca bir uçağı nazardan korumak için değildi belki. Bir halkın ortak umuduna bağlanmıştı.
Bu, birlikte çalışılarak ve birlikte başarılarak yazılmış bir millet destanıdır. Kazanan millettir; kazanılan bağımsızlık, kurulan Cumhuriyet’tir.
Yeni şeyler söyleyenlerin, halkla birlikte başaracağız diyenlerin destanıdır bu.
Bu destanın adı bilinen ve bilinmeyen bütün kahramanlarının anısına saygıyla…
Kaynaklar
*Vecihi Hürkuş, "Bir Tayyarecinin Anıları"
*Turgut Özakman, "Şu Çılgın Türkler"
*Millî Savunma Bakanlığı, Millî Mücadele Dönemi Türk Askerî Havacılığı
Atatürk Araştırma Merkezi yayınları
*Davud Kapucu, Millî Mücadele’de ele geçirilen Yunan uçakları üzerine çalışma
*Bayram Akça, "Millî Mücadele Döneminde Muğla-Menteşe ve İsmet Tayyaresi"