Bugun...


Datça Pazarlarında Tahsis Ücreti Sorunu (3): Zincir Marketlerin Önü Açılıyor
Tarih: 04-04-2025 14:05:31 Güncelleme: 04-04-2025 14:05:31 + -


İskele Mahallesi Semt Pazarında çoğunluk üreticilerde. Üreticiler, mart ayı itibarıyla m2 bazında her hafta 2,5+15=17,5 TL., yani %700 zamlı ödeme yapacaklar. Pek çok üretici, eğer “üst üste en fazla 3 hafta, bir yıl içerisinde toplam 8 hafta devamsızlık yapılabilir” kuralı olmasa kış aylarında yağmur yağdığı günlerde pazara gelmez, gider, tarlasında çalışır ya da başka bir şey yapar.

facebook-paylas
Tarih: 04-04-2025 14:05

Datça Pazarlarında Tahsis Ücreti Sorunu (3): Zincir Marketlerin Önü Açılıyor

MEHMET ERDAL

İskele Mahallesi Semt Pazarında çoğunluk üreticilerde. Üreticiler, mart ayı itibarıyla m2 bazında her hafta 2,5+15=17,5 TL., yani %700 zamlı ödeme yapacaklar. Pek çok üretici, eğer “üst üste en fazla 3 hafta, bir yıl içerisinde toplam 8 hafta devamsızlık yapılabilir” kuralı olmasa kış aylarında yağmur yağdığı günlerde pazara gelmez, gider, tarlasında çalışır ya da başka bir şey yapar. “Yerim iptal olur”, “Belediye yerimi alır, bir başkasına verir” korkusu, kış aylarında satacak bir şeyi olmayan ya da tezgah açmaya değmeyecek kadar az olan köylüleri gelip tezgah başında görünmeye mecbur bırakıyor.

29.03.2025 günü, zaman o kadarına yettiği için sadece çerezcilerin ve baharatçıların bulunduğu sokaktaki üreticilerin, artı olarak da denk geldiği için kapalı bölgeden sadece iki üreticinin ne düşündüklerini öğrenebildim.

Üreticilerden bazıları da kendi bildikleri nedenlerle görüş bildirmekten kaçındılar.

ŞİMDİ, PAZARI DA ÖLDÜRECEKLER!

Karaköylü üretici, Galip Kolcu: Sokağın başındaki tezgahın sahibi olması nedeniyle önceki bölümlerde paylaştığım bazı konuşmalara kulak misafiri olmuş ama konuyu tam olarak anlayamamış. Bu pazar yerinde yerlerin sınırlarını, zabıta amiri Osman Özalp ile ikimiz, elimizde metre tek tek çizdiğimizden, kimin yerinin ne kadar olduğunu az çok tahmin edebiliyorum; bu nedenle, tezgahı özgülünde tahmini bir hesap yaparak, mart ayı öncesinde ödediği ve mart ayı itibariyle de ödemeye başlayacağı miktarı söyleyerek, Galip Kolcu'ya olayı anlattım. “Bu durumda bizim, AKP'yi eleştirmememize hiç gerek yok; onlar da aynı şekilde vuruyorlar, halka. Herkes vuruyor, üreticiye; en tepedekinden en aşağıda olanına kadar. Örneğin, 1 kğ fasulye tohumu, 1000 TL. Bunun gübresi, ilacı, sürmesi, toplaması... için harcanan emeği var. Tezgaha gelen bir müşteriye bunu söylediğim zaman, ne diyor biliyor musun? 'Fasulye değil mi, bu?' diyor, 'Kendiliğinden yetişiyor tarlada.' Biz üreticiler ile müşteriler karşı karşıya geliyoruz. Belediyelerin aldığı bu paralardan, hiçbirinin haberi yok.” Bu durumu bilinir hale getirmeye çalıştığımı, bu söyleşiyi de bir yönüyle bunun için yaptığımı söylüyorum. “Maliyetler biniyor ve biz sürekli zarar ediyoruz. Bende hayvancılık da var, yavaş yavaş düşürüyorum. Neden? Maliyetler çok yüksek. Yarın, ileride, vatandaş gıdaya erişemez duruma gelecek. O zaman ne yapacaklar? Zincir marketlerin, AVM'lerin önünü açıyorlar. Halbuki anladığım kadarıyla, büyük marketlerin şehir dışında olmaları gerekiyordu; mahallelerde, sokak aralarında dahi bunlarla karşılaşıyoruz. Ne oldu? Küçük esnafı da öldürdüler. Şimdi pazarı da öldürecekler. Durum, bu. Pazar, zaten eskisi kadar hareketli değil. Cumartesi günleri özellikle, zincir marketlerin fiyatları indirdiğini, diğer günler üzerine koyduğunu da biliyoruz. Pazar yeri, Datça'nın en ücra yerinde. Minibüslerin bu hatta çalışmasını istiyorduk, izin vermediler. Çevre mahallelerden gelen müşteriler alışveriş yaptıktan sonra taa minibüs duraklarına gidiyorlar. O nedenle de pazardan alışveriş yapmamayı yeğliyorlar. Giriyorlar zincir mağazalarına, alışveriş yapıp gidiyorlar. Bunları çözmüyorlar, en kolay para alma yeri üretici, pazarcı olduğundan herkes onlara yükleniyor. Hâlbuki belediyenin para kazanabileceği pek çok yer var. Belediyede çok fazla işçi var, benim görüşüm. Bence, bize yüklenmek yerine başka çözümler düşünsünler.

Konuşmayı dinleyen Kızlanlı üretici Kadriye Ölmez, “Galip abi konuştu. Konuşacak bir şeyim yok.” diyor.

SOKAKTAKİLERDEN İŞGALİYE ALINMAMALI

Kızlanlı üreticiler Aydın-Musa Kılınçoğlu kardeşler adına kayıtlı satış yerlerinde satış yapan 40 yıllık pazarcı Ayşe Kılınçoğlu: “Fazla. Fazla. Hele hele bizim bu pazar yerinde çok çok fazla.” diyor, bulundukları sokağı kastederek. “Yerimiz, kapalı değil. Elektriğimiz yok. Arabaların girip çıkması düzensiz. Her türlü, her şey fazla.”

Mesudiyeli üretici Erol Demirtaş: “Tamam. Kabul, her şey kabul de bizim buranın girişi çıkışı yok, ben ondan dert yanıyorum. Aynı yerden hem giriş, hem de çıkış yapıyoruz, o çok zor geliyor bana. Parası önemli değil.” diyor. “Kurtarır mı bu iş, bundan sonra?” diye soruyorum. Belediyenin yaptığı zam kadar sattığı ürünlere zam yapmak zorunda kalacaklarını anlatmaya çalışıyor. “Çark öyle dönüyor.” diyor. “Sen belediyenin alacağı farkı cebinden ödemeyeceğine göre kimden ödeyeceksin? Müşteriden çıkaracaksın, elbette.” diyorum. Gülüyor. “Tüketicide bitiyor, iş.” diyor. Bu yalın ve içten itiraf, çok hoşuma gidiyor. “Yarın sattığınız ürünlere zam yaptığınızda demesin müşteri, 'Bu satıcılar bizi kazıklıyor' diye. Her şeyi bilsin: Belediye size zam yapıyor, siz de ürünlerin fiyatlarına yapıyorsunuz.” Konuşmaya katılanlar oluyor. “Zam, çok mu?” diye soruluyor. Zam oranını söylüyorum. “Abovvv” diyor Erol Demirtaş. Belli ki, üreticiler de giyim, hırdavat satıcısı pazarcılar gibi ödeme yapmak için belediyeye gittiklerinde öğrenecekler gerçeği, şimdilik her şey söylem düzeyinde olduğundan, “gerçek” onlar için “soyut”. Tezgahları özgülünde yeniden anlatıyorum. Ayşe Kılınçoğlu, ayaküstü tahmini olarak bulduğumuz rakamı kastederek, “Bir yılda, o kadar para mı kazanacağız ki?” diyor. Fiyatın “çok” olduğunu söylüyor. Farklı ağızlardan, belediyenin kendilerini kapalı yerdeki satıcılar ile bir tutmaması gerektiği dile getiriliyor. Onların, elektrik olmadığı için buzdolabı koymaları da olası değilmiş. “Sokaktayız yani. Sokağa da para alıyorlarsa yapacak bir şey yok.” diyorlar. Bu durumda kendilerinden işgaliye alınmaması gerekiyordu.

PARAMIZLA REZİLİZ!

Karaköylü üretici Saniye Özdemir: “Biz köylüyüz. Elimizden bir şey gelmez. Bir şey düşünmüyorum; neyse, o.” Muhabbeti dinleyen bir satıcı erkek, “Biraz da vatandaşı düşünmeleri lazım” diyor. “Evet, düşünmeleri lazım” diyor, Saniye Özdemir. “İçerisi ile burasını bir tutmayacak, belediye.” diyor, erkek. “Çadır da geremezsin buraya. Yağmurlu havada çok zorluk çekiyoruz.” diyor Saniye Özdemir. “Elektriğim yok, suyum yok.” diyor erkek. “İçeridekilerin elektriği var, buzdolabı var. Bizim buranın üstü kapalı değil.” “Çayını demliyorlar” diyerek konuşmaya katılıyor, yan tezgahın sahibi Karaköylü üretici Saniye Ermiş. Dertleri ortak: Üstleri açık olduğu için, branda çekmek zorundalar. Yağmur yağdığında çok zorluk çekiyorlar. Islanıyorlar. Bu sabah yağan yağmur nedeniyle, ayakları, her tarafları ıslanmış. “Belediye, biraz da bu sokağı düşünmeli.” diyorlar. “Şimdiki kararıyla düşünmemiş mi oluyor?” diye soruyorum. “Düşünmemiş” diyorlar. Saniye Ermiş, ağırlıkla yeşillik sattığını söylüyor. “Bu tezgaha 2 milyar (2 bin TL.) ödedik, mesela. Bir çay demleyelim, bir şey yapalım diyoruz. İçeridekiler yazları vantilatör çalıştırıp serinliyorlar, çaylarını demliyorlar, dolapları var. Bak, bizim hiçbir şeyimiz yok. Biz de isteriz öyle buzdolabı vs... koymayı.” “Daha rahat bir ortam olsun istiyorsunuz, anladım.” diyorum. “Hiç rahat değiliz. Paramızla reziliz” diyor.

KÜÇÜK BİR SORUN, KONUŞMAYA BİLE DEĞMEZ

Karaköylü manav, Müjgan Avcı: Bu sokakta bir manavla karşılaşacağımı hiç tahmin etmiyordum. Önce bir erkek sesi, sonra da Müjgan Avcı, “Normal” diyor. “O kadar büyük sorunlar varken, konuşulacak konu bile değil, bu katı atık.” diyor, erkek. “Evsel katı atık bedeli değil, sorduğum, işgaliye bedeli.” diyorum. “Olsun. Gözle görülmeyecek bir durum.” diyor. “O kadar mı küçük?” diye soruyorum, “O kadar küçük” diyor.

Sonradan isminin Ercan Türk olduğunu öğrendiğim üretici: “Ben Mesudiyeliyim, Milaslıyım, onu da söyleyeyim.” diyor. Ona göre, belediyenin belirlediği yeni fiyat, bu hayat şartlarında normal. “Aslında aylık ama biz yıllık ödüyoruz” diyor. Sahip olduğu yer özgülünde anlatıyorum. “Aşağı yukarı 8-9000 TL. ödeyeceğiz.” diyor. “Aşağı yukarı” diyorum.

BAŞKAN, “YAPACAĞIM” DİYE SÖZ VERDİYDİ

Karaköylü üretici Cezai (Sezai, değilmiş) Günay, konuşmaya katılıyor. Çarşamba günü kurulan Özbel Üretici Pazar Yerine de tezgah açıyormuş. Önceki yıl 6 aylık olarak ödediği rakamı söylüyor. “Şimdi 10.000 TL.'nin üzerinde ödeyeceğim.” diyor. Zammın %100 olduğunu söylüyor. “Değil, sizde %700” diyorum. “Aslında, buna karşıyım. 'Neden?' diyeceksiniz. Adam kapalı yerde, arabasıyla geliyor, arabasını yanaştırıyor, koyuyor malını. Ben, burada her yıl, her hafta branda geriyorum. Geçen yıl yırtıldı, gittim 3-4000 TL. bir tane daha çadır aldım. Buradan her kamyon geçtiğinde başımıza bela alıyoruz.” “Bak, bunu yeni aldık” diyor eşi. “Bak, geçti, orasını gene yırttı” diyor Cezai Günay. Eşi, “Burası da örtülsün madem” diyor. “Geçenlerde geldiğinde başkan söz verdiydi, 'Burasını yapacağım' diye. Yok. Hatta 'Kapalı yer ile burası aynı parayı veriyor. Bu yanlış bir şey.' dedik, 'Çıkın komisyona. Komisyonda görüşelim. Burasının ödeyeceği para ayrı olsun.' dedi.” diyor Cezai Günay. Sokakta görüştüğüm stant sahiplerinin neredeyse tümünün ortak görüşüydü, bu söyledikleri. “Bu bahaneyle bunu da dillendirmiş olacağız.” diyorum. “Adam branda germiyor, ben geriyorum. Ben branda germeye mecbur muyum? Branda 2 yılda bir eskiyor. İşin yoksa branda değiştir dur. Bu böyle olmaz. Ben buna karşıyım.” diyor. Eşi, “Yani, memnun değiliz” diyor. “Elin yabancısı gelmiş, pazarın en güzel yerine konuyor, kendi yerlisini en kötü yere kakıyor. Böyle bir şey var mı ya? Benim bildiğim, her yerde aynı.” diyor, Cezai Günay.

ÖNCE, ARAŞTIRIP ÖĞRENEYİM

Yerel seçim sürecinde seçim çalışması yaparken Mesudiye Muhtarlık binası önünde ayaküstü sohbet de ettiğim Mesudiyeli üretici Gürbüz Aybey, anlattıklarıma inanmamış olacak ki ya da kendince başka bir nedenle de olabilir, görüş bildirmekten kaçınarak “Belediyeye gidip parayı öderken öğrendikten sonra...” diyor. Araştırma yapmadan görüş bildiremeyeceğini anlatmaya çalışıyor. Bu konu ile ilgili olarak CHP, MHP ve AKP'li belediye meclis üyesi pek çok kişi ile görüştüğümü ya da konudan onların da haberleri olduğunu, söylüyorum. Konu ile ilgili sohbet ediyoruz...

ÜSTÜMÜZ KAPANSIN, MAĞDURUZ

Karaköylü üretici, Hatice Aydın: “Şu an ne kadar olduğunu bilmiyoruz.” diyor, Hatice Aydın'ın eşi. Anlatıyorum. Hanımının konuşmasını istiyor. “'Burası Datça. Hanım yetkilidir.' diyor, haydi bakalım.” diyorum eşine. “Ben konuyu anlamadım ki.” diyor. Anlatıyorum. “Arkadaşın dediği gibi, burasının üstü kapanırsa herkes ne ödüyorsa biz de onu öderiz. Burası kapansın. Biz mağduruz. Elektriğimiz de yok.” Konuşmalara kulak misafiri olan bir müşteri, aslen Yatağanlı olduğunu ve Ankara pazarlarında 40 yıl kuru yemiş sattığını söyleyerek konuşmaya dahil oluyor. Memurluk yaptığı için haftada bir gün pazarlarda satış yapmış.

Kızlanlı üretici, Ramazan İnsaf : “Her şeye zam geldi. Normal.” diyor. Ceplerinden çıkan para anlamında yapılan zammın oranının kaç olduğunu soruyorum. Söyleyemiyor. Söylüyorum. “Normal mi?” diyorum. Bir erkek “Normal, normal. %1500 de olabilir, yakında.” diyor. Ramazan İnsaf, “Normal” diyor.

HEM BELEDİYE, HEM TÜKETİCİ KÖYLÜNÜN ÜRETTİĞİ ÜRÜNE SAHİP ÇIKSIN

Karaköylü üretici, Remziye Kayan: Eşi ödediği için, belediyeye ne ödendiği konusunda bir bilgisi olmadığını söylüyor. “Ne söylesem, yalan olur.” diyor. “Bir şey söylemeyebilirsin. Ben anlatayım.” diyorum. Anlatıyorum. Bir bey söze giriyor. “Beyefendi, kusura bakma, lafını keseceğim. Bu iş, siyasete dönüyor. Burada olanların hepsi CHP takımı. Kimse burayı yadırgamaz. Hepsi kabul eder. Bunu iyi takip et.” diyor. “Ben buralıyım.” diyorum, bunları söyleyen beyefendiye. Remziye Kaymaz, “Bir şey söyleyeceğim ama bunu düzenli not al.” diyor. Telefonu göstererek “Kayıtta” diyorum. “Burası olsun, Özbel olsun, köylünün kurduğu bir pazar var. Köylünün kurduğu pazara, köylünün ürettiği ürüne halk destek çıksın. Zam şu kadar oldu, bu kadar oldu, bu benim için çok önemli değil. Halk, köylünün ürettiği ürüne, emeğine sahip çıksın, saygı duysun, ürettiğinin kıymetini bilsin. Yapılan zamla ilgili yorum yapamayacağım. Belediyemizin de kendisine göre bir görüşü, bir hesabı vardır, geliri vardır. O nedenle bir yorum yapamayacağım ama halk köylüye destek çıksın.” diyor. “Yani, halk, tüketici, zincir marketler yerine köylülerin ürünlerinin satıldığı pazarlara mı yönelsin?” diye soruyorum. “Hem tüketicinin hem de belediyenin desteğinden bahsediyorum.” diyor. Bu pazar ilk kurulduğunda satış standı pazarın üst kısmında, yani müşterinin uğramadığı bir bölgedeymiş. Rica etmişler, önceki yönetim zamanında şimdiki yere kaydırılmış. Bundan memnundu. “Ben, şahsen memnunum.” diyor. “Yeter ki çabalasın, üretsin bir şeyler.” diyor.

ZAM GELİRSE, BİZ DE FİYATLARA YANSITIRIZ

Karaköylü üretici Nuri Eski: “Duymadık.” diyor. Anlatıyorum. “Yapacak bir şey yok. Ödüyoruz. Görüyorsun, aldığımız, yaptığımız hepsi aynı. Herkes birbirine yansıtıyor.” “Yani, şimdi sen de bunu birilerine mi yansıtacaksın?” diyorum. “Yansıtacağım. Herkes yansıtacak. Zaten böyle yansıyor. Tepeden aşağı doğru böyle geliyor. Zamlar birbirini tetikliyor. Mesela, marketlerde '%50 indirim' diyor. Halbuki asıl fiyatı, o fiyat. Ne oluyor? Yarı yarıya para kazanmış oluyorlar. Bu hayat böyle.” “Yani sorduğum konuda yorum yapmıyorsun, 'gelirse biz de yansıtırız' diyorsun?” “Yansıyor zaten” diyor.

BU ZAM, ÇOK!

Karaköylü üretici, Nevruz Gürler: “Bu, yolsuzluktan başka bir şey değil. %500-600 zam. Belediyenin sosyal tesislerinde Milas'ta 3-4 TL. olan bir şeyi 10 TL.'ye satıyorlar. 3'ü 1 arada'nın paketi 2,5 ya da 3 TL., 25 TL. satıyorlar. Bu, resmen soygun.” “Ben, işgaliyeyi soruyorum.” diyorum. “İşgaliye de aynı, fark etmiyor. Bu nedir ya? Rezilliği görüyorsun. Bana hizmet yap ki ben sana 27,5 TL. vereyim. Hizmet yok. Bugün biraz daha yağmur yağsa rafting yapacaktık. Bu rezillikten başka bir şey değil. Böyle bir pazar yeri görmedim.” “Bu işgaliye çok mu? Az mı? İyi mi? Ben onu soruyorum.” “Çok. Üreticiyi nasıl destekleyecekler bunlar? Böyle mi? Haydi Datça dışından gelen manavlara 150 TL. yazsın m2'sini, önemli değil...” diyerek tezgahının yanında konuştuğumuz Çineli manav arkadaş duyacak şekilde takılıyor.

Kızlanlı üretici Mustafa Karaçoban : “MUSKİ'ye gittim, 74 000 TL. işgaliye parası aldı.” Neyi kast ettiğini anlayamadığım için soruyorum, “Neyin işgaliyesi bu?” “İnşaata başlayacağım ya, 74 000 TL. fatura çıkardılar.” “Ben belediyenin sizden alacağı işgaliyeyi soruyorum, diyorum. “Belediyeye helal olsun ama MUSKİ'ye helal etmiyorum 74 000 TL.'yi. Sorduğun işgaliye normal. Para kazandıktan sonra sıkıntı yok.” diyor. Zammın oranını söylüyorum. “%700 mü? Aynen MUSKİ gibi o da o zaman. MUSKİ'ye 10 000 TL. diye gittik, 74 000 TL. fatura çıktı.” diyor.

Bitti

 




Bu haber 1443 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YEREL YÖNETİM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI