|
Tweet | Tarih: 14-10-2026 20:54 |
Prof. Dr. Ahmet Tuncay TURGUT
Hekim, Akademisyen, Sivil Toplum Gönüllüsü
Protokolün yüzü gülüyor. Birkaç siyah gözlük, bolca hatıra fotoğrafı, bolca hamaset… Sanki Milas’ın ve zeytin üreticisinin bütün meseleleri çözülmüş! Yerel basına ve sosyal medyaya düşen görüntülere bakıyoruz: Protokol var, konuşmalar var, toplu fotoğraflar var. Peki üretici nerede? Zeytinin asıl sahibi görünmezken, protokolün başrolde olduğu bir şenlikte acaba kimin hasadı kutlanıyor? Fotoğraf karesinde herkes zeytinin yanında. Keşke zeytincinin derdinin yanında da bu kadar kalabalık olabilsek! Şenlik alanının dışında ise başka bir hayat var: Mazotun, gübrenin, işçiliğin maliyetini hesaplayan; ürününü kaça satacağını, elinde ne kalacağını düşünen üreticinin hayatı.
Hamaseti bir tarafa bırakalım, zeytincinin cebindeki gerçeğe bakalım!
2001–2024 dönemine ilişkin önceki hesaplamamız, zeytin üreticisinin alım gücündeki kaybı ortaya koyuyor. Üreticinin kilogram başına elinde kalan tutar, 2001 yılındaki alım gücüyle 2024 fiyatlarına uyarlandığında yaklaşık 23,55 TL iken 2024’te 15,16 TL düzeyinde kalıyor. Buna göre reel gelir kaybı yaklaşık yüzde 35,6.
Aynı hesaplamada, üreticinin elinde kalan parayla alabildiği motorin 0,529 litreden 0,337 litreye düşüyor; motorin karşısındaki alım gücü yaklaşık yüzde 36,3 azalıyor. Gram altın hesabı daha çarpıcı: Alınabilen altın miktarı 0,0489 gramdan 0,0060 grama geriliyor. Altın karşısındaki alım gücü yaklaşık yüzde 87,7 eriyor. Reel gelir karşılaştırmasında TÜİK’in Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) esas alınıyor. Bu oranlar, kullandığımız fiyat ve maliyet varsayımlarına dayalı hesaplamalar; ancak ortaya koydukları soru önemli:
Üretici daha çok çalışırken emeğinin karşılığını neden aynı ölçüde alamıyor? Zeytinlikler büyüyor mu, zeytincilik güçleniyor mu? Zeytinciliğin geleceğini yalnızca üreticinin cebine bakarak değerlendiremeyiz. Zeytinlik alanlarını, ağaç sayısını, üretim miktarını, üretici sayısını ve üretimin ekonomik değerini de incelemeliyiz. Üstelik bugünün rakamları yetmez; son 20–25 yıldaki değişimi görmeliyiz.
Zeytinlikler ne kadar arttı veya azaldı? Hangi bölgelerde yeni bahçeler kuruldu, hangi bölgelerde zeytinlikler kaybedildi? Ağaç sayısındaki artış üretime ne kadar yansıdı? Üretici sayısı ve üreticilerin yaş ortalaması nasıl değişti? Üretimin enflasyondan arındırılmış ekonomik değeri ne anlatıyor?
Üretimin ekonomik değeri ne?
Bu soruların tümünü yanıtlayacak, uzun yılları kapsayan ve aynı yöntemle oluşturulmuş verilere ulaşmakta zorlanıyoruz. Bir ürünün şenliğini düzenliyoruz ama o ürünün ve üreticisinin 25 yıllık hikâyesini bütün boyutlarıyla anlatabilecek bir veri tablosunu önümüze koyamıyoruz. Bu, ciddi bir eksikliktir. Ziraat odaları, üretici birlikleri, kooperatifler, ilgili kamu kurumları ve yerel yönetimler; kendi görev ve yetkileri çerçevesinde bu verilerin toplanmasına, analiz edilmesine ve kamuoyuyla paylaşılmasına katkıda bulunmalı.
Üretici sayısının, zeytinlik alanlarının ve maliyetlerin nasıl değiştiğini bilmiyorsak hangi sorunların ağırlaştığını, hangi politikaların işe yaradığını nasıl anlayacağız? Veri yoksa sorunun boyutunu ölçemeyiz; ölçemediğimiz soruna da doğru çözüm üretmek zorlaşır. Zeytini övmek kolay, zeytinliği korumak zor.
Milas’ın zeytiniyle övünmek elbette güzel...
Ancak zeytinin değerini anlatanların, o zeytinin yetiştiği toprağın geleceği hakkında da söyleyecek sözü olmalı. Akbelen’de yaşananlar ve 2025 yılında çıkarılan 7554 sayılı Kanun’la belirli koşullarda madencilik faaliyetleri kapsamında zeytin ağaçlarının taşınmasına imkân veren düzenlemeler, zeytinliklerin geleceğine ilişkin kaygıları artırdı.
Bir yandan zeytini kültürel miras ilan edip diğer yandan zeytinliklerin geleceği tartışılırken sessiz kalmak, ardından kürsüye çıkıp zeytin sevgisinden söz etmek ne kadar inandırıcı? Zeytin ağacını övmek başka, onu gerçekten korumak başka.
Şenlik kimin için?
Şenlikler elbette yapılmalı. Zeytin tanıtılmalı, üretici desteklenmeli, yerel ekonomi canlandırılmalı. Ancak şenlik, protokol gösterisinin ve zeytinle ilgisi tartışmalı ticari faaliyetlerin gölgesinde kalmamalı. Yerel siyasetçiler için seçmenle buluşma, bürokratlar için görünür olma, bazı sivil toplum temsilcileri için kendilerini gösterme fırsatı… Bunların hepsi şenliğin bir parçasına dönüşebilir. Fakat aynı karede yer almak, aynı sorumluluğu üstlenmek anlamına gelmez.
Üretici adına düzenlenen şenliğin protokolünde kaç üretici var? Üretimin maliyetini kendi cebinden karşılayan, ürününü satarken güçlük çeken, geçim hesabını her gün yeniden yapan insanlar mı konuşuyor, yoksa onların adına başkaları mı vitrinde? Elbette protokolde bulunan herkesin üreticiden uzak olduğunu söyleyemeyiz. Ancak yerel basında ve sosyal medyada protokol konuşmalarıyla toplu fotoğraflar öne çıkarken, üreticinin kendi sorunlarını anlattığı ve çözüm önerilerini tartıştığı görüntüler ne kadar yer buluyor?
Fotoğraflarda protokol başrolde, üretici figüran kalıyorsa sahneyi yeniden düzenlemek gerekiyor. Mazotun fiyatı, üreticinin gelir kaybı, zeytinliklerin geleceği konuşulacak mı? Yoksa birkaç güzel cümle, birkaç fotoğraf ve ardından herkesin kendi gündemine dönüşü mü? Çalgı çengi de olsun, ama mesele bundan ibaret kalmasın.
Kimse şenlikte müzik olmasın, eğlence yapılmasın demiyor. Elbette çalgı çengi de olacak, yemekler yenilecek, ürünler tanıtılacak. Ancak bütün bunlar etkinliğin asıl amacının önüne geçmemeli. Zeytin hasat şenliği aynı zamanda bir bilgi ve tartışma platformu olabilir. Son 25 yılın zeytinlik alanları, üretici sayısındaki değişim, üretim maliyetleri, verimlilik ve üreticinin eline geçen gelir bilimsel verilerle açıklanabilir. Zeytinlikleri tehdit eden gelişmeler tartışılabilir, çözüm önerileri kamuoyuyla paylaşılabilir.
İlgili kurumlar düzenli veri toplayıp yıllık raporlar hazırlasa, şenlik her yıl bu raporların açıklandığı ve sonuçlarının tartışıldığı bir buluşmaya dönüşebilir. Siyasetçiler sorulara yanıt verir, bürokratlar verileri paylaşır, üretici birlikleri üyelerinin durumunu rakamlarla ortaya koyar. Üretici de yalnızca fotoğrafın kenarında duran kişi olmaktan çıkar; kendi geleceği hakkında söz sahibi olur. İşte o zaman şenlik, yalnızca bir kutlama değil, üreticinin geleceğini konuştuğumuz gerçek bir buluşma olur.
Şenlik bitecek, hesap bitmeyecek!
Müzik susacak, stantlar toplanacak, protokol dağılacak. Yerel basında ve sosyal medyada açılış kurdeleleri, toplu pozlar ve kürsü konuşmaları dolaşmaya devam edecek. Zeytinin adı bolca geçecek, ama zeytincinin kendisi yine arka planda kalabilecek. Oysa fotoğraf karesi üreticinin geçim hesabını değiştirmiyor. Alkışlar mazot almıyor, protokol konuşmaları gübre parasını ödemiyor. Zeytin üreticisi tarlasına, aynı kaygılarla, geleceğini ve daha ne kadar dayanabileceğini düşünerek dönecek.
Şenliğin gerçek başarısı, kaç kişinin katıldığıyla ya da kaç fotoğraf çekildiğiyle değil, zeytincinin geleceğine ne kattığıyla ölçülür. Milas’ın zeytini yalnızca kürsülerde övülen, afişlerde kullanılan bir değer olmamalı. Onu yetiştiren insan da yaşayabilmeli, emeğinin karşılığını alabilmeli ve geleceğe umutla bakabilmeli. Aksi halde şenlikte herkes zeytinin bereketini anlatır; şenlik bittiğinde üretici kendi bereketinin hesabını yaparken yine yalnız kalır.
O zaman soruyu bir kez daha soralım: Zeytincinin şenliği mi yoksa cenazesi mi?