|
Tweet |
MEHMET ERDAL / AKHİSAR
(Üçüncü Bölüm)
ZEYTİNLİOVA'DA YEŞİL ZEYTİN, SINIFLANDIRILDIKTAN SONRA SATILIR
Mehmet Ali, “Bugün topladığımız zeytini, kaç kasa olursa, bizim köyde 'komisyoncu' (işletmeler adına zeytin alan kişiler) deniyor, götürüp onlardan birisine vereceğiz. Komisyoncuya verdiğimiz bu zeytin, orada, 'zeytin eleme' makinesinde boyutlarına göre sınıflandırılacak; biraz sonra gittiğimiz zaman kendiniz de göreceksiniz. Eleme makinesinin 6 gözü var. İlk göze, halk arasında 'yaprak gözü' denir. Ondan sonraki 'yağlık'tır, genellikle. Eleme makinesinin girişteki haznesine dökülen zeytin, küçükten en büyüğüne doğru 6, 5, 4, 3, 2, 1 ve duble diye (birbirine paralel ve genişleyerek uzanan demirler arasından aşağıdaki gözlere düşerek) sınıflandırılır. Bütün komisyoncularda aynı işlem yapılır. Komisyoncular, onların her bir sınıfına fiyat verir. Üretici, sınıflandırılan zeytininin hepsini komisyoncuya satabileceği gibi bazılarını satıp bazılarını satmayabilir, satmadığı boyları 'yağlık' ya da başka bir amaçla kendine ayırabilir.” diyerek zeytin toplandıktan sonraki süreci anlatmaya başladı.
Peki, eleme makinesinde sınıflandırmadan ürününü komisyoncuya “toptan” satan yok muydu? Elbette vardı ama sınıflandırılmadan satılan zeytin türü, siyah rengini alan “Gemlik” idi ve Akhisar taraflarında söz konusuydu. Zeytinliova'da “Domat” türü zeytinin satış usulü, “sınıflandırıldıktan sonra satma” şeklindeydi.
Sabah zeytin sıyırmaya gelirken, örneğin o gün topladığı “Domat” türü zeytini komisyoncunun kaç TL'den satın alacağını muhtemelen bir gün öncesinden öğrenmişti. “Bugün hangi fiyattan satacaksın topladığın bu zeytinleri?” diye sordum. “Bazı zeytin türlerinde ayrıştırılma yapıldıktan sonra bazı boylar birleştirilerek fiyatlandırılıyor. Örneğin diyorlar ki 'Duble 1-2 şu fiyat, 3-4 şu fiyat, kalan gözler de şu fiyat.' gibi... 'Domat' türünde bugün için 'yağlık' olarak değerlendirilecek olana 10.00 TL veriyorlar. Tersten gidersek daha kolay anlaşılacak söylediklerim: Zeytin piyasası Duble 70 TL'den açıldı. Geçenlerde düşürmüşler. Bugünlerde yeniden düşürüleceği söylentisi var. Muhtemelen, üreticileri panikletmek için böyle yapıyorlar. Bugün 60 TL'den alınacağı söyleniyordu. Sonra 50 TL, 40 TL., 30 TL., 20 TL ve 10 TL olarak devam ediyor.”
KOMİSYONCULAR, BÜYÜK İŞLETMELER ADINA ALIM YAPIYORLAR
Anlattığına göre, Zeytinliova'daki komisyoncular çoğunlukla kendi adlarına değil, büyük işletmeler adına alım yapıyorlarmış. Üretici, istediği komisyoncuya ürününü satabilirmiş. Komisyoncular arasında farklı fiyattan alım yapan olup olmadığını sordum. “Komisyoncuların hepsinde fiyat aynıdır. Çünkü fiyatı belirleyen komisyoncular değil, adlarına alım yaptıkları büyük işletmelerdir. O işletmeler içerisinde de birisi, asıl belirleyici olandır. İşletmeler fiyatı belirler ve komisyonculara bildirir. Ola ki komisyoncunun birisi kendi adına yaptığı alımlarda daha yüksek, örneğin 5 TL daha fazla fiyat verdi, herkes o komisyoncuya yığılır. Bu komisyoncu, aldığı bu zeytinleri kime satacak? Fiyatı birlikte belirleyen işletmeler o komisyoncunun elindeki zeytini almaz ve haliyle aldığı zeytin o komisyoncunun elinde kalır (patlar).”
“Üreticiler, zeytini komisyoncuya teslim ettikten hemen sonra mı yoksa aradan belli bir süre geçtikten sonra mı paralarını alabiliyorlar?” diye sormaya devam ettim. “Genellikle verdikten hemen sonra alabiliyorlar ama vadeli işlemler de oluyor.” dedi. Anlattığına göre, çok az da olsa kendi adlarına alım yapan komisyonculardan ya da doğrudan alım yapan işletmelerden üreticiden vadeli ürün satın alanlar da oluyormuş. Böyle bir satın almada, çok az da olsa fiyat farkı söz konusu oluyormuş. Örneğin bir komisyoncu ya da bir işletme bir üreticiye “Ben senin ürününü bir ay” ya da örneğin “3 ay vade ile alacağım ve sana ödemeyi (örneğin) 30 TL'den değil de 32 TL'den yapacağım,” diyebiliyormuş. Üretici kabul ederse, böyle bir satış da oluyormuş.
BU YILKİ FİYATLARLA NE ZEYTİNCİLİK YAPILIR NE DE GEÇİM SAĞLANIR
Mehmet Ali, “tek ürüne” (zeytine) bağlı yaşamıyor. Emekli. Arıları var. Evi kendisine ait. Bahçesinde yaz sebzelerini yetiştirebiliyor. Zeytinliğin bir kısmında incir (yemiş), şeftali, nar, kiraz, erik, badem, ceviz, dut ağaçları var. “Ticari” ürünü, sadece zeytin. Onu da kardeşleri, eşleri ve yetişkin çocuklarıyla “dayanışarak” (imece) topluyorlarmış. Zeytinleri toplamanın dışında diğer işleri de “dayanışarak” yapıyorlarmış. Zeytinliği sürmüyor ama ilaçlamasını, sulamasını yapıyor, bulabilirse doğal gübre atıyor, buduyor...
“'Gidip bir zeytinlik alayım. Zeytincilik yapayım' deyip zeytinciliğe başlayan ve her işini ücretli işçiye yaptıran bir zeytin üreticisinin bu yılki zeytin alım fiyatlarıyla bu işten para kazanıp kazanamayacağını bir tarafa bırakıyorum. Diyelim ki sen geçimini sadece zeytincilikten sağlıyorsun ve söylediğin fiyatlardan komisyoncuya zeytinlerini sattın. Geçinebilir misin?” diye sordum. “Mümkün değil.” dedi. “Zeytin toplayan işçi ücreti 2 bin TL. Geçenlerde kahvede konuşuluyordu, bir üretici zeytinini toplatmak için 13 işçi (amele) götürmüş. 60 kasa zeytin toplanmış. Üretici, o gün 60 kasa ürünü sattıktan sonra elde ettiği paranın üzerine 5 bin TL daha koyup işçilerin parasını ödeyebilmiş ve sonra da zeytinini toplamayı bırakmış.”
Bu yılki zeytin satın alma fiyatları, geçen yıldan da önceki yıldan da düşükmüş. “O kadar net.” dedi. “O zaman, geçimi zeytine bağlı ya da şehirde yaşayıp da bir zeytinliği satın alan ve her işi işçiye yaptırtan bir yurttaşın hali bu yıl 'perişanlık', yani 'işi bitik'?” dedim. “Aynen. Tam da öyle.” dedi. “İşte 'Ben çiftçilik yapacağım.' Hele hele 'Bütün işleri de para ile yaptıracağım.' dersen, bu yıl yandın. Bu gidişle, çiftçiliği sürdürme şansı hiç yok. Çiftçilik ölür.”
EMEKLİLER, 1.500 TL.'YE ZEYTİN TOPLUYORLAR
Eşinin zeytin sıyırdığı yere varınca, konuşmayı bıraktık. Biz de zeytin toplamaya yardım ettik. Eşi Gülten, elindeki sapsız plastik tırmık, Mehmet Ali ise eli ile “sıyırma” yapıyordu. Bugün “başlamış” olmak için geldiklerinden yer yazgılarının hepsini ve zeytini toplamada kullandıkları (zeytin ağacını sarsarak zeytinleri aşağıya düşüren) “makineyi” getirmemişlerdi.
Saat 16.00 gibi Mehmet Ali, “Toplayalım. Komisyoncuda sıra çoktur. Beklemeyelim. Bir an önce gidelim.” dedi. “İşi erken bırakmayı düşündükleri için saat 15.00 gibi gelmemizi istemiş” dedim içimden. M. Ali ile içleri dolu plastik iki kasayı tutup, araca yükleyecekleri yolun kıyısına taşıdık. Önceden sıyırdıkları zeytinleri doldurdukları diğer kasaları, yola taşımışlar. Cemalettin, Mehmet Ali ve ben aracı park ettiğimiz yere doğru yürüdük. Yol kıyısına yakın bir yerdeki incir (yemiş) ağacından incir topladık. Mehmet Ali “Kasım-aralık ayına kadar bu ağaçta yemiş bulunur” dedi.
Mehmet Ali, “Siz çıkın. İleride yol ağzında bizi bekleyin ya da Cemalettin evi biliyor, eve gidin.” dedi. Eşinin yanına doğru yürüdü. Aracı çalıştırıp hareket ettik. Biraz gittik, yolun solunda eski bir minibüs ve yanında ben yaşlarda bir erkek duruyordu. Yanına yaklaştık. Selam verdik. Yolun sağındaki zeytinlikte çalışan işçileri bekliyormuş. Erzurumlu ve eski bir orman işçisiymiş. Soma'ya yerleşmiş. Emekli olunca “servis” işinde çalışmaya başlamış. Adını sordum. “Ormancı Mehmet” dedi. İşçileri Soma'dan getiriyormuş. İşçiler 2 bin TL alıyor, 500 TL'sini ona veriyorlarmış. “Sabah getir-akşam götür bende.” dedi. İşçiler saat 07.00'de işbaşı yapıyor, saat 16.00'da işi bırakıyorlarmış. Cemalettin, “Komisyoncuya zeytini teslim ederken çok bekleniyor. Ondan.” dedi. Yağmurlu havalarda işçiler çalışmıyormuş. Zeytin toplama işi 2 ay kadar sürüyormuş. “Bu insanlar bu kazanç ile nasıl geçiniyorlar?” dedim. “Geçinemezler. Zeytin toplamaya gelenler, emekliler. Bu, onlar için ek bir gelir oluyor,” dedi, Ormancı Mehmet.
(Devam edecek)