|
Tweet |
MEHMET ERDAL / AKHİSAR
(Dördüncü Bölüm)
KOMİSYONCUDA ÜRETİCİLER SIRALARINI BEKLİYORLAR
Tarladan Zeytinliova'ya döndük. Köyün o taraftan girişindeki benzinliğin önünden itibaren çevredeki yerleşim yerlerinden zeytin toplamaya gelen işçileri alıp evlerine götürecek olan minibüsler ve toplanan zeytinleri komisyoncuya getiren traktörler, kamyonetler köyün içerisine doğru sıralanmıştı. Mehmet Alilerin evine, benzinliğe bitişik yoldan sağa dönülerek gidiliyormuş. Mehmet Ali, benzinliğin içerisinden geçip, biz ise önümüzdeki minibüsün yanından yavaşça geçerek o yola döndük. Eve vardık.
Mehmet Ali'nin evi ile zeytini vereceği komisyoncu birbirlerine uzak değildi. Toplanan zeytin teslim edileceğinden, M. Ali'nin kamyonetine bindik. Komisyoncuya gittik. Komisyoncunun önünde, kasasında içi silme zeytin dolu plastik kasalar bulunan bir traktör bulunuyordu. Komisyoncunun tam karşısına gelen yolun sağ tarafında da yine kasaları silme zeytin kasası dolu olan başka traktör ve kamyonetler vardı. Kamyoneti, biraz ileriye park ettik. Komisyoncuya doğru yürüdük. Mehmet Ali, “Komisyoncum, dayımın oğludur. AK PARTİ belde teşkilatı başkanıdır.” dedi.
Komisyoncunun ön kısmında gençten 2-3 delikanlı duruyordu. İçeriye girdik. Komisyoncunun bürosunda, masanın arkasındaki komisyoncu ile büroda bulunan 3 kişi sandalyelerde oturuyorlardı. Biz kapıda görününce, masanın bitişiğindeki sandalyelerde oturanlardan birisi kalktı ve “Buyurun” dedi. Oturmadık. Mehmet Ali “Zeytin getirdik.” dedi. “Kaç kasa?” diye sordu, dayısının oğlu. “10” dedi Mehmet Ali. Bizi gösterdi, “Arkadaşlarım.” dedi. Sonra, dışarıya çıktık. Ön tarafta, açık alanda, traktör ile bina arasında zeytin eleme makinesi vardı. Biz içeriye girerken başında kimse yoktu. Dışarıya çıktığımızda, bir genç zeytinlerin döküldüğü giriş haznesinin bulunduğu yere çıkmıştı. Diğer iki gençten birisi eğilmiş, bir diğeri çömelmiş halde makinenin gözlerini temizliyorlardı. Makine çalışmaya başladı. Giriş haznesinin yanında bulunan delikanlı, traktörde yüklü plastik kasaları tek tek alıp içerisindeki zeytinleri hazneye dökmeye başladı. Hazneye dökülen zeytinler, ızgarada ilerlerken aşağıdaki gözlere dökülüyorlardı. Gördüğüm, en uçtaki göze kadar gelebilen “duble” zeytin çok azdı. Yana eğilip, gözlere baktım. Zeytinler, daha çok 3-4 ve 5. gözlere dökülüyorlardı.
Tekrar içeriye girdik. Bürodakiler kalktılar. Yerlerini bizlere verdiler. “Yerel haberler yapıyorum. Zeytin ile ilgili birkaç soru sorabilir miyim?” dedim. “Tabii” dedi. Konuşmayı kaydedeceğimi söyledim. “Tamam. Doğru olan ne ise ben onu söylerim.” dedi.
“KOSTİK” PARASINI DA BİZE YIKACAKLAR
Adı, İsmail Başkurt. Fabrikalar adına köylüden zeytin alıyor. “Bu yıl satın aldığınız zeytin fiyatlarını nasıl buluyorsun?” diye sordum. “Fiyatlar, bu sene çok kötü; her iki günde bir fiyat düşüyor. Duble zeytin, 70 TL.'den başladı, bugün 55 TL. oldu. 55, 45, 35, 25, 15, 15 TL. diye gidiyor. Herhalde 'kostik' ('Turşu Zeytin'/'Yeşil Kokteyl' olarak bilinen 'yemeklik yeşil zeytinin' yapımında kullanılır) parasını da bize yıkacak bu işletmeler.” dedi.
“Bunun nedeni, ürünün bu yıl çok olması mı?” dedim. “Valla, onu bilemiyorum. Daha önce de böylesi kötü yıl yaşadığımız oldu ama fiyatlar bu kadar düşmüyordu.” dedi. “Bu sene bütün çiftçilerin durumu kötü. Herkesin ürettiği ürün para yapmadı. 'Sıra bize (zeytinciye) geldi' dedik. Bu yıl herkes mağdur. Buğday üreticisi mağdur, üzüm üreticisi mağdur, incir üreticisi mağdur. Yılda mı var bir uğursuzluk, ben anlamadım. Fındık aynı, ceviz aynı. Hepsi aynı yani.”
ÜRETİCİ, ÜRÜNÜNÜ TOPLAMAYACAK
Mehmet Ali'nin zeytinliğinden gelirken, yol kıyısında Soma'dan işçi getiren birisine (Ormancı Mehmet) işçi yövmiyesini sorduğumu, “2 bin TL. Onun da 500 TL.'sini getir-götür bedeli olarak ben alıyorum.” dediğini aktardım. “Varsayalım ki üretici 2 bin TL.'den işçi çalıştırarak ürününü toplatıp size getirdiğinde bu işten para kazanabilir mi? Kazanırsa ne kadar kazanır?” dedim. “Belli olmuyor hiç. Cebinden üste para veren de çıkıyor, amele (işçi) parasını karşılamak için.” dedi. “Bu durumda üretici ne yapmalı?” soruma, “Toplamayacak.” yanıtını verdi.
Sonra, o akşam kahvede toplantı olacağını ve ertesi gün (11.10.2026, Cumartesi) sabahtan itibaren üreticinin zeytin toplamamayı, komisyoncuların da zeytin eleme makinelerini çalıştırmamayı düşündüğünü söyledi. (O akşam sözünü ettiği o toplantı oldu ve ertesi gün sabahtan itibaren hem üreticiler hem de komisyoncular bir haftalık boykota başladılar. Boykot, bu yazının yazıldığı ve sizin okuduğunuz sırada da devam ediyor.)
ÜRETİCİ, “FİYATLAR YÜKSELTİLSİN, AMELE ÜCRETİ DÜŞSÜN” İSTİYOR
Üreticinin ne istediğini sordum. “Fiyatlar yükseltilsin. Amele yevmiyesi düşsün.” dedi. “2 bin TL.'den daha ne kadar aşağı düşecek ki?” dedim. “Çıkamıyorlar işin içerisinden. Başka ne yapacak?” dedi. Anladığım, üretici kendi çıkış yolunu bu yollarda görüyordu. 2 bin TL.'ye çalışan işçiye sorsam, o da kendi açısından başka bir çözüm yolu önerirdi. “İşçi, akşama kadar tarlada çalışacak ya da çalışmayacak, akşama da parayı kapçek gitcek, onun derdi bu. Öyle çok çalışan da yok abi be. İnsan başına, 5-6 kasa topluyorlarmış.” dedi. “Yevmiye ile çalıştığında işçi, işi biraz ağırdan alır; bu her yerde ve her işte böyledir.” dedim. “Yooo. Günde 10-12 kasa toplayanı da var.” dedi. “Öyleyse, bu durum işçiden işçiye değişiyor. 'Götürü' ya da 'yarıcı' usülde toplatılsa daha mı hızlı çalışır?” diye sordum. “Burada almıyorlar ki 'götürü'. Bizim öyle bir alışkanlığımız yok. Biz hep 'yevmiye' ile topladık-toplattık malımızı. Başka yerlerde farklı yöntemlerle toplatıldığını duyuyoruz. Ben bildim bileli burası 'yevmiye' ile toplatır.” dedi.
BU YIL ZEYTİNDE YAĞ YOK
Bu yıl, bu bölgede kaç ton zeytin rekoltesi beklendiğini sordum. Onu çok iyi bilemiyordu. “Zeytinliova'da, 7-8 bin ton çok rahat çıkar.” dedi. Yağ sıkımının başlayıp başlamadığını sordum. “yarın” başayacakmış. Yağ sıkımı başlamadığı için, bu yıl kaç kğ. zeytinden 1 kğ. yağ çıktığını söyleyemezdi elbette. “Şu an yapılacak sıkımdan 15-20 kğ. zeytinden 1 kğ. yağ çıkar, ancak.” dedi. Şaşırdım. Bizim oralarda da sıyırmanın, haliyle sıkımın daha başlamadığını ama ortalama 7-8 kğ. ile 3-4 kğ. arası zeytinden 1 kğ. yağ elde edildiğini söyledim. “O dediğin ölçülere, burada kasım ayında ulaşılıyor. Bu yıl zeytinde yağ yok. Nisan-Mayıs aylarında güzel yağmur yağdı ama o günden şu ana kadar yağmur yağmadı. Ağaçlar, o nedenle cansız. Suyu olan su verdi, olmayan veremedi.” diyerek açıklama yaptı.
DEVLET, ÇİFTÇİYİ YORDU
Geçen yıldan kalan yağın satış fiyatı ile bu yıl çıkacak yağın olası satış fiyatını sordum. “Geçen yılın yağı, 130-150 TL. civarında. Bu yılınki şu an için 250 TL. deniyor. Bu fiyatlar, 'yemeklik' dediğimiz yağ fiyatları.” Söylediği yağ fiyatları, zeytin işini biraz da olsun bilen benim için “çok düşük” idi. Şaşırdım. “Şu an 250 TL. Bu fiyat, 10 gün kadar sürer. Şimdiki, 'acı yağ' (İlk hasat edilen zeytinlerden elde edilen zeytinyağı. Yaygın kanının aksine, bu acılık, zeytinyağının en kaliteli, en taze ve sağlık yönünden en zengin dönemde olduğunu gösterir.), ondan. 'Sızma...' filan diyorlar ya ondan. 0,1, 0,2 asit civarında.” Bu asit oranlarında yağ elde edebilmek için zeytinin sıyırıldıktan sonra açık kasalarda yağhaneye taşınması, aynı gün sıktırılması... filan gerekiyordu. “0,3 asitin altında zeytinyağı elde etmek çok kolay değildir.” dedim. “Bu yıl çok sinek yok zeytinde. Sinek (zeytinin kurtlu olması hali) oldu mu yüksek çıkıyor asit.” dedi. Söylentilere göre, zeytinyağı fiyatları, 180 TL.'lere kadar düşecekmiş. Konuşmayı dinleyen Mehmet Ali “İsmail, rakam aklımda değil ama yakın zaman önce Tunus'tan zeytinyağı ithal edilmiş.” dedi. “Biliyorum.” diye cevap verdi, İsmail. “Geçen yıllarda olacak, bir ara Afrin'den (Suriye) ithal etmişlerdi.” dedim. “Devletin politikaları bunlar. Devlet çiftçiyi yordu yani.” dedi.
DEVLET, SADECE “ORGANİK GÜBREYE” DESTEK VERİYOR. O KADAR!
Mehmet Ali, dayısının oğlunun AK PARTİ belde temsilcisi olduğunu söylemişti. “Devlet, çiftçiyi yordu.” deyince, sormanın tam zamanıydı. “Devletin tarım politikasında bir sıkıntı mı var?” dedim. “Büyük bir sıkıntı var yani. Az da değil. Bakandan mıdır, Cumhurbaşkanından mıdır, bilemiyorum.” dedi. Söylediklerini biraz açmasını istedim. “Devlet eskiden “destek parası' veriyordu, onu da kesti.” dedi. Şimdilerde, bir tek gübre desteği veriyormuş. Onu da “organik gübre” alırsan veriyormuş. Normal gübre alırsan vermiyormuş. “Organik gübre”den kastedilenin hayvan gübresi (ters) mi olduğunu sordum. “Hayvan gübresi gibi bir gübre daha var işte, 'organik gübre' diye satıyorlar. Ondan.” dedi. Bu gübre, piyasada satılıyormuş. Üretici o gübreden alırsa, devlet destek veriyormuş. “Ne kadar veriyor?” dedim. “Aklımda kalmıyor onlar. Yatırıyor hesaba, gidiyor.” dedi.
Yaptığı işin onu kurtarıp kurtarmadığını, yani “yevmiyesini” çıkarıp çıkarmadığını sordum. “Bu seneye kadar kurtarıyordu. Bu sene kurtarmayacak herhalde.” dedi. Zeytin alımı 2-3 ay kadar sürüyormuş. Komisyonculuk dışında, tarlaları ve bir de “yağ fabrikası” varmış. Yağhanesi, “kontini” (Zeytinin hazneye döküldüğü andan itibaren ezilmesi, yoğurulması ve yağın zeytin hamurundan ayrıştırılmasına kadar olan tüm sürecin hiçbir insan eli değmeden, havayla ve dış ortamla temas etmeden paslanmaz çelik borular ve otomatik makineler içinde kesintisiz olarak gerçekleşmesi) sistemmiş. Bizim oralarda ve Datça'da da bu sistem ile sıkım yapan yağhanelerin (mengen) revaçta olduğunu, bakanlığın bu sistemi desteklediğinin konuşulduğunu söyledim.
Söyleşiyi, “M. Ali sizin 'AK PARTİ belde başkanı' olduğunuzu söyledi.' dedim. “Değilim. Bıraktım.” dedi.
Teşekkür ettim. Kalktık.
(Devam edecek)