Bugun...


BÜYÜK GÖÇ VE TERSİNE GÖÇ HİKAYELERİ (4)
Tarih: 28-08-2025 13:31:07 Güncelleme: 28-08-2025 13:31:07 + -


“Büyük Göç” ile Türkiye'ye gelmeden önce Türkiye'de var olan düzen (Kapitalizm) ile ilgili tozpembe hayaller besleyen Bulgar vatandaşı Türklerden bir gencin Türkiye'ye geldikten sonra yaşadığı düş kırıklığına ilişkin Nazif Suat Tunca'nın anlatımı çok hoş idi.

facebook-paylas
Tarih: 28-08-2025 13:31

BÜYÜK GÖÇ VE TERSİNE GÖÇ HİKAYELERİ (4)

MEHMET ERDAL / NAZİF SUAT TUNCA

(Dördünci Bölüm)

KAPİTALİZMANIN NE OLDUĞUNU ANLAMAK

Kahveye girdiğinde boş masa yoktu. Her masada 3'er 4'er kişi oturuyordu. Kapı girişindeki masada, ben tek başımaydım. Kahveye giren genç, 30 yaşlarındaydı. Oturmak için benden izin istedi. Buyur ettim. Hemen hemen aynı yaşlardaydık. Bizde, masamıza gelene 'Ne içersiniz?' diye mutlaka sorulur. Sordum. 'Çay' dedi. Konuşmasından, yeni gelen göçmenlerden olduğu kolayca anlaşılıyordu.

Ben de bir gazeteci merakıyla, doğduğu yerleri bırakarak onu buraya sürükleyen sebepleri anlayabileceğim bir sohbeti başlattım.
Çok tatlı bir göçmen şivesiyle başladı hikâyesini anlatmaya:

'Bulgaristan'da, devletin bir benzinliğinde çalışıyardım. İşim rahattı; ben de çok rahattım. Türkler arasında büyük bir Türkiye hayranlığı vardı. Türkiye'de sokaklar, mağazalar, evler, her yer ışıl ışılmış. Ne ararsan bulabiliye, herşeyleri alabiliye, istediğini giyebiliye, canının çektiğini yiyebiliyemişsin.
Kapitalizma çok güzelmiş. Böyle hikayeler dinleyerek, kapitalizmaya hayranlık duyarak büyüdük.

Kapılar açılır açılmaz da buraya attım kendimi.'

Edirne'de göçmenler için kurulan çadırkentte kalıyormuş. 'Bir an önce iş bulup para kazanmak ve kapitalizmin nimetlerinden yararlanmak için yanıp tutuşuyardım' diye ifade ettikten sonra iş bulmanın zor olduğunu düşünmeye başladığı zamanlarda karşısına bir iş fırsatı çıkmış.

Çadırkente bir taşeron temsilcisi gelmiş. Yaklaşık 30 kişi seçmiş. Bizimki de seçilenler arasındaymış.

Anlatmayı sürdürdü:

'Bizi Edirne'de bir kamyon kasasına doldurarak Çanakkale'de bir domates tarlasına götürdüler. Tarlada bizi palabıyıklı çavuşbaşı dedikleri iriyarı biri karşıladı. Elinde kalın ve uzun bir sopası vardı. Sopayı arkasında, poposunun üstünde bel hizasında iki eliyle kavramış vaziyette tutuyordu. Korkutucu bir görüntüsü vardı. Hepimizi domates karıklarında sıraya dizdiler. Güneş henüz doğmuştu. Kasalara domates toplamaya başladık. Alışkın değildim böyle bir işe. Ama işi yapmaya da kararlıydım. İki büklüm halde ne kadar çalıştığımı hatırlayamıyorum. Başıma ve enseme vuran güneşten beynim sulanmaya, iki kat çalışmaktan belim tutulmaya başlayınca şöyle bir doğrularak az bir rahatlamak isteyince çavuşbaşının 'SALLANMA!.. SALLANMA!..' diyen gür sesi kulaklarımda patladı. TE İŞTE O ZAMAN ANLADIM KAPİTALİZMANIN NE OLDUĞUNU.'

Ben kendisine gülerek 'Biraz geç anlamışsın ama olsun. Hiç anlamamaktan iyidir' dedim.

O, olanca sevimliliğiyle 'Ben gene de kapitalizmanının ne olduğunu geçte olsa anladım ve geriye dönmeye karar verdim. Hiç anlayamayanlar da var' dedi.
(Devam edecek)

 




Bu haber 4509 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TOPLUM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI