|
Tweet | Tarih: 09-12-2024 21:56 |
Adnan ERKUŞ(*)
Dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılalı yüzyıllar oldu, ancak bugün bile bazılarının kafalarının ve dünyanın elif gibi düz olması anlayışının pek de değişmediği görülmektedir. İnanmazsanız, “Google Amca”dan bir tarama yapın 2024 yılında halâ “dünya düzdür” diyenlerin derneklerinin bile bulunduğunu göreceksiniz!
Ülkemizde, “gün ışığından daha fazla yararlanmak ve enerji tasarrufu yapmak” gerekçesiyle, Enerji Bakanı damat Berat Albayrak zamanında 26 Mart 2016 tarihinden itibaren yaz-kış saati uygulamasının kaldırılması kararlaştırılmış, yaz saati kalıcı duruma getirilmiş ve günümüzde Enerji Bakanı diğer damat Alparslan Bayraktar tarafından da halâ inatla sürdürülmektedir.
Aslında dünyada ilk kez yaz-kış saati uygulaması mum tasarrufu amacıyla 1784 yılında Fransa’da vergi zorlamasıyla başlatılmıştır. 1916 yılında Almanya’da, sonra Fransa’yı inceleyen Benjamin Franklin tarafından da 1918 yılında ABD’de daha dakik olarak uygulanmaya başlamıştır. Ülkemizde yaz-kış saati uygulaması ise ilk kez Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra, günümüzden 100 yıl önce 13 Mayıs 1924 yılında saatler 1 saat ileri-geri alınarak uygulanmıştır. Pek çok ülkedeki bu uygulamanın gerçekten enerji tasarrufu sağladığı ise birçok bilimsel çalışmayla gösterilmiştir. Ancak gelin görün ki ülkemizde 100 yıl sonra bir ironi gibi üstelik yine aynı gerekçeyle “gün ışığı ve enerji tasarrufu” gerekçe gösterilerek kaldırılmıştır! Aynı gerekçeyle ama birbirinin tersi bu iki farklı uygulamadan hangisi akla ve bilime uygundur dersiniz? Ne de olsa “post-truth” zamanlardan geçiyoruz; doğrular yanlış, yanlışlar da doğru oluveriyor… Kalıcı sabit yaz saati gerçekten tasarruf sağlıyor mu, bir başka ifadeyle dünyanın pek çok yerinde yaz-kış saati uygulayan ülkeler yanılıyor muydu? Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), kalıcı yaz saati uygulamasına geçilen 2016 yılının daha henüz ilk uygulamasında, verilerle enerji tasarrufu yalanını çürütüvermiştir: “Kasım ayında elektrik tüketimi; 2015 yılında 21.3 milyar, 2014 yılında 21 milyar, 2013 yılında 20 milyar, 2012 yılında ise 20.3 milyar kilovat saat düzeyinde bulunuyordu. Bu yılın Kasım ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6.5 rekor artış gösteren tüketim, geçen yıl Kasım ayında yalnızca yüzde 1.35 artmıştı” (21 Aralık 2016, EMO). Bu abuk uygulama, enerji tasarrufundan çok enerji israfına yol açmış, asıl kazanan enerji üretim şirketleri olmuştur (t24.com.tr, 30.10.2017). Bu abuk gerekçe çürütüldüğüne göre, başka hangi amaçlarla bu kalıcı yaz saatine geçilmiş olabilirdi?
Kalıcı yaz saati uygulaması enerji tasarrufu değil de israfına yol açmışsa, yandaş jeotermik ve kömür şirketlerin kazanması ve onlara kaynak aktarılması akla uygun gelmektedir. Bunlara verilen teşviklerin sürekli artması da buna işaret etmektedir.
Bir iddiaya göre de ise asıl gerekçe, İslam’ın doğduğu Arabistan’ın saat dilimine göre hareket etme gibi dini ve siyasi (Çetin Çapan, X paylaşımı, 14 Kasım 2024) bir tercihtir. Yetkili ağızlardan açıklanmamasına rağmen eğer bu gerekçe doğruysa, nelere yol açar bir bakalım. Dikkat ederseniz, yaz-kış saati uygulaması için “dünyanın tüm ülkeleri” demedik, neden? Çünkü bu, dünyamız Güneş etrafında eliptik bir yörünge izler ve yaz-kış Güneşe uzaklığımıza ve 23,5 derece eğik hareket etmemize dayanmaktadır. Bu bakımdan, Güney Yarıküre ile Kuzey Yarıküre’de mevsimler birbirinin tam tersidir. Gece-gündüz farkı da bu eğiklikten kaynaklanır: Ekvator ekseninde gece-gündüz yaklaşık eşittir, kuzey ya da güneye doğru hareket ettikçe de (enlemler değiştikçe) gece-gündüz, yaz-kış farkı radikal düzeyde farklılaşmaya başlar; aynı enlem farklı boylamlarda ise hemen hemen aynı kalır, ama bu kez dünyanın kendi ekseninde döndüğü için gündüzün ve gecenin başlangıç saatleri farklılaşır. Örneğin ülkemiz, 26-45 derecelik boylamlarda yer aldığı için en batımız ile en doğumuz arasında bu başlangıç saatleri arasındaki fark yaklaşık 76 dakikadır! Bu dinsel-siyasi iddiayı güçlendiren ise 26 yerine 30 derece ile 45 derece dikkate alınarak kalıcı saat diliminin alınmasıdır.
Burada kısaca aktarılanlar günümüzün bilimsel-fiziksel olgularıdır. Peki, günümüzden 1400 yıl ve daha öncesinde yaşayanlar bu gerçekleri ne kadar biliyorlardı? Ekvator çizgisinde yaşıyorsanız gece-gündüz eşittir, henüz saat de icat edilmediği için dinsel ibadetlerinizi gündoğumu ile günbatımı olarak belirlemeniz son derece “normal” olur, ama Norveç gibi en kuzeydeki veya Arjantin (Patagonya-Falkland adaları) gibi en güneydeki bir yerde yaşıyorsanız vay halinize, ne namaz ne de oruç ibadetinizi gerçekleştirebilmeniz olanaklı olmaz. Kutuplarda ise 6 ay gece 6 ay gündüz yaşanır, İslamı seçmiş bir İnuit (Eskimo!) olsaydınız ne yapardınız? Ya Arabistan’da? “Tüm insanlığa indiği ve son din olduğu” iddia edilen bir dinde bunlar nasıl bilinmez olabilir ki!? Vallahi kutuplardan, uzak Asya’dan habersizseniz neden olmasın!? Ama, Ekvator enlemindeyseniz hemen hiç sorun yaşamazsınız. Ortadoğu’da filizlenen dinlerin cehennemi ateş diyarı iken, İskandinav ülkelerinin dini inançlarında buz diyarıdır! N’olcek şinci? Akla-kara, bilimle-cehalet arasındaki fark ne kadar da önemli değil mi? İnsanların neden cahil bırakılmalarını istemeleri açık değil mi? Ya gerçekleri öğrenirlerse…
Dünya yaz-kış saati uygularken bizim sabit yaz saati uygulamamız başka ne gibi ekonomik sorunlara yol açabilir? Bunlardan birisi zamanlama farklılığından dolayı gemi-uçak iletişimi, ulaşımı ve ticaretidir. İhracatçılar bu konudan çok yakınmaktadırlar (Gazete Duvar, 29.09.2017).
“Nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça” (Ahmet Kaya)…
Not: Yukarıdaki bilimsel-fiziksel-ekonomik gerçeklerle tutarsızlıkların yanında ve ötesinde, asıl sorun, milyonlarca işçi-memur ve öğrencilerimizin yaşadıkları fiziksel ve psikolojik sorunlardır. O da bir sonraki yazıya…
(*) Geri bıraktırılmış ülkenin azgelişmiş emekli akademisyeni