Vaktiyle bir adam varmış. Bu adam evlendikten sonra, karısına bir kutu dolusu elmas vermiş. Elmaslar sahteymiş. Adam karısını, verdiği elmasların pek değerli olduğuna inandırmış. Kadıncağız çok mutluymuş. Bu değersiz cam parçalarına bakarken gözleri dolarmış, elleri titrermiş(1).
Günlerden bir gün adam hastalanmış. Doktora gitmişler.
Doktor adamın çok hasta olduğunu, tedavi olmazsa kısa zamanda öleceğini ve tedavi olması için çok büyük paralar gerektiğini söylemiş.
Kocası hasta olduğu için kadın çok üzgünmüş ama tedavi imkânı olduğu için sevinmiş.
Kadın, kocasına "Üzülme hayatım, iyileşme imkânın var. Elmasları satar tedavi ettiririz," demiş. Tabii elmasların sahte olduğunu bilen adam, "Olmaz öyle şey, ben sizin için çalıştım, kazandım. Ben zaten yaşlandım, belki de ölme vaktim geldi," diyerek elmasların satılmasına karşı çıkmış.
Kadın çocuklarını toplamış ve durumu anlatmış. Elmasları satmak için sarrafın yoluna düşmüşler.
Sarraf, elmaslara bakar bakmaz sahte olduğunu anlamış. "Bunlar sahte, hiçbir değeri yok," demiş.
Kadın kocası elmasları getirdiğinde nasıl keyiften titrediyse bu sefer de sinirden, hayal kırıklığından titremiş.
İşte cahil insanın hayatı böyle sahte bir eksende döner ama kimi böyle sahte bir hayat yaşadığından haberi bile olmadan bu dünyadan ayrılır, kimisi de ölüme bir adım kala uyanır.
Okuyun, kendisini geliştirenler ancak-sanılardan uzak akla mantığa uygun- gerçek hayatı yaşama ihtimali vardır.
Şimdi bir düşünün bakalım, nasıl bir hayat yaşamak istersiniz?
(1) Erasmus Deliliğe Övgü