Bugun...


Nejla ışık: Biz Göçmen Kuşu muyuz, Oradan Oraya Sürülecek?
Tarih: 21-04-2026 00:50:05 Güncelleme: 21-04-2026 01:04:05 + -


Acele kamulaştırma yasasıyla 7 köyü ilgilendiren 679 parsel için bilirkişi keşfinin oldubittiye getirilmesi üzerine mağdur köylüler tepkilerini ortaya koymak için miting düzenledi. Milas -Ören karayolunu Karacahisar yol ayrımında bulunan orman içi alanda gerçekleştirilen mitinge çok sayıda duyarlı vatandaş kaldı.

facebook-paylas
Tarih: 21-04-2026 00:50

Nejla ışık: Biz Göçmen Kuşu muyuz, Oradan Oraya Sürülecek?

Akbelen Mitingi

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

 Forum şeklinde gerçekleşen mitingde; CHP ve DEM Parti milletvekilleri, Belediye Başkanları, parti yöneticileri ile Karacahisar ve İkizköy yaşam savunucuları konuşma yaptı. Konuşmacılar İkizköylüler’in haklı mücadelelerini dile getirirken; geç gelen adalet adalet değildir diyerek; Danıştay’ın Yürütmeyi durdurma kararı vermesini, Anayasa Mahkemesinin de Acele kamulaştırma yasasını bir an önce iptal etmesini istediler.

Konuşmalar:

Nejla Işık(İkizköy Muhtarı): “Yedi yıldır bu baskılar bizi yıldırmadı, yıldıramayacak. Benim çocuğum sadece toprağını korudu. Evim, yurdum, köyüm dediği geleceğini korumaya çalıştı. Milas, bir şirketten büyüktür dedi. Muğla, İkizköy ve Akbelen’e sahip çık dedi. Bu topraklar, bu şirketlerin çiftliği değildir dedi. Kızım bunun için tutuklandı. Bugün burada bizler de onun bize bıraktığı bayrağı sallandırıyoruz. Bir mektup göndermiş, bu okusun köylülerimiz diye.(Slogan: Esra Işık onurumuzdur). 2019 yılında çıktık bu mücadeleye. Her gün mü zor geçer, ger gün mü bir savunmayla geçer? Yedi yıl dile kolay. Orman için iki yıl nöbet tuttuk. Biz göçmen kuşu muyuz oradan oraya sürülecek? Kaç defa vereceğiz bu madenlere topraklarımızı biz? Sekiz köyümüz gitmiş zaten.

Yedi yıldır tutunduğumuz zeytinlerimizi, zeytin yasası var dokunamazsınız dediğimiz yasayı 2025 Temmuz ayında inatla geçirdiler. Nöbet tuttuk Ankara sokaklarında, Açlık grevine gittik. Meclisin kapısında yağmur altında tam 7 saat bekledik. Çocuklarımla ve köylülerimizle birlikte ve en son gelinen noktada acele kamulaştırmayla evimize ahırlarımıza zeytin ağaçlarımıza, topraklarımıza bir gecede el koydular. Bir imzayla hepimizin ölüm fermanını imzaladılar. Burada doğduk, burada yaşadık ve bu topraklarda ölmek istiyoruz.  Acele Kamulaştırmayı iptal davalarımız var; Danıştay ve Anayasa Mahkemesinde. Her iki davada da talebimiz net: Acilen yürütmeyi durdurma verilsin diyoruz. Bizi bu evlerden toparlaklarımızdan söküp attıktan sonra; yürütmeyi durdurma kararı verseniz neye yarar? Geç gelen adalet adalet değildir diyoruz."

Nejla Işık, konuşmasından sonra kızı Esra’dan gelen mektubu okudu, duygulanarak.

İbrahim Akın (DEM Parti İzmir Milletvekili): "Anayasa Mahkemesine itirazlarımızı tüm muhalefet milletvekilleri olarak yaptık. On gün önce Anayasa mahkemesine gittiğimizde henüz bir işlem yapmamışlar. Sadece bakanlıktan görüş almışlar. Şu anda Akbelen’de kamulaştırma yapıyorlar. Bu yapılanları durdurmazsak, oradaki insanlar dahil olmak üzere Türkiye’nin her tarafında bu yaygınlaşacak ve sizler de aynı zamanda bu işin suçlusu olacaksınız dedik mahkeme yetkililerine.  Bir an önce bu meseleyi durdurma konusunda karar almaya çalışın dedik. Bizden belge istediler, belgeleri de gönderdik. Burada verilen mücadele Akbelen’le ilgili değil, sadece. Bu ülkenin geleceğini kurtarmak için birlikte olmak zorundayız. Bu ülkede hiçbir şeyin güvencesi kalmadı. Çocuklarımız okullarda katlediliyor. Zenginler gittikleri otellerde yanıyorlar. Böyle bir ülkede artık yaşamak istemiyoruz. Kurtuluşumuzu birlikte gerçekleştirmek zorundayız. Biz burada bir vahşi saldırıyı, bir katliamı, bir kötülüğü önlemeye çalışıyoruz.”

Cumhur Uzun (CHP Muğla Milletvekili): "1938 yılında çıkmış olan zeytin yasasını enerji için kardırdılar, yok ettiler. Bugüne kadar önlerinde engel gördükleri bu yasanın ortadan kaldırılmasından sonra önleri açıldı; önce ormanlarda, sonra özel mülkiyetteki zeytinlik alanlarda bulunan kömürleri alabilmek için o alanlara da müdahale ettiler. Hızla ilerlemelerine devam ediyorlar. Oysaki bu santrallerin ekonomik ömürleri çoktan doldu. Fosil yakıtla artık dünyada enerji üretimi kaldırıldı. Ülkeler, alternatif ve dönüştürülebilir çevreye duyarlı enerji kaynaklarıyla enerji ihtiyaçlarını karşılıyorlar ve öyle de olmak durumunda. Bu mücadelede, Esra örneğinde olduğu gibi, her birimizi yarın aramızdan alıp uzaklaştırabilirler ama uzaklaştıramayacakları tek şey var birebirimizle olan dayanışmamız ve bu topraklara olan sevdamız ve koruma arzumuz. İşte bu duygu etrafında kenetlenerek çalışmak ve sesimizi hep birlikte yükseltmek durumundayız.  Mücadelemiz başarılıncaya kadar yanyana olmayı diliyorum."

Gizem Özcan (CHP Muğla Milletvekili): “2019’dan beri bu mücadele sürüyor. Hep birlikte bunun karşısında duruyoruz. Ancak o zaman çıktığımız bu yolda havamızı suyumuzu, toprağımızı, ağacımızı, zeytinimizi vermiyoruz derken 2026 yılında iş; evlere kadar mezarlara kadar, hayvanların durduğu ahırlara kadar ve yaşam alanlarına kadar geldi, dayandı. Buradan bir kez daha sesleniyoruz. Bu ülkenin, onurlu hakimlerine sesleniyoruz. Öncelikle meclisten çeçen yasayı, Anayasa Mahkemesinden iptalini istiyoruz ve ivedilikle yine Danıştay’dan yürütmeyi durdurma istiyoruz. Çünkü bu acele kamulaştırma kararının içinde kamu yararı yok. Eğer bir kamu yararı olsaydı, o kamu yararı, bu köylülerin haklarını korurdu. Halka rağmen hiçbir şey yapılmaz. Halkın karşısında durursanız bir gün onun da sonuçlarına katlanırsınız. Bu mücadele haklı ve halktan yana olanlarla onun karşısında duranların mücadelesidir”

Süreyya Öneş Derici (CHP Muğla Milletvekili): “Akbelen mücadelesinin, zeytin mücadelesinin ne olduğunu kendimizden örnekler vererek anlatacağım. Benim dedem Bodrumlu, ayakkabı ustası, zeytinliğinden elde ettiği yağla altı çocuğunu okutmuş, bu vatana, bu millete hayırlı evlatlar yetiştirmiş… Onun torunları, öğretmen, asker, polis olmuş… Onun torunu bu ülkede milletvekili olmuş. O zeytinin yağıyla. Akbelen mücadelesi, bu toprakların çocuklarının kimseye muhtaç olmadan, anaları babaları kimseye muhtaç olmadan, toprağını işleyerek zeytininin yağını satarak bu vatana bu memlekete hayırlı evlatlar yetiştirme mücadelesidir. Hiçkimse köylünün, işçinin, çiftçinin bu insanların bu topraklarını almaya hakkı yoktur. Bu mücadele onurlu bir hak mücadelesidir. Bu mücadele toprak mücadelesidir. “

Prof. Dr. Özler Çakır (Halkın Kurtuluş Partisi Merkez Yürütme Kurulu Üyesi):Büyük resmi görmek durumundayız. Ülkemizin her tarafı talan altında. Kıyılarımız, sularımız, denizlerimiz, hukukumuz, yargımız, çocuklarımız, öğretmenlik mesleği! Çökertilmedik hiçbir kurum kalmadı. Ve bizler şunu biliyoruz: Bu ülke bir bağımsızlık mücadelesi verdi Mustafa kemal ve Silah arkadaşları önderliğinde. Kazandık bu mücadeleyi. Ama emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileri 1950’lerden bu yana yeniden tepemize çöktüler. Ve bugün burada süren talan bu çöküşün önemli bir parçası. Ama biz İkinci Kurtuluş Savaşı’nı yürütüyoruz ve yürütmeye devam edeceğiz. Ülkemizi yeniden ABD AB Emperyalistlerinin elinden ve onların hain işbirlikçilerinden kurtaracağız. İkinci Kurtuluş Savaşı’nı zaferle taçlandıracağız. O zaman ülkemizin ormanları, dağları, dereleri, çocukları, halkı; hür, güçlü, mutlu bir ülkede yaşayacak.”

Aytaç Yakar (İkizköy Yaşam Savunucusu): “Yurdunu seven arkadaşlar, büyüğünüz küçüğünüz hepiniz hoşgeldiniz. Biz topraklarımızı asla ve asla Beşli çetelere yedirmeyeceğiz. Bizim asla ve asla YK Enerjiye verilecek yerimiz yok. Defolsun gitsin buradan. Onu istemiyoruz burada. Yeter artık yakamızdan düşsünler. İstemiyoruz onları. Vermiyoruz topraklarımızı, zeytinlerimizi, evimizi, yurdumuzu…”

Melahat Çulha (İkizköy Yaşam Savunucusu): “Burada bulunan şu ürettiklerimizi gelecek sene bulamayacağız. Bu polen evvel seneden. Yemeye doyamazsın ama bu sene yok. Buradaki çamları yok ettiler. Bu poleni bir daha nerede bulacağız? Bal kalmadı, zeytin kalmadı, hepsi bitti. Bu topraklar giderse biz ne yetiştireceğiz. Bugün bahçemde her şeyim var ama topraklarımız elimizden giderse biz ne yapacağız, nasıl yaşayacağız? Topraklarımızı, hiçbir şeyimizi vermeyeceğiz. Çocuklarımız aç kalacak. Sabah ilk kalktın mı yağın başına varıyorsun. İlk başta zeytinin başına varıyorsun. Zeytin ve zeytinyağı bizim her şeyimiz. Biz onlarsız yapamayız. Burası bitti mi dünya bitçek. Nohudumuz, ekinimiz gitti. Biz üretmeyince pazardakiler ne alacak? Mücadelemize devam edeceğiz. Topraklarımızı asla vemecez!”

Ayşe Çoban (İkizköy Yaşam Savunucusu): “Biz n’apçamızı bilemiyoruz. Şu gördüğünüz güzelim doğamız yok oluyor. Doğamızın yok olması demek aç kalmak, yok olmak demektir. Herkese sesleniyorum. Gelin şu köylerin toprağının kıymetini anlayın ya artık anlayın! Bir ışık uğruna memleketimiz yok etmenize dayanamıyorum ya! Bu çok zor çok kötü bi şey. İklim değişti. Yiyecekler azaldı. Üretici yok oluyor. Toprağın yok olması, ekmeğin yok olması demek. Toprak demek; ekmek, su, hava demek, hayat demek. Esra, bir köylü kızıdır. Köyüne, toprağına sahip çıkan bir kız. Toprağı sevmek, suç mu? Aklınızı başınıza devşirin; toprakları yok etmeyin."

Nasibe Pınar(İkizköy Yaşam Savunucusu): Ben ellerimin emeğiyle tütün dikerek, orak biçerek zeytinlerimi, toprağımı kazandım.  Şimdi geldiler, zeytinimi, yemişimi, ağacımı saydılar geçtiler. Ben onlara emek verdim. Çocuk gibi baktım. Çocuklarıma bir tane simit alamadım. Benim çocuğum okula gittiği zaman, anne bana para ver dedi. Param yoktu, veremedim. Çocuğum okula aç gitti, aç geldi. Ben o ağaçları onlar için büyüttüm, onlara bırakırım diye. Bu topraklarımız elimizden alınırsa biz nereye gidelim? Bu zulüm bize yapılır mı? Bizim suçumuz ne?"

Ayşe Günay (Karacahisar Yaşam Savunucusu): Atalarım bu topraklarda yaşadı, atalarım bu topraklarda yatar. Biz bu topraklardan vazgeçmeyiz, vermeyeceğiz. Bizim başka bir çaremiz yok. Bu topraklardan çıkın diyorsunuz bize, biz nereye gidelim. Bu kadar insan nereye gitsin? Toprak üretmezse, şehirdeki ne yiyecek? Biz köylüler olarak zor şartlarda büyüdük, yetiştik. Benim köyümde 250 tane ev var. Bu kadar insan nereye gidecek, sorarım. Cevabını verir misiniz? Sadece şirketlerin yanında olmayın. Bu memleketin vatandaşları, sahibi biziz. Bu topraklar bizim. Bu topraklardan bizi atamazsınız. Biz insanınız, insan. Biz bu toprakları terk etmeyeceğiz. Bizi yok ederseniz ancak o zaman atarsınız bu topraklardan. Bizi asla bu topraklardan atamayacaksınız.”

Ayşe Çelik (İkizköy Yaşam Savunucusu):  Bu köyde yetişen; nohudundan, buğdayından, mercimeğinden, susamından, balından her şey… Şehirli bunlarla doyuyor. Enerjiyi başka yollardan elde edin. Bizim topraklarımızı elimizden almayın. Bu köyü yerinden yurdundan edilirse, ne yapar, şehirde nasıl yaşar?"

Fevzi Topuz (Milas Belediye Başkanı): “Bundan 30 yıl önce başlayan bölgenin doğasına toprağına suyuna uygulanan bu müdahalenin ne boyuta geldiği biraz önce köylülerimiz açıkladı. Ne diyor köylülerimiz; toprağımıza, suyumuza, zeytinimize dokunmayın! Bizler de yerel yöneticiler olarak; bu sese merkezi yönetimin kulak vermesini istiyoruz. Yarın bu topraklar yok olduğunda, bu insanlar buradan uzaklaştırıldıklarında; nerede ve nasıl yaşayacaklar? Bu köylülerimizin haklı mücadelesinin başından beri yanındayım. Zeytinin karasına mı, kömürün karasına mı diye soruyoruz. Kömürü bir defa alırsın ama zeytini her yıl alırsın. Bizler de köylü çocuğuyuz. Bizler de bu topraklarda büyüdük. Bu topraklardan elde edilen ürünlerin geliriyle okuduk, şu anda da yöneticilik yapıyoruz. Geçen yıl yağmur yağmadığı zaman susuzluğun ne demek olduğunu herkes çok iyi anladı. Yakınımızda Karacahisar su kaynağı vardı, kurudu. Her zaman Toprağına suyuna, ağacına, zeytinine sahip çıkan köylülerimizin yanındayız. 27 Nisan’da Esra kızımızın duruşması var. O gün hep birlikte orada olacağız.”

İsmail Yetişkin (Seferihisar Belediye Başkanı): “Aynı şeyleri bizler de yaşıyoruz. Türkiye’nin her yerinde, bir şekilde saldırı var. En fazla kıyılara, bu bölgelere, değerli olan yerlere müdahale ediyorlar. Dün Orhanlı’daydık. Orada da aynı şeyler için mücadele ettik. Bugün buraya geldik. Sermayenin karşısında, aynı mücadeleyi birlikte verirsek, her yerde aynı şekilde güçlü durursak ancak o zaman sermayenin karşında etkili bir güç olabiliriz. O nedenle her zaman birlikte mücadele edelim. Buradaki gelişmeleri her zaman takip ediyorum. Bundan sonrası için de buraya gelmeye devam edeceğim. Desteğimi sürdüreceğim. Bugün Orhanlı köylüleriyle geldim. Bizim de Orkinos çiftlikleri ve kıyılarımız için açtığımız savaşla ilgili mücadelemiz sürüyor. Hep birlikte olursak güçlü oluruz. Buraya desteğimiz hep sürecek.“

Halil Şallı (Karacahisar Yaşam Savunucusu): “Bu Bölgede doğdum, bu bölgede büyüdüm. Yerel/ata tohumlarımı halâ sürdürüyorum. Bu bölgedeki bütün su kaynakları kurutuldu. Yürütmeyi durdurma kararı istiyoruz. Buradaki parsellerimiz için dava açtık ama ne yazık ki dikkate alınmadı. Acele kamulaştırmaya karşı dava açtık ama hiç beklemeden geldiler topraklarımıza çöktüler.  Bodrum’a su veren kaynaklar burada. Acele kamulaştırma kararının tekrar gözden geçirilmesi ve bu işin oldubittiye getirilmemesi gerekiyor.  Yürütmenin durdurulmasının  gerçekleşmesini istiyoruz."

Hasan Yorulmaz (İkizköy Yaşam Savunucusu): “Biz her şeyden önce hukuk devleti istiyoruz. Hukuk devletinin egemen olduğu bir Türkiye istiyoruz. Hukukun çiğnendiği, hakların gasp edildiği bir ülkede yaşamak istemiyoruz ama bu memleket bizim. Hukukun, adaletin olmadığı yerde hayat olmaz. Her şey hukuka dayalıdır. Bizim yerlerimiz zorla işgal edilmek isteniyor. Acele kamulaştırma ile bizleri topraklarımızdan kopararak, sürgün etmek istiyorlar. Bu olamaz! Buna kadımız-erkeğimiz, çocuklarımız, köylümüz sonuna kadar karşı duracak. Bizim gidecek başka bir yerimiz yok. Hukuk devleti istiyoruz. Haklarımızın verilmesini istiyoruz."




Bu haber 238 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ÇEVRE Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI