|
Tweet |
A. SEZAİ ÖZ / DATÇA
Bu bağı bir babanın ekmek parası için çıktığı yol ile bir annenin çocuğunu okutmak için çıktığı yol ile bir ailenin tütünle, pamukla, zeytinle kurduğu hayat ile bir neslin omzunda taşıdığı sorumluluğu bilirsek anlayabiliriz.
Bu bağ; okulun, ekmeğin, pazarın, sağlığın, emeğin ve vefanın bağıdır.
Bugün Datça denince gençlerin aklına deniz, koylar, badem, yaz ve huzur geliyor. Bunların hepsi doğrudur. Ama Datça yalnız bugünkü güzelliğiyle anlatılırsa eksik kalır. Çünkü o güzelliğin altında, yolu o zor yıllardan geçen insanların yaşanmışlıkları vardır.
Datçalı büyükler o yıllarda yola çıktıklarında yalnız kendileri için yürümediler. Arkalarında bıraktıkları aileleri, çocukları, sofraları ve yarınları için yürüdüler.
Bu yüzden bu pazar günü yazısı, yokluğun içinden onur çıkaran kuşağa duyulan saygıdır.
Çünkü o kuşak yoktu diye vazgeçmedi. Yol zordu diye oturmadı. Okul uzaktı diye çocuğunun önünü kapatmadı. Para azdı diye umudu küçültmedi. Toprak sınırlıydı diye emeğini sınırlamadı.
Onlar şikâyetten önce çare arayan insanlardı. Datça’nın eski yıllarında yol, bugünkü anlamıyla yol değildi. Yol, insanın kaderiydi. Yol varsa okul vardı. Yol varsa pazar vardı. Yol varsa doktor vardı. Yol varsa ürün değer bulurdu. Yol varsa çocuk başka bir hayata ulaşabilirdi.
Kimisi Milas’a tütüne gitti. Kimisi pamuğa gitti. Kimisi pazara gitti. Kimisi okumak için evinden ayrıldı. Kimisi hastasını doktora ulaştırmak için sabah karanlığında yola düştü. Datçalı insanın kendi kaderini başkasının eline bırakmama iradesidir. Belki o yüzden o yıllarda okuma oranı yüksekti. Çevremize bakarsak o nesilde birçok öğretmen özellikle bunu belirtmekte fayda görüyorum Cumhuriyet Öğretmeni yetişmiştir.
Milas’a tütüne giden Datçalı, yalnız tütün yaprağı toplamadı. O yaprağın arasında çocuğunun okul parasını, kışlık ihtiyacını, evine götüreceği bereketi aradı.
Pamuk toplamaya giden aile, yalnız çuval doldurmadı. O beyaz pamuğun içinde bir evin borcunu, bir çocuğun ayakkabısını, bir öğrencinin defterini, bir annenin duasını taşıdı.
Okumak için Milas yoluna çıkan çocuk da yalnız okula gitmedi. Bir ailenin kaderini omzuna aldı. O çocuğun arkasından bakan anne yalnız evladını uğurlamadı; kendi göremediği geleceği uğurladı. O baba, cebine koyduğu harçlıkla yalnız para vermedi; “Benim çektiğimi sen çekme” dedi.
Bu cümle, bu toprakların en büyük miraslarından biridir:
“Benim çektiğimi sen çekme.”
Bugün doktora ulaşmak kolay görünüyorsa, bir zamanlar hastasını yola çıkaran aileleri düşünmeli. Bugün pazara gitmek günlük bir işse, bir zamanlar ürününü pazara ulaştırmak için denizi, yolu, zamanı, havayı hesaplayan insanları düşünmeli.
Vefa, geçmişi yalnız hüzünle anmak değildir. Vefa, geçmişten ders çıkarmaktır. Dedenin emeğini torunun karakterine, ninenin sabrını bugünün insanına sorumluluk duygusu olarak taşımaktır.
Milas, Datça’nın hafızasında Datça Milas'ın hafızasında bir hayat durağıdır. Datçalı için Milas bazen okul olmuştur, bazen pazar, bazen iş, bazen sağlık, bazen zeytin, bazen tütün, bazen pamuk.
Bu iki ilçe arasında kurulan bağ, Muğla’nın zor yıllarda birbirine açılan iki kapısının hikâyesidir. İkisinin arasında ise insan vardır. "İnsansız anı var mıdır?"
O insanlar bugünkü gibi yolları hazır bulmadı. Okulu hazır bulmadı. Sağlığı hazır bulmadı. Pazarı hazır bulmadı. Ekmeği hazır bulmadı. Ama hiçbirini de kader diye kabullenmedi.
Yol aradı.
Ve en önemlisi, çocuklarına kendilerinden daha iyi bir hayat bırakmak için mücadele etti.
Bugün Milas ile Datça arasındaki bağı konuşmak, eski günleri romantikleştirmek değildir. Yokluk güzel değildir. Zorluk övülecek şey değildir. Ama zorluğu onurla aşan insan unutulursa, bugün sahip olduğumuz her şey hafızasız kalır.
Gençler Milas–Datça bağını bilmelidir. Bir zeytin tanesinin yalnız zeytin olmadığını, bir tütün yaprağının yalnız ürün olmadığını, bir pamuk çuvalının yalnız pamuk olmadığını, bir pazar yolunun yalnız alışveriş olmadığını, bir okul yolunun yalnız ders olmadığını bilmelidir.
Bunların her birinde bir ailenin emeği, bir kuşağın sabrı, bir annenin duası, bir babanın gururu, bir çocuğun geleceği vardır.
Milas–Datça bağı büyüklerimizin bize bıraktığı sessiz vasiyettir:
“Biz zor yaşadık; siz kolay pes etmeyin.”
Çünkü o insanlar yokluk içinde küçülmedi. Bize bugün hâlâ yürüdüğümüz o yolu bıraktı.
Milas–Datça bağı, işte o yolun adıdır. Dedelerimiz o yolu yoklukta, emekle, sabırla ve onurla yürüdü.
Bize düşen, onların bıraktığı mirası yalnız hatırlamak değil; aynı kararlılıkla geleceğe taşımaktır. Belki adalarla yaptığımız ortak işler kadar Milas'ta yaşayan Datça'lıların içinde olduğu ortak kültürel işler de yaparız birgün.
Bu toprakların bize öğrettiği en eski gerçek şudur: Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız.
Yararlanılan Kaynaklar:
Bu yazı hazırlanırken Datça’nın Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki sosyo-ekonomik yapısına ilişkin Bayram Akça’nın akademik çalışmasından; Milas’ın Cumhuriyet dönemi okul, sağlık, tarım ve üretim yapısına dair Bilgi Taşkıran’ın çalışmasından; Milas zeytini ve zeytinyağına ilişkin resmi yerel bilgilerden; Datça yerel hafızasında aktarılan Milas’a tütün, pamuğa çalışma ve okumak için yola çıkma anlatılarından yararlanılmıştır.