|
Tweet | Tarih: 20-08-2025 16:14 |
ALİ GÖNENLİ / Öykü
İşçiler tabldot tabaklarına yemeklerini almış, hepsi masalara dağılıyordu. Sıcağın etkisi yüzünden, bazıları yemekhane dışındaki ağaçların gölgesine gitmişlerdi. Filiz de yemeğini almış, masalardan birine giderken, işçilerden birinin, yanındaki arkadaşına fısıltıyla söylediği cümleyi duydu.
"Mustafa buna nasıl atlıyo acaba? Tay gibi karı."
Aniden dönüp, konuşan işçinin kafasına doğru başını uzattı Filiz. Göz göze geldiler. Öfkeden deliye dönmüştü.
"Ulan dedikoducu şerefsiz. Ne dedin sen?"
Önce şaşıran işçi, sırıtarak konuştu.
“Yalan mı? Bula bula yetmişindeki adamı bulmuşsun. Bak burda taş gibi bi sürü adam dururken."
Bir kaç çalışan bu sözlere gülerek tepki verdi. Bir kaç kişi de "Ayıptır, sana ne? Terbiyesizlik yapma," diyerek tepki gösterdi.
Herkesin şaşkın bakışları arasında Filiz, elindeki tabldot tabağını konuşanın kafasına vurdu. Adam Filiz'e doğru hamle etse de, yanındakiler tutarak geri çektiler. Filiz eline geçirdiği sandalyeyi havaya kaldırıp vurmaya çalıştığında, O'nu engelleyen Barış oldu. Sandalyeyi elinden çekip aldı. Kolundan tutup yemek yedikleri yerden çıkarmak için kendine doğru çekti. Filiz’i ön tarafına alıp, üstü başına yemek bulaşmış adama tek cümle söyledi.
"Adamlarınla birlikte eşyalarını topla şantiyeyi terk et."
Barış'ın tüm şantiyede saygınlığı vardı. Kim sıkışsa yardım ediyor, yanlışı olanı bile kırmadan uyarıp hatasını kabul ettiriyordu. İşçiler arasında meydana gelen sorunları, herkesin kabul edeceği önerileriyle sonuca ulaştırıyordu. Konteynıra girdiklerinde Filiz sarsılarak ağlamaya başladı. Ağzına gelen her ağır kelimeyi, küfürlerle birleştirerek söylüyordu. Sonra konuşması kesilip bir saate yakın ağladı.
"Biliyorum bunları kimin ortaya yaydığını. Mehmet şerefsizi. Göstericem O'na gününü."
Barış sakince uyardı.
"Bana kalırsa büyütme. Adamlar birazdan hesaplarını görür giderler."
Filiz'in öfkesi dinmiyordu. Barış'a doğru bakarak, kısık ama öfke dolu şekilde konuştu.
"Hiç kimse benim özel hayatıma karışamaz. Hele hele bi işçi parçası hiç karışamaz."
Gözünün içine bakılarak söylenen sözün kendisini de içine aldığını düşünerek başını eğip onayladı.
'Haklısın."
Filiz, konuşmasının Barış'ı etkilediğini fark ettiğinde ne yapacağını şaşırdı.
"Sözüm sana değildi."
"Olsun. Beni hariç tutmana gerek yok. Beni de ilgilendirmez. Herkes kendine bir yol çizmiş. Doğru olsa ödülünü, yanlış olsa cezasını alır"
Şantiyeden çıkıp Mumcular yönüne sürdü arabasını. Bu sefer, Pınarlıbelen’deki kahveye değil, markete uğradı. İki bira alıp, Sazköy kavşağındaki göletin yanına arabayı park etti. Tekrar ağlamaya başladı. İki birayı bitirdiğinde, koltuğu geri çekip, kafasını yana yatırarak uykuya daldı. Uzunca bir süre sonra telefonun sesi, uyanmasını sağladı. Gün batmıştı. Arayan annesiydi.
"Kızım nerde kaldın. Seni bekliyoz. Yemek hazır."
"On dakikaya evdeyim anne."
Uyku sakinleştirmişti. Eve vardığında, elini yüzünü yıkayıp sofraya oturdu. Yemekten sonra Perihan ablasını aradı.
"Abla nasılsın? Çoktandır konuşmadık. Sen de aramadın. Yarın geleyim mi?"
"Gel kız gel. Özledim seni."
Duşa girip yatağına uzandığında uyku tutmadı. Saatlerce yatağında döndü durdu. Kalkıp salona geçti. Televizyonu açıp izleyecek bir yer aradı. İlgisini çekecek bir yer bulamayınca kapattı. Bir kaç dilim beyaz peynirle rakı alıp balkona oturdu.
"Kızım."
Aniden gelen annesinin sesiyle irkildi.
"Korktum anne, " dedi gülerek.
"Uyku tutmadı. Az oturayım dedim. İstersen bi bardakta sana vereyim."
"İçmem kızım günah."
"Günahı benim boynuma olsun iç bi bardak."
"Olmasın kızım olmasın."
"Gel otur yanıma. Kocandan haber var mı?"
"Yalvarıyo hem de. Ben ettim sen etme. Gel barışalım diyo."
"Sakın kabul etme. Az daha burnu sürtsün. Benim tatlı annemi üzmek neymiş görsün."
"Yazık kızım O'na da. Pelli perişan olmuştur."
Annesinin yanağına makas atıp konuştu.
"Kız sen o kumarbazı seviyon mu yoksa?"
"Yavrım biz dirlik düzeni sevmeyi öğrendik. Benim elimi dokunan tek erkek o. Allah başkasını da karşıma çıkarmasın."
"Yerim seni güzel annem. Hadi senin tatlı ruhuna içeyim."
Annesi acı gülümseme ile kızına baktı."
"Sen daha tatlısın kızım. Bu yaşında bi düzen kurup kardeşinle bana sahip çıktın. Senin gibi hayırlı evlat verdiği için Allah'ıma şükürler olsun."
"Yarın Milas'ta işim var anne. İsteğin var mı? Kendime de doktor bulmam gerek."
"Hayırdır kızım ne doktoru."
"Kafam rahat değil annem. Psikolojim bozuk. Bu gün şantiyede sorun yaşadım. İçim içimi yiyor. Bakma dışardan göründüğüme. Düdüklü tencere gibiyim. İçim kaynıyor."
"Aman yavrum dikkat et kendine. Başına bi şey gelise sokak enikleri gibi perişan oluruz."
Sabah kahvaltı yapmadan evden çıktı. Yol üstündeki bir dükkandan börek alıp, Perihan'ı arayarak çayı demlemesini istedi. Vardığında çay hazır olmuş, Perihan'ı içmeye başlamış buldu. Uzun uzun sarıldılar.
"Hoş geldin kız. Bakıyom da beni unuttun. Müteahhit olmak böyle bi şey heralde."
"Yok ablam unutur muyum seni. Dünya bi yana sen bi yana. "Kaç ablam var benim. Uzat ellerini ayaklarını da güzelleştireyim."
" Devam ediyon mu daha o işleri yapmaya."
"Ediyom abla. Benim esas işimi hiç bırakır mıyım? Öncekilere göre daha paralı müşterilere gidiyom."
"Uyanıksın kızım sen. Aferin sana."
"Abla ben başka bi konu için geldim sana. Çok kötüyüm ben. Kafayı yicem nerdeyse."
"Hayırdır kız."
"Dün inşaatta kavga ettim. İşçinin biri benim düşüp kalktığıma karıştı. Bende yemek tabağını başına vurdum."
Perihan'ın tepkisi gülmek oldu.
"Esah mı kız?"
"Evet abla. Ben Mustafa'dan kurtulmak istiyorum. Düzgün bir yaşam istiyorum ben."
"Memet diye biri daha varmış."
"Kim söyledi sana?"
"Kızım Mustafa senin nefes almanı bilir. O söyledi."
"Mehmet deyusu umurumda değil. Dün O'nun boş boğazlığı yüzünden kavga ettim. Gününü gösterecem O'na"
"Mustafa'dan kolay kurtulursun. Doymuştur sana. Zaten erkekliği kalmadı zannedersem. Bi seneyi geçti benimle iş yapmayalı."
"İnşallah abla dediğin gibi olur. Ben birazdan psikolog yanına gideceğim. Bakalım ne olacak."
"Bi şey olmaz. Güçlü gancıksın sen. Hepisini halledersin."
Konuşmaları bitince vedalaşıp ayrıldılar. Daha önceden numarasını aldığı psikoloğun yanına uğradı. Psikolog, Filiz'i uzun uzun dinledikten sonra, durumunun ilaç kullanmasını gerektirebileceğini, bu yüzden psikiyatriste gitmesinin daha iyi olacağını söyledi. Tanıdığı bir psikiyatrist numarasını Filiz'e vermeden önce telefonla arayıp, bir hafta sonrasına randevu aldı. Filiz babasının yaşadığı Beçin’deki eve uğradı. Anahtarın yerini bildiği için kapıyı açıp içeri girdi. Ortalık darmadağınıktı. Pis koku her tarafı kaplamıştı. Mutfaktaki tüm eşyaların haftalardır yıkanmadığı belliydi. Musluğun sıcak su akan kısmını açtı. Sıcak su akıyordu. Deterjanda vardı. Saatlerce uğraşıp bulaşıkları yıkadı. Salondaki dağınıklığı toplayıp ayrılmadan, daha önceki yere bir miktar para bırakıp evden ayrıldı. Babasına mesaj attı.
"Aynı yere biraz para bıraktım."