|
Tweet | Tarih: 18-11-2024 02:19 |
ALİ GÖNENLİ / ÖYKÜ
Fatma erkenden uyumuştu. Sabah gün doğmadan önce, Şarban'ın çişinin geldiğini fark edince, babasının evin dışına taştan yaptığı tahta kapılı helaya götürdü. Dönüşte çocuğu eve gönderip, kendisi hayvanları kontrol etmek için ağıla yöneldi. Samanların bulunduğu bölgede birinin yattığını görünce, kalınca bir sopayı eline aldı. Kendini koruma pozisyonu alıp, yatan kişiyi sopa ile dürttü.
"Hoooyn. Gak bakıyım. Sen kimsin?
Gözlerini açan Ali, nerede olduğunu anlamaya çalışıp çevresine baktı. Anlayınca yanıt verdi.
"Ali'yim ben. Çörüş'de galıyoodum. Babamınan Meles'e gedeceedik. Musa amcayınan babam çocuukan arkadaşımış. Musa amcanın güdülecek hayvannarı varımış. Onnarı güdeceem ben. Sen kimsin?"
"Musa'nın gızıyım. Az soona gayfaltıya gelisin."
Fatma arkasını dönüp giderken Ali sordu.
"Adın ney senin?"
Dönmeden yanıtladı Fatma.
"Soona öörenisin."
Mırıldanarak devam etti.
"Adı batasıca. Başkasına gırannık girik gimi bula bula Ali goyuklar adını."
Ali'de Fatma'nın ardından mırıldandı.
"Ne varısa enik gimi hırlayacak?"
Kapının gıcırtısından uyandı Fatma'nın anası. Fısıltıyla sordu anasına.
"Hayvannarın yanın galan oolandan habarın var mı?"
Evet anlamında başını salladı anası.
"Çörüşten gelik. Malları güdecek.Üvey anası da, babası da istemiyomuş."
"Çocukmuyumuş. İstemezler tabi. Gannını gendi doyursun. Ayı gimi oluk.Bakalım bu ne kepezelik getirir başımıza. Hırlı suratı yok meymenetsiz gocoğlanın."
Gök Musa konuşulanları duymuştu. Kızının yeni durumdan hoşnut olmadığını anladı. Zamanla her şeyin düzeleceğine inanıyordu. Yeni uyanır gibi yorganı kaldırdı.
"Sabaan hayır olsun gızım."
"Hayırın garşı gelsin baba. Malların yanında galan adamı eyi tanıyon mu bayti?"
"Tanıyom gızım. Babası benim güçcüklük arkadaşım. Hemi de akırbamız. Dürüst adamdır."
"Eyi. Yeecek bi şeyler hazırlayım."
Ali kalkmış, malların bokunu öncekilerin toplandığı yere, çalı süpürgesiyle götürmüştü. Fatma’nın gel işareti ile, çekine çekine eve doğru yürüdü. Bahçedeki bakır kovanın içindeki sudan alıp elini yüzünü yıkadı. Aynı çekingenlikle eve girdi.
"Endeene bi peşkir verde elini yüzünü silsin." dedi Gök Musa. Ali’nin yüzüne bakmadan peşkiri uzattı Fatma.
"Sabaanız hayır olsun," deyip bir kenara oturdu.
"Hayırın garşı gelsin oolum. Endee göt döşeenden birini al da, hura zufranın bi kenerinde annacıma otur.Az gonuşalım."
Babasının oğlum demesine kızdı Fatma. Ardından, Ali'nin mayalı ekmekten büyük parçalar koparıp yemesine kızdı.
"Emme de yüzsüzümüş." diye geçirdi içinden.
Aynı büyük lokmaların koparılıp yenmesini Gök Musa da seyrediyordu.
"Çok yeyen adam çok çalışır," diye düşünüyordu.
"Malları yaymaya götüreceen gedenneri Fatma tarif eder. Baban Hasan'ı severim. Hınayatlık, allem gullem etmeye gakarsan külahları deeşirik. Köyden çekip gedersin. Baştan bazallık edelim. Soona hır çıkmasın aramızda."
"Sen ne dersen gabılım amca. Hayvannarı sağ selemet götürü getiririm. Marak etme."
Karınlarını doyurduktan sonra ağıla gidip hayvanları çıkardılar. Şarban, anasının yanından hiç ayrılmıyordu. Sürüyü yamaca doğru yönlendirdiler. Köyün biraz dışına doğru çıktıklarında Fatma güzergâhı tarif etti.
"Hurdan yokarı dooru gedeceen. Soona gocaman meşe çıkacak annacına. Sola sapıp acık gettin mi mallar gendi gendine yayılmaya başlar zeten. Bilir onnar."
"Savol Fatma," dedi Ali.
Adını söylemesi hoşuna gitmedi.Şarban'ın elini tutup köye doğru yürümeye başladılar.
"Şarbaan," diye seslendi Ali. Gel işareti yaptı. Koşarak Ali'nin yanına geldi Şarban. Cebinden çıkardığı bir kaç şekeri uzattı. Sarban’a iyi davranması, Fatma'nın hoşuna gitse de bunu belli etmiyordu. Eve döndüler.
Ali'nin çalışmasından memnundu Gök Musa. Hayvanlar iyi yayılsın diye geç saatlerde dağdan döndüğünü biliyordu. Şarapçı Yaşarla tanışıp içtiğini de. Ses çıkarmıyordu bu duruma. Torunuyla arasının iyi olması ayrı bir sevdiği konuydu. Gelgelelim Fatma Ali'ye hiç yüz vermiyordu. Sürekli Ali'nin kendisini, söz ederlerse anası ve babasını tersliyordu. Bir keresinde karısına, Fatma'nın niyetini sormasını istedi.
"Gızım endee oolan seniynen gonuşuyo mu? Meyili var mı?"
"Gonuşmak istiyo emme yüz bulamıyo cingen suratlı nalet. Ana bu adamda bi çıtbozannık var. Anası cingenden yüürük heralda bunu. Bi paltaya sap olmaz bundan."
"Babacazın öyle demiyo emme."
"Babama galdıysak gara güne galdık. Namıs belesine beni gara zorunan nerelere gönderdiini hunca alem biliyo. Melek gimi adama vermedi beni. Hu güplerin içine goyup turşu yapar beni galan."
"Öyle deme yavrım. Gahrından kötü hastalık bulacak goca herif. Sen bilisin."
Gök Musa ve karısı, Fatma'nın geleceğiyle ilgili karar veremeyeceklerini kabullenmişlerdi. Tecavüzcüsünün yanına gönderilmesi, Halis ile evlenmesine izin verilmemesi Fatma'yı onların hemen hemen her kararına itiraz etmesine neden olmuştu. Evi de Fatma yönetmeye başlamıştı. Hayvan alım satımına, babasıyla birlikte gidiyordu. Okuryazar olmasa da, parayı iyi öğrenmişti, altını da... Pazarlık sırasında kavga eder gibi konuşuyordu.
Ali'nin yeni düzene alışması uzun sürmedi. Hayvanlara iyi bakıyordu. Aldığı paranın çoğu, Şarapçı Yaşar'a gidiyordu. Bir kısmı da, Şarban'ın çoğu şekerden oluşan yiyeceklerine. Yaz bitmiş, yaprakların dökülmesiyle birlikte, Meyistan'ın çevresi sarı, turuncu ve kahverenginin tonlarıyla bürünmüştü. Ali, hayvanları gütmeye götürmediği günlerde Bozüyük ya da Kapubağ’a gitmeye başlamıştı. Bu günlerden birinde, yüzü gözü şişmiş halde geldi.
"Armıt toplarıkan düştüm," dedi.
Gök Musa, ağaçtan düşen insanın bu şekli almayacağını biliyordu. Kapubağ’a indiğinde, Şarapçı Yaşar'dan öğrendi ne olduğunu. Ali, köyün kızlarından biriyle konuşmaya başlayınca iki genç tarafından şiddetli bir şekilde dövülmüştü. Kapubağ dönüşü Ali'nin yanına uğradı. Bakır kupayı ve şarap şişesini saklamaya çalışan Ali'nin elinden şişeyi aldı.
"Ben de içeceem. Ver bakıyım."
Şişenin içinde kalan miktarı öğrenmek için, batmak üzere olan gün ışığına doğru tuttu. Bir kaç yudum kaldığını görünce, başına dikip şişeyi içindekilerin hepsini içti.
"Hepiceezi bu mu? Başga yok mu?'
"Var amca."
Yattığı divanın altından bir şişe çıkarıp Gök Musa'ya uzattı.
"Bak oolum. Evelide gonuşduk bunnarı. Baban da ben de heç kimsenin malına mülküne, arına namısına göz gomadık, gomakda. Kapıbaada başına geleni biliyom. Deligannı adamsın. Sende yurt yuva guracaan. Gelgelelim yaptıın yannışı söylemek benim boynumun borcu. Biz taatacıyık, Kapıbaan ıısanı köylü. Onnar bize gız vermez. Biz de onnara vermek. Bazı yerlerde alıp veriyolarımış. Emme velakin bu gedende gız alıp vermek yok. Başımız beleye girer. Seni öldürüp derenin bi çukuruna ataydılar ne derdim babana? Aklını başına deşir. Son nafımı söyleyim. Böyle gancık arkasında goşacaasan seniynen annaşamak. Pılıyı pırtıyı topla get burdan.bYarın cuvap verisin."
Telaşlandı Ali.
"Yok Musa Amca. Öyle şey olu mu heç? Ne Hasan babamın ne senin yüzünü gara çıkarmam. Bi dee gancık mancık peşine düşmem."
"Eyi medem. Bulusun bi taatacı gızı. Babayınan barabar geder isterik."
"Allah ırazı olsun Musa Amca. İşimden başka bi şey düşünmem bundan soona."
Fatma, ağılın dışında tüm konuşmaları dinlemişti. Uzunca süredir olmayan gülümseme yüzüne yakışıyordu.