|
Tweet | Tarih: 04-06-2025 01:18 |
MEHMET ERDAL
Sevda'nın “Yakınımızdaki yerleri gezip görmüyoruz, uzakları gidip görmeyi hayal ediyoruz. Salihli'ye gidip, gezelim.” önerisi üzerine 29 Mayıs Perşembe günü çıktığımız yol, bizi önce Salihli'ye, ardından Bozdağ'a, bilahare Bozdağ ile ilgili bilgi almak için aradığımız Ödemişli Servet Ali Çınar'ın “Bozdağ'a gelmişken Birgi'ye de gelin, Bozdağ ile Birgi'nin arası ne kadar ki? Birgi'ye gelirken Gölcük'e de uğrayın, çevresinde bir tur atın. Bol bol fotoğraf çektirin,” önerisi üzerine Birgi'ye getirdi; iyi ki de getirdi!
ÇEKÜL EVİ-ÇEKÜL VAKFI
EGE 78'LİLER DERNEĞİ'nden Ödemişli Servet Ali Çınar, ÇEKÜL EVİ'nin Birgi'de herkesçe bilindiğini, Birgi'ye girince karşılaştığımız herhangi birisine sorduğumuzda yerini göstereceğini, o nedenle ÇEKÜL EVİ'nde buluşmamızı söylemişti. Öyle yaptık; Birgi'ye giriş yaptıktan sonra oldukça tenha sokaklardan geçerek aracımızı uygun bir meydana, eski belediye binasının bulunduğu alana park ettik ve karşılaştığımız genç bir kıza ÇEKÜL EVİ'ni sorduk. Tarif etti. Gittik. Buluştuk.
ÇEKÜL EVİ'ni hiç duymamıştım. Binadan çıkınca Servet çok özet bilgi verdi: ÇEKÜL EVİ, 1990 yılında ülkemizin doğal, tarihsel ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla Prof. Dr. Metin Sözen başkanlığında kurulan Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı'nın (ÇEKÜL) bulunduğu binaymış. (İnternette yaptığım kısa bir tarama sonrası, Türkiye'de Beyoğlu, Gaziantep ve Birgi olmak üzere 3 yerde ÇEKÜL EVİ bulunduğunu öğrendim.)
ÇEKÜL EVİ'nden çıktığımızda, hava bulutlanmaya ve gümbürdemeye başlamıştı. Önce yemek yedik ve sonra bir kahvede çay içtik. Her iki yerde de su bardak ile getirilince, suyun her yerde para ile satın alındığına ve kullanıldığına tanık olan Sevda, Birgi'deki bu sunumu ilginç buldu ve fotoğrafını çekti.
Yemek yerken ve çay içerken Birgi ile ilgili bilgiler vermeye başlayan Servet, ÇEKÜL'ün Birgi'de tarihsel değeri olan bütün yapıları restore eden vakıf olduğunu söyledi. Birgi'deki yapıların restore edilerek korunduğunu biliyordum ama bunu yapanın ÇEKÜL olduğunu ve Birgi'nin bu boyutta restore edildiğini bilmiyordum. Şaşırdım. ÇEKÜL 30 yıldır bu çalışmayı yürütüyormuş. Birgi'nin restorasyonu büyük ölçüde bitmiş. Şimdi EFELER YOLU adında İzmir'den başlayan, (İnternette yazılanlara göre) İzmir-Manisa sınırlarındaki Bozdağlar ile İzmir-Aydın sınırlarındaki Aydın Dağları'nda efelerin yaşadığı köy ve yaylaları, saklandıkları efe yatakları, kale ve terk edilmiş eski köyleri birbirine bağlayan 500 km'lik bir yürüyüş rotası üzerinde çalışılıyormuş; bu proje, bölgedeki turizmi geliştirmeyi amaçlıyormuş.
Bizi ve Birgi'yi tanıyan Servet, hava durumundaki değişimi dikkate alarak kendi aracıyla bizi Birgi içinde dolaştırmaya ve hızlı bir Birgi turu attırmaya başladı: Anlattığına göre, ÇEKÜL'ün restore edeceği yapılar öncelikle Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “tarihi yapılar” olarak tescilleniyormuş. Servet, restore edilen bazı evlerin işyerine dönüştürüldüğünü söyleyince, merak ettim ve bunun nasıl mümkün olduğunu sordum: Anıtlar Kurulu'ndan izin alınması halinde Ödemiş Belediyesi bu işyerlerine ruhsat veriyor ve işletmeyi açacak olanlar yapıların içerisinde bazı düzenlemeler yapabiliyorlarmış.
BİRGİ, TARİHSEL BİR KENTTİR
Servet, Birgi'nin 5000 yıllık tarihe sahip çok eski bir yerleşim yeri olduğunu söylüyor. Birgi'nin tanıtım levhasında yazılanlara göre, Birgi FRİG, LİDYA, PERS, BERGAMA KRALLIĞI ve ROMA DÖNEMLERİNİ yaşadıktan sonra BİZANS İMPARATORLUĞU idaresine geçmiş. Bölgeye ilk Türk akınları XI. Yüzyılda SELÇUKLULAR tarafından gerçekleştirilmiş. Selçukluların dağılışından sonra ortaya çıkan beylikler döneminde MENTEŞOĞLU SASA BEY tarafından Türk hakimiyetine geçen Birgi, 1307 yılında AYDINOĞLU MEHMET BEY tarafından AYDINOĞULLARI'nın merkezi yapılmış. Bu tarihsel süreç içerisinde adı defalarca değişmiş.
Birgi'nin şu anki nüfusu, 2000 civarındaymış. (İnternette yaptığım kısa bir araştırmaya göre Birgi'nin nüfusu şu an 2398 olarak görünüyor. İlginç olan, Birgi'nin tarihine ilişkin İnternette bulabildiğim bilgilere göre, 16. ve 17. Yüzyıllarda da Birgi'nin nüfusu 2000'ler civarındaymış. Birgi'de ve çevresinde yaşanan toplumsal içerikli gelişmelere göre nüfusun azaldığı ve arttığı görülüyor ama ülkemizin pek çok yerinde görüldüğü gibi nüfusu ne hepten azalıyor ve yok denecek seviyeye düşüyor, ne de göç vb. nedenlerle astronomik bir artış gözleniyor; bu, çok ilginç geldi bana.)
Servet'in anlatımlarının yanı sıra İnternette yazılı bilgilere göre de tarihi boyunca bölgenin, hatta Aydınoğulları Beyliği zamanında beyliğin merkezi olan Birgi, 2014 yılında çıkarılan Büyükşehir Yasası'ndan sonra Ödemiş'in bir mahallesi olmuş. Servet, eski adı Samut Baba, yeni adı Üçkonak olan köydenmiş. Köyün orijinal adı, köyün kurucusu kabul edilen Horasanlı erenlerden Samut Baba'dan alıyormuş. Köyün adı, 1960'dan sonra değiştirilmiş.
Servet'in anlatımına göre, yörede önceki zamanlarda böyle çok sayıda Alevi/Bektaşi yerleşim yeri adı varmış.
Servet, ortaokulu Birgi'de okumuş ve Birgi-Üçkonak arasındaki 4 km'lik yolu her gün yayan gelip gitmiş.
Birgi'ye girerken ilk karşılaştığımız yapılar ve sonrasında Servet bizi Birgi sokaklarında gezdirirken gördüklerim, bana Tire'nin arka mahallelerindeki bazı evleri ve İlhan Bozkurt ile 2018 yılında gerçekleştirdiğimiz Akdeniz gezisi sırasında bir arkadaşımızı görmek için uğradığımız Antalya'nın Elmalı ilçesinde restore edilen yapıları hatırlattı; gördüğümüz binalardan restorasyonu bitenler, dış kapılarından dış cephe renklerine kadar orijinalliğini koruyorlarmış. SARDES ANTİK KENTİ'nde gördüğümüz bazı yapıların temel bölgelerinde gözlemlediğimiz gibi burada da binaların bazılarının, hatta büyük çoğunluğunun duvarları yapılırken taş ve çamur (su ile karılmış toprak, kum, toz) kullanılmış, ayrıca buradaki binalarda duvarları sağlamlaştırmak için duvarların içerisine yer yer yatay halde kestaneden hatıl/kiriş konulmuş.
ULU CAMİİ
Camiönü Meydanı'ndaki tarihi Ulu Cami 1312 yılında Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmış; Anadolu'daki en eski camilerdenmiş. Cami yapılmadan önce aynı yerde kilise varmış. Servet'in anlatımına göre, 5000 yıllık bir tarihi olan Birgi'de, kiliseden önce de aynı yerde öncesi dönemde yaşayanların ibadethanelerinin olduğu söyleniyormuş.
Caminin yapımında büyük ölçüde SARDES'ten getirilen taşlar kullanılmış. Caminin meydandan bakılan kısmındaki duvarında, sol tarafta çok belirgin biçimde bir aslan kabartması görülüyordu. Bu aslanın ağzındaki küre, 20 yıl kadar önce kimliği belirsiz birisi ya da birilerince çalınmış. Bu aslan kabartmalı taşın da SARDES'ten getirildiği söyleniyormuş. Caminin bir kapısı çalınmış ve İngiltere'ye götürülmüş, sonra 1995-96 yıllarında Kültür Bakanlığı yapan Fikri Sağlar'ın zamanında geri getirilmiş. (Çalındıktan sonra geri getirilen kapıyı görmek istedik ama caminin restorasyonunda çalışan işçiler caminin içerisine girip fotoğraf çekmemize izin vermediler.) Ulu Cami'ye varmadan, camiye çok yakın bir yerde, yolun ortasında Aydınoğlu Mehmet Bey'in kız kardeşi için 1310 yılında yaptırılmış Ümmü Sultan Türbesi bulunuyor.
İMAM-I BİRGİVİ MEDRESESİ (ATAULLAH EFENDİ MEDRESESİ)
Camiönü Meydanı'nda, Ulu Cami'nin karşısında şimdilerde müze olarak kullanılan İMAM-I BİRGİVİ MEDRESESİ bulunuyor. Servet'in anlatımlarından yola çıkarak bu medrese ile ilgili İnternette yazılanlara baktım: Asıl adı Takıyyüddin Mehmed olan Birgivi Mehmed Efendi 1523 Balıkesir doğumluymuş. İstanbul'da Kazaskerliğe (Askeri hakim) kadar yükseldikten sonra Birgili Ataullah Efendi'nin Birgi'de yaptırdığı medreseye müderris tayin edilir. Servet, Birgivi Mehmed Efendi'nin Birgi'ye gelişinin nedeninin yöredeki isyanları bastırmak olduğunu söyledi. Uzun yıllar bu medresede ders vermiş. Ömrünün sonlarına doğru tekrar İstanbul'a dönmüş. Bir veba salgınında 52 yaşında ölmüş. Cenazesi, vasiyeti üzerine Birgi'deki kabristana defnedilmiş.
CENNETOĞLU İSYANI
Servet, bu medrese ile ilgili bildiklerini anlatırken Celali İsyanları zamanında Birgi'de de Cennetoğlu İsyanı'nın yaşandığını söyledi. İnternetteki bilgilere göre, Cennetoğlu İsyanı 1624 yılında başlıyor. İnternette yazılanlara göre Cennetoğlu Mustafa, aslında bir Tımarlı sipahi. İsyan edince Birgi Kalesi'ni kendine üs ediniyor. Balıkesir, Aydın, İzmir ve Manisa dolaylarında bir süre etkin oluyor. 1625 yılında Manisa ovasında Osmanlı kuvvetlerine yeniliyor ve Birgi'ye getirilip kazığa oturtuluyor.
(Devam edecek)