|
Tweet | Tarih: 23-09-2024 13:30 |
GÜLÇİN GRANİT / ÖYKÜ
“Ben Tanrı’nın yarattığı bir kulum”
Annem iki kere seslendi, “Kız ortalık süpürülecek, ne yapıyorsun orada?” dedi. Aldırmadım... Kız olduğumun altını çizmek ister gibi, elbise biçip duruyor bana. Ben sevmem ki elbiseyi. Pantolon ve gömlektir tercihim. Bir tarafı kartal bir tarafı minik bir serçeyim. Dışı kadın, içi ruhi erkeğim!
Annem, “Kız, erkek gibi giyiniyorsun, millet eksiği mi var onun diyor.” Başkalarının ağzına baktığından beri annemi de affetmiyorum. Hiç anlamaz ki beni. “İkinci üniversiteyi ne yapacaksın?” diyor. Ben buralardan gitmek için İstanbul gibi bir yerde üniversite kazanmaya çabalıyorum.
1
He! Birde Ömer var peşimde, Onda bakacak göz yok erkek miyim yoksa kadın mıyım diye. Issız bir yerde görse devirecek beni yere. Dışarlarda babamın mavzeriyle dolaşıyorum. Ömer’den değil de, elimi kana bulamaktan korkarım.
Ruhum zevkime eşlik ediyor. Sevdiğim tüm tamir işlerini yapıyorum. Damı onarıyorum. Çatının altına muşamba serip, üstüne pirketleri yerleştiriyorum. Gecekondudan hallice olan evimizi tamir ediyorum. Bahçedeki kilerin yıkılmış duvarını örüp, kışa hazırlık yapıyorum. Asla ev işi yapamıyorum. Ben bilmem bulaşık, çamaşır yıkamasını.
O gece, evde yemek yerken elektrikler “pat” diye kesildi. Annem, “Kalk, dışarıda elektrikler var mı bak?” dedi. Her yerde elektrikler yanıyordu. “Sigortalar atmış, yapıp gelirim.” dedim. Kapı çalmadan içeriye Meral girdi.
Annem anahtarı dışarıda unutmuş. İçeriye Meral girdi, o akşam, hülyalı yemekler yedim vesselam! Çay demledik. Meral mutfağa gelerek yanıma sokuldu. Kalbimdeki kuş kafesinden uçacaktı. Meral iki de bir ardına bakıp duruyordu. Bir gelen var mı diye tedirgin oluyordu. Bense platonik aşk yaşıyordum. Meral portakal gibi göğüslerinin arasından bir mektup çıkarttı, önce öptü sonra kokladı.
“Alimden geldi, canım... Bizim küçük Hüsnü’den yollamış mektubu.”
Gözlerinde mutluluğun şavkı belirdi. Bana ise yalnız hüzün kaldı. Tüm neşem kaçtı. Kulaklarımda ki ağzım, eski yerini ulaştı. Arkamı döndüm ve bardakları hazırladım.
“Ben böyle kaderin.” diye mırıldandım.
“Yarın at binmeye gidelim mi? Ormandan biraz da odun keseriz.” dedim.
“Kız başımıza ormana gitmek tehlikeli olur,”
“Ben varım yanında Meral”
“Annem izin vermez ki?” diye mırıldandı.
Vermezdi. En yakın arkadaşıma gizlice duyduğum erkeksi hisler beni çok rahatsız ediyordu. İçimden geçenleri kimseye anlatamamak, ona erkek olduğunu söyleyememek. Kadın değil, bir erkek olduğumu biriyle paylaşamamak günden güne eritiyordu artık beni.
Üniversite bitince ilk işim ameliyat olmak. Üstüme bol gelen kadın cinsiyetimden kurtulup, erkek kimliğime kavuşmak olacak. Üniversite yıllarımda sancılanıp doktora gitmiştim. Çift cinsiyetli olduğum, rahmin içinde bir de penis ve testislerim bulunduğunu o gün öğrenmiştim. Annemin bile görmediği testislerim var benim, Ben annemin hiç bilmediği bir erkek evladıyım.
Meral’e sokulup, “Ne buluyorsun şu Ali’de” diye sordum. Şaşırarak baktı yüzümü. “Hiç! Seviyorum” dedi. “Bir daha sana bir şey söylemeyeceğim, mutlu olmamı istemiyorsun” deyince kendimi firenledim, onu kaybetmemek için.
“Tamam canım kızma. Ali’yi seviyor musun diye seni test etmek istedim.” diyerek yalan söyledim. Ali’yi fena halde kıskanıyordum.
Sabah ezanıyla atımla ormana yollandım, omuzumda her zamanki gibi mavzerim. Atın yelelerine sakladığım sahte gülüşlerimi ve sırlarımı savura savura ormanda yol alırken, kendimi böyle tamamlanmış hissediyorum. Bu ne düğü belirsiz kasabada tek başına dolaşmak çok tehlikeli… Elimden bir kaza çıkmadan, bu yıl üniversiteyi kazanmalıyım.
Umutlarım, hayallerim var benim. Para biriktirmek için seslendirme yapıp, internet sayfasında köşe yazıları yazıyorum. Çok bir şey olmasa da idare ediyorum. Yoksa cadı kazanı gibi kasabadan kurtulmak imkânsız benim. Üniversite için para biriktiriyorum.
Geçenlerde Saliha gelmiş anneme; Kulağına “fıs, fıs” bir şeyler söylemiş. Hülya anlatıyor bana. (Anneme “Ferdane’nin bir eksiği mi var da evlenmek istemiyor, diyen kadın.) Beni istemeye geleceklermiş. Ben bir erkeğe ilgi duymuyorum. Yanıma yaklaştılar mı midem ağzıma kadar kabarıyor. Çok itici buluyorum onları, hele bir de Ömer var ya! Ay! O çipil çipil gözleriyle nasıl da bakıyor öyle bana. Ağzının salyaları akıyor aşağıya.
Atımı bir ağaca bağlayıp, kuru bir çam ağacı devirdim. Akşama kadar odun kesip yükleyip eve getirdim. Odunları sundurmaya dizip, atı ahıra kitledim. Annem kapı aralığından dikiş makinasının kafasına vura vura çıkardığı sesleri, düşürüp yamulttuğu tencerelerin gürültülerini de yanına alıp içeriye giriverdi.
“Kız, Ferdane!” diye sesleniyor annem. Önce sesimi çıkarmıyorum, içimden “Ne Ferdane’si, Ferdiyim ben! Ferdi ” dedim. Annem; “Yarın akşam seni istemeye gelecekler bizim kasaba?”
İşte o zaman, ecüşle mecüş düştü kafama. Buranın erkekleri akşamdan kalmadır, besbelli. İçimi ürpertir korkuturlar beni.
“Allah korusun, varmam ben o adama.”
“Ya kime varırsın? Herkese bir kulp takarsın. Vay başıma!”
“Hiç kimseye varmam. Ben evlenmeyeceğim. Bunu kaç defa söyleyeceğim?
“Kız kancık!.. Ablan evlendi de, bir sürü kızancıkları oldu be ya.”
“Söyle onlara sakın gelmesinler... Yoksa yakarım bu evi başınıza.”
Ünleyip gidiyor annem dışarıya. Kapıyı çarpıyor suratıma. Uzun uzun ağlıyor, duyuyorum sesini. Ona da acıyorum aslında... Korkuyor, kaderimden... O da bende bir tuhaflık sezinliyor, ama diyemiyor. Beni bir an önce evlendirip bu garipliğin üstünü alelacele örtmek istiyor. Yirmi beş yaşında yüzü kıllı, omuzları geniş yapılı, göğüsleri tahta ve hiç adet görmemiş bir kadınım. Ben kadın gibi görünen ruhi erkeğim.
“Ferdane, seni istemeye geleceklermiş “ diyor. Ne Ferdane’si? Ferdiyim ben Ferdiyim Ferdi...
Meral; “Te bak, ağda yapıp getirir verdim sana” diyor.
“Sen de mi Meral! Ben tıraş olmayı tercih ederdim.” derken Meral'in güldüğünü görüyorum. Şaka olarak aldı bu sözlerimi biliyorum. Meral’i çok seviyorum, hep yanımda olsun istiyorum. Beraber bir şeyler yapmaktan çok hoşlanıyorum. Mecbur ağdayı kabul ediyorum. Onu kaybetmek istemiyorum. Zaten hep ağdalarımı Meral yapar.
“Anneme söyledim, gelmeyecek görücüler. Sana da söylüyorum. Bana görücü demeyin çok kızıyorum.”
Meral elindeki ağdayı tükürüp tükürüp çekiştiriyor, bir sakız gibi uzatıp katlıyordu. Çürüyünce de yüzüme “pat” diye yapıştırıyordu. Yok! Ağda yapmıyor beni ağdayla dövüyordu. Hülya’nın elleri ve bacakları tenime değiyor. İnsanı çılgına çeviren pembe uçlu göğüsleri dimdik bana bakıyordu. İçim ürperiyor, iman tahtam boncuk boncuk terliyor, omuz başlarım sertleşip dikleşiyor. Ağdanın gerginliğini unutup hülyalı rüyalara dalıyorum, Hülya’yı sarılıp öpmek istiyorum. Tüm damarlarımdaki kan beynime bir yol bulmuş koşturuyor. Ah! Canım yanıyor. Acıdan yerimde duramıyorum.
“Hülya! Canımı yakıyorsun.”
“Kız! Rahat dursana, bunun yavaş mı olur Allah aşkına.”
Meral bir tuhaflık hissediyor bende, duruyor. Anlamsız bir şekilde yüzüme bakıyor.
“Ne oldu, neyin var Ferdane?” diyor.
Şimdi tam sırası söylesem mi duygularımı, söylesem mi? Ben Ferdane değil, Ferdiyim desem mi bağırmak haykırmak istiyorum. Yalnızlığıma ortak olsun istiyorum.
“Meral!” diyorum. “Sana bir sır versem, tutar mısın?”
“Aramızda sır olduğunu bilmiyordum Ferdane”
“Herkesin bir sırrı vardır Meral”
“Söyle tabi, bree!”
“Seni kaybetmekten korkuyorum, söz ver bana beni bırakmayacaksın”
“Söz veriyorum Ferdane söz olsun sana”
Meral, benim bir kurşun kalem kazası gibi belirginleşen organımdan çekiverdi ağdayı. Tekrar tükürdü, çekiştirerek katladı. Gözlerini gözlerime aktı, şaşırmış görünüyordu. Başak rengi saçları gözlerine giriyordu, ellerimle saçlarını arkaya doğru yatırdım. Meral;
“Hadi kız, söyle ne söyleyeceksen, çatlatma insanı daha fazla”
Ellerimi dizlerimde birleştirdim ve apış aramı kapattım. Tüm bunları istemsizce yapmıştım. Ağdalı bacaklarım birbirine yapıştı.
“Sana niye adet olmadığım ile ilgili bir şey söylemek istiyorum.”
“Hamile misin kız yoksa?”
“Saçmalama! Bu öyle bir şey değil. Ben kadına hiç benzemiyorum değil mi? Bunu yüzüme hiç vurmasan da bunun böyle olduğunu ikimizde biliyoruz”.
Meral başını bir an yere eğdi, biraz da kızardı. Dikkatli bir şekilde beni dinlemeye başladı.
“Ben kadın değilim Meral! Bakma sen benim kadın gibi olduğuma. Bedenim ve ruhumla yalnızca bir erkeğim. En kısa zamanda ameliyat olmam gerekiyor. Beni Tanrı çift cinsiyetli yaratmış. Bunu annem de bilmiyor. Yani bir oğlu olduğunu. Rahimde penis ve testislerim olduğunu bilmiyor. Üniversiteden sonra işe girip ameliyat olacağım. Tüm bunları bilmediği için bana koca arayıp duruyor.”
Hülya yontulmuş bir heykel gibi kaskatı kalakalmıştı öylece karşımda. Dudaklarını can çekişen bir balık gibi birkaç kere oynattı. Tüm cümleler boğazına takılıyordu.
“Nasıl yani bree? Ben şimdi bir erkeğe mi ağda yapıyorum?”
“Bunu bizden başka kimse bilmiyor Meral. Lütfen! Seni kaybetmek istemiyorum. Derim.
Meral’in elindeki ağda eriyip akmıştı yerlere. Yine ağızını balık gibi oynattı birkaç kere. Kelimeleri yutuyor, konuşamıyordu. Meral’in yüzünü gördüm. Büyüyen korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Sonra bir perde gibi sıyırıp atı verdi tüm korkularını.
Sonra bir ses duyuldu ağzından.
“Seni anlamaya çalışıyorum... Nasıl olur gerçek mi bu yaşananlar?”
Bugüne kadar biriken gözyaşlarım yamuk yumuk yuvarlanıyordu yüzüme. Sanki bir günah işlemişim gibi utanıyordum kendimden. Kendimi bir imalat hatası olarak nitelendiriyordum. Meral ellerimi tuttu; “Sakın kendini suçlama” sen benim tek arkadaşımsın.” dedi
“Hayır, Ferdane!.. Ben, seni insan olarak seviyorum. Ne olursan ol, her zaman arkadaş olacağız. Ne yapayım Tanrı beni böyle yarattı” Sarılıp ağlaştık sonra Meral birden gıdıkladı beni, gülüştük durduk banyoda. Biz güldükçe içimdeki platonik aşk, bir toz bulutu gibi yayılıp gidiyordu uzaklara.