|
Tweet | Tarih: 02-08-2025 13:10 |
ALİ GÖNENLİ/ ÖYKÜ
Vücudunun her sarsılışında, saplanan bıçağın et içinde döndürülmesi kadar acı hissediyordu. Hiç bağırmadı. Tecavüzü bitiren Halil, üzerine abanıp kulağına fısıldadı.
"Ne oldu? Beni çıktığım deliğe sokacaktın kahpe."
Ellerini çözüp arabaya bindirdiklerinde yalnızca yere doğru bakıyordu. Evin önüne geldiklerinde arabanın kapısından dışarı, duvarın dibine doğru ittiler. Zorlanarak ayağa kalkıp Halil'in yüzüne baktı.
" Seni çıktığın ananın ..ına sokacağım."
Halil'in yanındakilere dönüp öfkeyle konuşmasına devam etti.
"Sizi de g.t oğlanı yapacağım."
Halil'in salladığı tokattan, kafasını geri çekerek kurtuldu. Zorlanarak bahçe kapısını açıp eve girdi. Kapı sesini duyan annesi O'nu gördüğünde banyoya girmek üzereydi. Perişan halini, annesinin görmesini istemiyordu. Annesi banyonun dışından sordu.
"Ne oldu kızım?"
"Bi şey yok anne. Çok yorgunum. Duş alıp yatacağım."
Annesi odasına dönüp yattı. Üzerindekileri çıkarıp, duşun altına ayaklarını uzatarak oturdu. Duş hortumunu başına dolayıp, başlığı göğüslerinin arasına koydu ve çeşmeyi biraz açtı. O şekilde uyudu kaldı.
"Hoş geldin Perihan'ın göz bebeği. Hayırdır. Haberleşmeden geldin herhalde."
"Öyle oldu. Perihan Ablayla görüşmeyeli bir haftayı geçti. Buralarda işim vardı. Belki bulurum diye uğradım."
"Buyur geç. Gelmedi daha. Belki gelmez, evine geçer."
Filiz sürekli geldiği Mustafa'nın ofisini iyi biliyordu. Geçip oturdu.
"Bi şey içer misin?"
"Varsa bira içerim."
Mustafa bunu beklemiyordu. Şaşkın haliyle buzdolabından birayı getirip Filiz'e uzattı. Filiz'in, plan yaparak geldiği konuşmaya başladıktan sonra belli oldu.
"Perihan Abla'nın anlattığına göre beni lokum gibi buluyormuşsun Mustafa Bey."
Sırıtarak konuştu.
"Mademki Perihan söylemiş. Doğrudur."
"Biraz konuşalım mı?
" Ne hakkında?"
"Lokum gibi gördüğüne göre bana ilgin var. Doğru mu? "
"Konuyu sen açtın. Allah'ın bildiğini kuldan saklamam. Doğru."
"Şartlar uyarsa, lokumun tadına bakabilirsin. İlk şartım, Perihan abla istemediği sürece, O'ndan kopmayacaksın."
Mustafa, Filiz'in tüm şartlarını kabul etti. İsteği ve sahip olduğu koşullar bunu karşılamaya yetiyordu. Yetmişine yaklaşmış halini düşününce, büyük ikramiye çıkmış gibi sevindi. Bir iki dairede Filiz'e yediririm diye geçirdi içinden. Üç gün sonrasını kararlaştırıp, bir geceliğine Fethiye'ye gittiler. Filiz, Halil'in tecavüz ettiği an kadar tiksinti duysa da, Mustafa'ya uzun zamandır hissetmediği duyguları yaşattı. Bir ay sonra Filiz, annesine işlerinin iyi olduğunu, ayrı bir ev tutacağını söyleyerek, Mustafa'nın Mumcularda yaptığı küçük bir daireye taşındı. Tüm ev eşyalarını Mustafa aldı. Eve taşındıktan bir hafta sonra, Mumcular barajının Dörttepe yönündeki çamlık alanda, kalabalık bir grubun başı olan adamla buluştu. İsteklerinin tamamını anladığını söyleyen adamın eline, içi para dolu zarfı uzattı.
"Kalanı işini bitirince Mustafa'dan alacaksın."
"Tamam," deyip ayrıldılar.
Bir gün sonra, akşam gün batımına doğru, Çocukmezarı köyü ile Yalıçiftlik arasındaki ormanlık alanda, ağzı ve elleri arkadan bağlı üç kişiyi kalabalık bir grup ortaya almış, öldüresiye dövüyordu. Dayak o kadar uzun sürdü ki, atanlar bile yorulmuştu. Başlarındaki adam eliyle işaret ederek dayağı bitirmelerini istedi. Halil'in yanına gelip çömeldi.
"İnsanın eski nişanlısının ırzına geçmesi doğru bi hareket mi? Anlaşamamış ayrılmışsın. Niye uzatıyorsun?"
Eldivenli eliyle Halil'in bacak arasını kavrayıp sıkmaya başladı. Ağzı bağlı Halil, tüm gücüyle inliyordu. Vücudu, acıdan terlemiş, sırılsıklam olmuştu. Bayılacaktı. Adam elini çekince yeniden doğmuş gibi rahatladı. Grup içinden biri, Halil'in sağ elini büyük taşın üzerine koydu.
"Yakın zamanda otuz bir bile çekecek sağlam elin olmayacak."
Beş parmağın hepsini teker teker üstüne taş vurarak kırdı. Kırılan her parmaktan, ince dal çıtırtısını andıran ses çıkıyordu. Diğer iki kişinin pantolonlarını indirip, önceden hazırladıkları sivri kazıklar ile Filiz'in istediğini yaptılar. Üçünü sürükleyerek, Halil'in arabasının yanına getirdiler.
"Bundan sonra Filiz Hanım'ın gölgesinin üzerine bile basmayacaksınız."
Üçünü o şekilde bırakıp ayrıldılar.
"Anne evde misin?"
"Evdeyim kızım. Hayırdır. Kötü bi şey mi oldu?"
"Yok, yok. Sana uğrayıp konuşmak istedim."
"Gel kızım konuşalım."
Öğleye doğru annesinin yanına uğradı. Kardeşini yanına almak istediğini söyledi. Kısa sürede iki çocuğundan uzaklaşmak, nefret ettiği adamla tek başına kalma seçeneği annesini çok üzdü. Kabul etmedi.
"Sen bilirsin anne. Kardeşim zeki çocuk. Okumasını isterim. Bana da arkadaş olur. Babam olacak nalet adamdan ayrılmak istersen seni de yanıma alırım."
"Yok kızım. Bizim sülalede kocadan ayrılmak olmaz."
"Sülalenin kurallarının üstüne köpek sıçsın anne. O adam seni döverken sülaleden kim gelip yardım etti? Geçmiş olsun diyen bile olmadı."
"Baban beni öldürür kızım."
"Sen karar ver anne. Kimin kimi öldüreceği belli olmaz. Sen önce kardeşimin benimle kalıp kalmayacağını iyi düşün. Yakında araba alacağım. Sık sık gelir giderim."
"Olur kızım. Bende gelir evini görürüm."
"Bu gün salı pazarı var. Oraya uğrayıp size de bi şeyler alayım anne. İstersen sende gel."
"Yok kızım. Hava sıcak. Gelmeyim."
"Sen bilirsin annem."
Annesine sarılıp yanaklarından öptü. Bir miktar parayı annesinin eline tutuşturup evden ayrıldı.
Salı pazarının kapalı alanında, satış tezgâhının yanına oturmuş Halil'i gördü. Sağ eli alçıya alınmış boynuna asılı haldeydi. Yanına gidip çömeldi. Tiksinti ve öfke dolu sesle konuştu.
"Geçmiş olsun."
Sesi tanıyan Halil başını daha da yere eğdi. Filiz'e yaptıkları, yediği dayak arka arkaya kafasında canlandı.
"Sağol."
"Bir daha beni arama. Yolda görürsen yüzüme bakma. Bende aynısını yapacağım. Tüm geleceğimi yaptığın gibi vicdanımı da kapkaranlık ettin karanlıkta kaybolmanı istemem."
Sesini çıkarmadan "olur" anlamında başını aşağı yukarı salladı Halil. Filiz ayağa kalkıp, pazaryerinin üst tarafındaki merdivenlerden açık alana geçti. Gözlerinden yaş akıyordu.