|
Tweet | Tarih: 23-08-2025 21:06 |
ALİ GÖNENLİ / ÖYKÜ
Havalar serinlemeye başlamıştı. Mustafa’nın villa inşaatları bitmek üzereydi. Filiz, kendi yapacağı inşaatın temellerini attırmış, her sabah erkenden şantiyeye gidiyordu. Mustafa’nın inşaatı ile yanyana olduğu için, aynı konteynırı kullanıyorlardı. İçeriyi havalandırmak için pencerenin ikisini açıp aralık bıraktı. Önce çayı ocağa koyup, ortalığı temizlemeye başladı. Sehpaları, masa üstünü, mutfak tezgahını iyice sildi. Yeri paspaslayana kadar çay demlenmişti. Kapının aralanıp tekrar kapandığını gördü. Kim olduğunu kapıyı açıp baktığında öğrendi. Hızla arkasından yürüyüp kolundan tuttu.
"Nereye gidiyorsunuz Mehmet Bey. Çay demledim. Buyrun gelin."
"Çok savol. Ben içmeecen. Somura içerin."
Filiz tüm öfkesini, kısık sesine yükleyip Mehmet'in duyacağı şekilde konuştu.
"Benimle hemen içeri gel. Yoksa yağlı g.tüne küreğin sapını sokarım."
Havanın serinliğine rağmen Mehmet, boncuk boncuk terlemeye başladı. Sessizce Filiz'in arkasından konteynırın içine girdi. Filiz ikisine de çay doldurup sandalyeye oturdu. Mehmet'in terlemesi iyice artmıştı. Sinirli ve dalga geçer şekilde sordu Filiz.
"Niye terliyon Mehmet Bey. Benimle iş pişirirken bile bu kadar terlemedin."
Adam ezilip kalmış, başını aşağı eğmişti.
"Kusura bakma Filiz Hanım. Boş bovazlık edip, savda solda gevezelik ettim. Yanneş olduvunu soona faakettim. İsteesen üstünü öötüp gapatıverelin bunnarın."
Barış, işe başlamadan önce, konteynırın arkasından geçerken, içerden gelen sesleri duymuş, kulak misafiri olup dinlemeye başlamıştı.
" Konuşalım ondan sonra kapatalım. Ne geçti eline. Keşke üstümde yağlı göbeğini dolaştırıp dolaştırıp bi bok yemediğini de anlatsaydın. İstersen ben anlatayım insanlara. Özellikle karına."
Canı sıkkın şekilde pencerenin kenarından uzaklaştı Barış. Arsa sahibi telaşlandı Filiz'in komuşmasından sonra.
"Aman deyen Filiz hanım. Etme gurban oleen. Benim bi ayaam çukuuda. Bu yaşımda irezil olmeyen çoluva çocuva. Bi bok yeyip çatılasıca çenemi dutmadım.Ben ettim sen etme. Bunnarı duyan eden oluusa gahrımdan ölürün."
Çayını yudumlayıp bardağı sehpanın üzerine bıraktı. Sakinleşmişti.
"Mehmet bey benim derdim olayı büyütmek değil. Hepsi bitti geride kaldı. Senin rezil olman bana hiç bir şey kazandırmaz. Bundan sonra benimle iş dışında konuşmayın. Hele hele uçkur işlerini aklınıza hiç getirmeyin."
"Oluu oluu. Anneştik. İsteesen öteki yeelerin inşaatlarını da sen yapaasın."
"Başladığımız yeri yüzümüzün akıyla bitirelim hele."
"Yapaasın sen yapaasın."
Mehmet, soğumuş çayını döküp yenisini doldurdu. Rahatladığı yüz ifadesinden belli oluyordu. Bulutlar Yalıçiftliğin üzerini kaplamıştı. Dışarı çıkıp, ıpıl ıpıl düşmeye başlayan yağmur damlalarının altında evinin yolunu tuttu. O gittikten sonra, kapıya bir kaç kere vuruldu. Filiz, kapıyı açtığında çalışan işçilerden biri duruyordu dışarda.
"Abla yarın hafta sonu. Eve para göndericem. Bana para ayarlar mısın?"
Gülümseyerek yanıt verdi.
"Mustafa Bey'e söylerim halleder. Kaç çocuğun var?"
"Dörtdür abla."
"Sende mi Vanlısın?"
"He abla. Özalp’tan."
"Tamam. Yarın halletmeye çalışırım."
"Sagol abla. Allah senden razı olsun."
Kapıyı kapatıp, tekrar çay doldurdu bardağına. Çalan telefona baktığında Mustafa olduğunu anladı. Müteahhit Mustafa olarak kaydetmişti iki yıl önce. Hiç değiştirmedi sonraları.
"Efendim."
"Ne efendimi kız. İnsan bi günaydın der."
"Demek ki insan değilmişim."
"Öyle demek istemedim yav. Allah Allah. Tersten mi kalktın bu sabah. Ben gelemeyeceğim. Milas'ta işim çok. Sana birini gönderiyorum. Senin evlerden birini almak istiyor. Anlaşırsan satarsın. Benim evlerin hepsi satıldı."
Yüzü güldü Filiz'in. Evin birini satarsa rahatlayacaktı.
"Tamam sağol. Numaramı verirsen arasın."
İçi içine sığmıyordu. Bir çay bir doldurup Barış'ın çalıştığı binaya girdi. O'nun geldiğini gören Barış, spiralle mermer kesme işini bıraktı.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum Barış. Güzel haberim var. Evin birini satıyorum."
"Bereketli olsun."
"Buralar bitince benim binaların mermerleri en güzelinden olsun istiyorum."
"Metin abi daha iyi bilir çeşitleri."
"Gider birlikte konuşuruz."
Ne yaparsa yapsın, ne konuşursa konuşsun Barış'ı tanıdığından bu yana güldüğünü hiç görmemişti. Tanımadığı bir numara telefonunu çaldırınca heyecanlandı. Mustafa'nın dediği müşteri olabilirdi. Yanılmadı. Müşteri Mustafa'nın tarifiyle oldukça yakın bir yere gelmişti. Kısa süre sonra şantiyeye geldi. Filiz, Barış'ında gelmesi için işaret etti. Anlaşmaları çok zaman almadı. Küçük bir indirimle evi sattı. Kaporayı alan Filiz'in içi içine sığmıyordu. Müşteriyi uğurladıktan sonra sevinçle Barış'a döndü.
"Bu işten ilk paramı aldım. İnşallah arkası gelir. Hadi sende üstünü başını değiştir. Annemle kardeşimi alıp Mazı'ya yemeğe gidelim."
"İşim çok. Siz gidin. İş olmadığı zaman gelirim."
Canı sıkılsa da umursamadı Filiz. Annesini arayıp hazırlanmalarını istedi. Dolambaçlı Mazı yolunu çok seviyordu. Yeniköy çıkışındaki sağlı sollu çam ağaçlarının arasından araba sürmek yüzünü güldürdü. Yukarı Mazıdan iki kavanoz bal aldı. Sahile vardıklarında sürekli gittiği yere oturdular.
"Kızım araba kullanacaksın içme. Hemi doktor da öyle demedi mi? "
"Tamam anne. Doktor ilaçları aldığımda alkol içme dedi. Çok şükür hepisi bitti. Kafam eskisi kadar bulanık değil artık. Bi tane biradan zarar gelmez."
Dönüş yolunda, annesindeki durgunluk dikkatini çekti.
"Fıstığım neyin var senin. Yüzün sirke satar gibi."
"Yok bi şey kızım."
"Var var. Bilirim ben güttüğüm koyunun huyunu. Beçin’deki mi aradı gene."
"Her gün arıyo kızım. En son doktora gittiğinde eve uğramışsın. Evi deşirip para bırakmışsın. Anlatıp anlatıp ağlıyo."
"Sen de ağlamasına dayanamıyon de mi?"
"N’ediyim kızım? Kötü de olsa çocuklarımın babası."
Mumculara yaklaştıklarında, Filiz arabayı durdurup annesinin yüzüne baktı.
"Kız ben seni götürüp kocanın hasretini bitireyim. Bi kaç gün orda kal. Canın istediğinde gelirsin. Olur mu?"
"Sen bilisin kızım."
O akşam annesini Beçin'e bıraktı. Geç saatlerde eve gelen babası, karısını karşısında görünce çok mutlu oldu. Ellerini tutup tutup ağladı. Eve dönmeden önce kardeşiyle Boğaziçi sahiline uğradı. Tanıdığı balıkçılardan birine, ertesi gün gelip alacağını söyleyerek sipariş verdi. Sahildeki kahveyi, tek bileği olmayan adamla ailesi çalıştırıyordu. Her geldiğinde uzun uzun sohbet ederdi onlarla. Bu nedenle eve geç döndüler. Salonda çek yatı açıp uzandı. Kardeşini yanına çağırıp sarıldı.
"Gel evimin koca erkeği. Bugün sana sarılıp yatasım var. Kardeşi de gülerek O'na sarıldı.
Ertesi gün akşama doğru, sipariş verdiği balıkları şantiyeye götürdü. Tüm şantiyedekiler doya doya balık yedi. Tüm haftanın yorgunluğunu atacakları uykuya dalmadan önce, bazıları günah dese de bol bol içen de oldu. Barış ta içenler arasındaydı.