|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(İkinci Bölüm)
BADAVUT ANTİK TAŞ OCAĞI
Bu kuleyi, falezleri dolaşırken görmüş ve Kuş Gözetleme noktası sanmıştık. Meğer, “Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Ayvalık Trafik Gözetleme İstasyonu” imiş.
Çıktığımız yerin sağ tarafında bir taş ocağı var. “Burası, görmek istediğimiz taş ocağı olsa gerekir.” dedim. Fotoğraflarını çektim. Bulunduğumuz tepeden Ege Denizi ve Midilli Adası çok rahat seyredilebiliyor. “Datça ile Simi arasından biraz daha mı uzak?” dedim. Sevda, İnternetten baktı, “Neredeyse iki katı.” dedi. Aşağıda, sahilde denize girenler ve güneşlenenler vardı. Oraya inmenin çok kolay olmayacağı kanısına varınca, inmekten vazgeçtik.
Kıyı Emniyet Müdürlüğü'ne ait gözetleme istasyonunun çevresinde o kadar çok katı atık malzemesi (çöp) vardı ki çok şaşırdım; bir kenarda duran iki çöp bidonunun içleri ve çevreleri de çöp doluydu. Çam ağaçlarından çam fıstığı kozalağı toplayan gençten bir karı koca geçiyordu. Erkeğin omuzunda oldukça uzun bir sırık ve sırığın ucunda hilal şeklinde keskin bir demir bıçak (hırpo) vardı. “Bu çöpleri toplamak için buraya belediye hiç uğramıyor mu?” dedim. “Uğramıyor.” dedi. Bulunduğumuz alan “doğal jeopark” olduğundan bu çöpleri toplamak belediyenin göreviymiş. Burasının bu halde olmasına çok şaşırdım. Sevda'ya, “Cunda Adası ile ilgili 3 bölümlük yazının ilk bölümünde 'WC'nin 5 TL.' olduğunu yazmıştım. Nevzat, 'WC 5 TL., başlı başına bir haber' demişti. Bu bölgede belediyelerin açtığı sosyal tesislerde alkollü içkinin (bira) satılıyor olması, keza şimdi bu tepenin çer çöp tepesi olması da başlı başına bir haberdi. Gazeteci bazı arkadaşlar şimdi burada olsalar, bütün bunları ayrı ayrı haber yaparlardı. Ben, gezi notları yayınlıyorum. Umarım bu notları Ayvalık Belediyesi'nde çalışan birisi ya da bir belediye meclis üyesi okur da hem bu tepeyi hem de Badavut Plajı'nı bu berbat durumdan kurtarmak amacıyla bir çaba içerisine girerler.” dedim.
Aracı park ettiğimiz yere yakın bir yerde, aracı park ettiğimizde gözümüzden kaçan panoyu gördük. Panonun üzerinde, “Badavut Antik Taş Ocağı” ile ilgili bilgiler vardı.
“Badavut Antik Taş Ocağı”, biraz önce gördüğüm ve fotoğraflarını çektiğim ocak değil, panonun arka kısmında pembeye, kırmızıya kaçan renkleriyle bir sütun biçiminde yükselen kayaların bulunduğu bölümmüş.
Panoda yer alan bilgilere göre, çok özet olarak, bu alanda pembe, beyaz ve gri tonlarda yaklaşık 30 m kalınlığa ulaşan kaya katmanları gözleniyor. Bu kayalar, yaklaşık 20-22 milyon yıl önce meydana gelen volkanik püskürmeler sonucu oluşan Ayvalık ignimbiritleridir. Bunlara, bu yörede Sarımsak Taşı denir. Sarımsak Taşı, dayanıklılığı, kolay işlenebilirliliği ve uzun ömrü nedeniyle yaygın olarak tercih edilmiştir. Bu taş, manastırlar, kiliseler, camiler, okullar, konutlar ve zeytinyağı ve sabun fabrikaları gibi endüstriyel yapılarda kullanılmıştır. Günümüzde Sarımsak Taşı'nın çıkarımı sıkı şekilde denetlenmekte olup Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nden izin gerektirmektedir.
Bol bol fotoğraf çekip, araç ile aşağıya doğru indik.
BADAVUT LAGÜNÜ
Tepeye çıkarken dikkat etmemiş olmalıyız ki tepeye çıktıktan sonra dolaşırken tepeye çıkarken sağda, inerken solda, üzerinde yürünebilir genişlikte toprak ya da kumdan bir setle denizden ayrılmış görüntüsü veren göle benzer sulak alanın ayırdına vardık. “Burası suyu hala kurumamış bir lagün mü yaksa denizin bir uzantısı mı?” diye aramızda konuştuk. Sevda, gördüğümüz setin bir yerinde deniz ile bağlantısını sağlayan sonradan açılmış bir kanal olduğunu söyledi.
Tepeden aşağıya inince, tepeye çıkmadan önce aracımızı park ettiğimiz yere yakın yol ayrımında, deniz kıyısında tahtadan yapılma küçük bir aparat gördük. Aracı durdurduk. Gördüğümüz aparattan önce bir pano da buraya dikilmişti.
Panoda, tepedeyken ayırdına vardığımız ve ne olduğuna dair üzerinde konuştuğumuz sulak alanın “BADAVUT LAGÜNÜ” olduğu yazılıydı.
Panodaki bilgilere göre, özet olarak, Badavut Lagünü, kıyı akıntıları ve dalgaların taşıdığı çakıl, kum ve kil gibi sedimanların kıyıdaki bir girintinin ağzını kapatmasıyla oluşmuştu. Yaklaşık 23 hektarlık bir alana sahip olan lagünün su seviyesi kışın yağışlarla birlikte yükselir, alan ve derinlik artardı. Yazın ise buharlaşma nedeniyle düşer, lagün küçülürdü. Badavut Tuzla Lagünü, zengin yaşam çeşitliliğiyle önemli bir sulak alan ekosistemidir. Avrupa-Afrika kuş göçü yolu üzerinde yer alır. Göçmen kuşlar için önemli bir konaklama ve beslenme alanıdır. Bu alanda pek çok kuş türü gözlemlenebilir. Bunlardan birisi de büyük flamingolardır. Biz lagünün kıyısındaki aparatın üzerine çıkıp lagüne bakarken, bu flamingolardan epeycesi oradaydılar. Bu lagün, 20. Yüzyılın başlarına kadar tuz üretimi amacıyla da kullanılmış.
Sonra araca bindik ve tepeye çıkmadan önce park ettiğimiz 5-10 m ilerideki yere park ettik.
KLEOPATRA PLAJI
Kleopatra Falezlerini görmeye geldiğimizde, Badavut Sahilinin bu bölümünde de soyunma kabini ve duş görmemiştik. O nedenle, araçta soyunup, deniz kıyafetlerini giydik.
Sahile varınca, falezlerin 50 m kadar uzağında, denizin bir miktar içerisine kadar giren büyük Sarımsak Taşlarının olduğu alanın öte tarafının taşsız olduğunu düşünüp, oradan denize girdik.
Deniz, bu noktada pırıl pırıl ve Datça'nın Mare altı, Taşlık ya da Palamutbükü Plajı gibi 5-10 m sonra derinleşiyordu. Epey bir yüzdük. Sonra çıktık.
Sevda, burasının Sarımsaklı Sahili'nden daha iyi olduğunu, denizin bu bölümünü çok sevdiğini, iyi ki buraya gelip denize girdiğimizi söyledi. Deniz bütün yorgunluğumuzu almıştı.
Araca döndük. Şimdi, Şeytan Sofrasına gidiyoruz.
(Devam edecek)