|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Yirmi üçüncü Bölüm)
“BEN ÖYLE UYGUN GÖRDÜM”ÜN VARDIĞI NOKTAYI GÖRDÜK!
Tamam, mevcut Turizm Bakanı başta olmak üzere merkezi yönetimde “yerelin yerel özelliklerini geliştirme” anlamında bir perspektif yok, bunu görebiliyorum. Peki, bu konuda yerelde bir irade ortaya çıkmıyor mu? Datçalılar, böyle bir 'iradeyi' ihtiyaç olarak görmüyorlar mı?
“Bunları konuştuğun zaman 'Hayır, böyle değildir' diyecek turizmci çok azdır, diye tahmin ediyorum. Bunları bu şekilde ifade ettiğin zaman, hepsi bir şekilde hak verir ama bunun koordinasyonunu tek kişi yapamaz. Yunanistan'da, diğerlerinde bakanlıkların, denetim kurumlarının, işte yerel yönetimlerin bu alandaki çalışanları, personelleri, akil insanları hem ciddi ve yetkilidir, hem de içerisinde çalıştıkları kurumlar, içerisinden geldikleri kurumların kolay kolay etkileyemeyeceği, işte 'seni sürdürürüm' ile korkutamayacağı türden sürekliliği olan kurumlardır. Bizdeki sıkıntılardan bir tanesi de bu. Yani bu tip karar verici, yönlendirici olacak insanların yetkisinin, gücünün, imkanlarının sağlam olması ve elini korkak alıştırmaması gerek. Bizim siyasi iklimimizde, hem yerel yönetim hem merkezi yönetim bu konularda 'teknik adam' ya da 'işi bilenden' daha çok üst seviyedeki insanların 'Ben böyle uygun gördüm' kafasından gidiyor. Sen böyle uygun görme ya, o doğru değil çünkü. Gördük yani 'Ben öyle uygun gördüğümün' vardığı noktayı.
HER ÖNÜNE GELENDEN AKIL ALMAYACAKSIN!
Bir de her önüne gelenden akıl almayacaksın, yani sana çok güzel cümleler ile sunulan her sunumun altı çok dolu olmayabilir; çok yaşadık çünkü. Bu tip tanıtım faaliyetleri, kitap basmalar, site kurmalar, işte fuar için stand yapmalar için sana öyle güzel PowerPoint sunumlar hazırlarlar, örnekler verirler ama aynı örneği Marmaris Belediyesi'ne de Alanya'ya da göndermiştir. Çünkü o seni orada 'müşteri' olarak görmektedir.
DATÇA'YA ÖZGÜ BİR TURİZM POLİTİKASI OLMALI!
Yani, abicim, sen bana 'butik' bir şey gibi bak. Bana özel bir elbise önermen gerekir; buraya, bu coğrafyaya, imkanlarına, çıkmazlarına göre. Sen, havaalanına yakın bir yere önerdiğin kitle turizmini burayı öneremezsin. Yolumuz uzak. Mesela, hep diyorum ya Badem Çiçeği Festivali'nde bir doluluk oluyor, insanların epey bir kesimi hiçbir şey göremeden dönüyor. Çünkü otobüsleri durdurup da döndürüp de insanları indirecek bir yer yok. 'Nalet (Lanet) olsun' deyip, dönen çok, biliyorum. O yükü, burası kaldırmıyorsa başka bir modele geçmen gerekir. Yani, 'Çok insan gelsin' kafası, acilen terk etmemiz gereken bir anlayıştır.”
Anladım. Merkezi yönetimde yok, yerelde yok ama böyle bir anlayışa ihtiyaç var.
“'Bunu kim karşılayacak?' diyorsun?”
BİR İNSAN KAYNAĞI ÇALIŞMASINA İHTİYAÇ VAR!
Onu söylemeye çalışıyorum, bu ihtiyacı karşılayacak iradeyi, insanları, mekanizmayı Datça kendi içinde yaratamıyor mu? Nerede sıkıntı var? Niye başaramıyor?
“Şöyle: Daha önce de anlatmıştım ya, bundan 25 sene önce, belediyede göreve başlamamın ikinci yılında, bir insan kaynakları çalışması yapmıştım. O zamanlar, ulaşması da kolaydı; buraya bilerek yerleşen kaliteli insan sayısı çoktu. Yani 'Herhangi bir yazlığım olsun. Bir sitede ucuz ev buldum' kafası ile değil de her şeye rağmen o yolu çekip de gelen çok ciddi, düzgün, eğitimli bir kitle vardı. AKTUR'da vardı, işte Özil/Özbel'de vardı... Büklerde (Hayıtbükü, Ovabükü, Palamutbükü) ev yaptırmış olanlar vardı. Emekli diplomatlar, yazarlar, televizyoncular, gazeteciler... Ben, bir elli kişi kadar bir çalışma yapmıştım. Turgay (Sönmez) abiden destek aldık, başkalarından destek aldık. Hep sorduk yani, 'Sizin de arkadaşınız varsa bizi tanıştırsanız' falan diye network bir iletişim yaratmak üzere... O iletişim ağından çok da faydalandık. Çok güzel dönüşler, destekler aldık. Basılı tanıtımda, bütçe bulmada, işte ilçenin yönünü belirlemede falan bu tip bir insan kaynağı, beyin kaynağı çalışmasına ihtiyaç var ve Datça'da da bu insanlar çıkar.”
DATÇA'DA YAŞAYANLARIN MADDİ VE MANEVİ KATKISINA BAŞVURULMALI!
Ben de onu anlatıyorum.
“Yalnız, şöyle bir örnek vereyim: Yanlış hatırlamıyorsam, Şener (Tokcan) başkanın ilk yılıydı, biz bunu bir adım öteye taşımak istedik. Düşündük. Şener Başkan o zamanlar çok ciddi kafa yoruyordu, 'Nasıl ilerletiriz burayı? Nasıl daha düzgün hale getiririz?' diye. TRT örneği vermiştim ya yayınladık da sonra Anadolu'dan gelen kitle ile turizmimiz örtüşmedi (*) falan diye... Benim de sosyal medyayı keşfedip oradan yürümeden önceki bir dönemdi. Dedik ki biz, 'Kayıtlardan, işte emlak kayıtlarından vs... Datça'ya yerleşmiş olan yabancıları, işte Avrupalıları, İngiliz, Alman, Hollandalı, Fransız, Belçikalı... tek tek tespit edelim. Adresleri de var. Bunlara, İngilizce yazılım. Çok kibar bir mektup hazırlayalım.' Ellerimle hazırladım. Zarfladım. Adreslerini tek tek çıktı aldım. 50 kişi kadar falan, ayıklaya ayıklaya... İşte yaşlarına bakıyorsun. Bildirdikleri mesleğe göre falan bir şey yaptık. Bazıları 90 yaşına gelmiş, adını zor hatırlıyor; evinden kaldırıp oraya davet etmenin bir anlamı yok, Böyle bir kitleyi tespit edip, mektupları gönderdik. 'Gelin misafirimiz olun.' Panorama idi o zamanlar, şimdiki Yeşim Teras'ın adı. Panorama Restoran'da bir gün öğleden sonra çayında oturalım' dedik, işte ikramlar hazırlattık. Kanepeler, şunlar bunlar, çaylar, kahveler... 'Datça'dan ne istiyorsunuz? Buradaki hayatınızı zorlaştıranlar neler? Sizin için neler yapabiliriz? Bize bunları anlatın, not alalım. Sizin hayatınızı nasıl güzelleştirebileceğimizi düşünelim. Bizi yönlendirin.' İlk, böyle girdik, başka türlü, yani 'çıkarı' eğer önden vermezsen, olmaz. Güzel, kibar bir dille, başkanın imzasıyla, gönderdik. Bu 50 kişinin herhalde 45'i gelmişti. Geldiler. Başkan tek tek masalarına uğradı. Başkanın da İngilizcesi güzeldir, BBC de çalıştığı için. Sordu. Anlattı. Ben notlar aldım. Fotoğraflar çektik. Ondan sonra hepsini tespit ettik. Bunları, düzgün bir şekilde kağıda döktüm. Dedim ki, 'Genel olarak sorunlarınız toplam on maddede yer almakta. Bunları not aldık. İkinci davet mektubunu yazıyorum. Bunlarla ilgili ne yapabiliriz? Nasıl bütçe buluruz? Ekiplerimizi nasıl yönlendiririz? Çalışıyoruz. Sizler bizim misafirimiz değil insanımız, yerlimizsiniz artık...' falan. Motive edici, güzel bir davet mektubu yazdım. 'Bir ay sonra' dedim, 'bir toplantı daha yapacağız. Sizi gene aramızda görmek istiyoruz. Siz Datça'ya ne katabilirsiniz? Hangi katkılarınız olabilir? Avrupa'da hangi ünlü insanları tanıyorsunuz? Maddi, manevi neler sunabilirsiniz? Sizinle hangi sıklıkla temasa geçebiliriz? Bu sefer, siz de bir şeyler yapın.' falan diyerek, 50 kişiye gönderdik. İlkinde 45 kişi falan gelmişti ya, ikinci toplantıda herhalde 5 kişi falan geldi. 'Durumu anlamış olduk' dedik, Şener başkan ile. Yani 'Datça için bir şey yapalım' denildiğinde umurlarına takmadılar. İnsan kaynağı çalışması yaparken de bazen bazı tecrübeleri göz önünde bulundurmak gerekir. Yerli insanımızın, Türk vatandaşlarımızın bu konuda gerçekten çok daha sıcak ve katkı sunucu olacakları kanaatindeyim. Mesela, yollardan bir tanesi de bu...”
(Badem Çiçeği Festivali sonrası devam edecek)
09.02.2026/Datça/Mehmet Erdal
(*) “Bir kalabalık var ama ne gelenler buradan mutlu oldu, ne de buradakiler bir şey anladı. Dedik ki biz ondan sonra Şener başkan ile ‘Biz galiba hedef kitle seçiminde bir hata yaptık. Yani duyulur, bilinir, görünür olmak güzel ama bunu doğru kitle ile örtüştürmediğin zaman anlamsız. Karanlığa sıkılan bir mermi gibi oluyor, boşa gidiyor. Hiçbir anlamı olmuyor.’ Ondan sonra o ayağı kestik.” (Bölüm, 2)