Bugun...



Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (24)

Bir Badem Çiçeği Festivali'ni daha geride bıraktık; festivalin son günü (15.02.2026) yapıp 17.02.2026 günü yayınlanan söyleşide (Bknz: Tur Rehberi Gözüyle Badem Çiçeği Festivali, https://haberveinsan.com/tur-rehberi-gozuyle-badem-ciceği-festivali/5929/) tur rehberi Nihat Konur'un ifadesiyle bu festivalin “sürdürülebilir” olabilmesi için hiç şüphesiz çok yönlü değerlendirmesi yapılacaktır.

facebook-paylas
Tarih: 18-02-2026 21:22

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (24)

MEHMET ERDAL

(Yirmi Dördüncü Bölüm)

Bir Badem Çiçeği Festivali'ni daha geride bıraktık; festivalin son günü (15.02.2026) yapıp 17.02.2026 günü yayınlanan söyleşide (Bknz: Tur Rehberi Gözüyle Badem Çiçeği Festivali, https://haberveinsan.com/tur-rehberi-gozuyle-badem-ciceği-festivali/5929/) tur rehberi Nihat Konur'un ifadesiyle bu festivalin “sürdürülebilir” olabilmesi için hiç şüphesiz çok yönlü değerlendirmesi yapılacaktır.

17.02.2026 günü öğle sonu, Cumhuriyet Meydanı'nda Kafe Bahane'de Osman Akın ile yine bir araya geldik; konumuz, çok doğal olarak festivaller.

“BÜYÜME” İLE “İRİLEŞME, ŞİŞME” FARKLI ŞEYLERDİR!

Seninle yapmaya başladığımız bu söyleşilerin ilk başlarında, Datça Badem Çiçeği Festivali'nin esin kaynağının Japonya'daki Kiraz Çiçeği Festivali olduğunu, o festivalin de Samuraylar (Japonya'da bir savaşçı sınıfı) ile ilişkisi olduğunu söylemiştin. Bir süre önce yazılı basında, İnternet'te yer alan ve hatta TV'lerde de yayınlanan haberlere göre “Festivali izlemeye gelenlerin yoğunluğundan, gürültüden, kirlilikten vb. nedenlerden” dolayı yerel yönetim Fuji Dağı eteklerinde yapılan Kiraz Çiçeği Festivali'ni bu yıl yapmamaya karar vermiş. Yine sen bu söyleşi dizisinin ilk başlarında demiştin ki “Datça'ya, Datça turizmi nedeniyle çokça bir yığılma, şişme var, Datça bu yığılmayı, bu şişkinliği kaldıramaz.” Bugünkü söyleşiye buradan başlayalım.

“'Büyüme' ile 'irileşmeyi' karıştırmamak lazım. 'İri' olmak, sayıların çok artmış olması, 'gelişme', 'olumluluk' demek değildir her zaman. Hatta bir yerden sonra, etki kendi kendini bitirmeye başlıyor; hani, (1789) Fransız Devrimi için söylenen “Her devrim, kendi çocuklarını yer.” (Danton) şeklinde bir söz vardır ya, onun gibi 'Festivalin kendi kendini bitirmesi' diye bir olay da oluşuyor, bir yandan.

Bu tip festivallerin aşırı popülerleşmesi, özellikle iyi fotoğraf veren festivallerin, bir yerden sonra içeriğini bilmeden sırf meraktan gitme duygusuyla bir kitle çeker. Buna karşı önlemler alınması çok doğru ve doğal. Bir örnek vereyim: 'Sakura' dedik ya, Japonya, bunun getireceği yığılmadan, işte pislikten, Japon ruhuna uygun olmayan bir kitleden rahatsız olabilir. Bunun bir başka örneği Venedik. Venedik'te de festivaller var, mesela bir tanesi 'Maske Festivali.'”

Gondolların üzerinde maskeleriyle kanallarda geziyorlar falan...

“Evet, herkes maske takar, o dönemin kıyafetleriyle dolaşır falan. Venedik hükümetinin bu konudaki tavrı da bellidir: Venedik, kazıklar üzerinde oluşturulmuş yapay bir şehirdir. Zamanında, haydutlardan, korsanlardan vs. saklanmak için işte denize kurulmuş, kapasitesi belli, kanalların arasında olan çok güzel, tarihi bir şehir. Venedik böyle bir festivali yaparken, meraklısından, 'Bu neymiş?' diye fotoğraf çektirmeye geleninden öte orada kalacak, işte rezervasyonu olacak, ona göre harcama yapacak, mümkünse önceki yıllarda gelmiş olması tercih edilen bir kitleyi davet etmeye çalışır. Çünkü bizim Datça'da olduğu gibi, Badem Çiçeği Festivali'nde olduğu gibi yüzlerce otobüs ile gelip de Venedik'in sokaklarını doldurup, 'Maske Festivali neymiş?' diye elinde çekirdek ile dolaşıp, sonra çekip giderse Venedik ne bunu kaldırır, ne bunu hak eder, ne de zaten bakarsan, doğru bir turizm modeli değildir. Biz de o doğrultuda yavaş yavaş 'önlem almak zorundayız' diye düşünüyorum.

Bu yıl yapılan Badem Çiçeği Festivali'nde gözlemlediğim şöyle bir şey var...”

GELENLERIN YOL BOYUNCA UYARILMASI İYİ OLDU

Ben de onu soracaktım. Festival alanlarını bir nedenle dolaşmışsındır. Gözlem yapmışsındır.

“Stantlarda sağlam akış, daha evvelki yıllarda da yapılan, çok eğip bükmeden, çok da süslemeye çalışmadan, geri de kalmadan bir akış oluşturursun. Festivali örgütleyen arkadaşlar çok emek harcadılar. Eleştirirken hiçbir zaman kimseyi incitmemeye, hak yememeye çalışırım. Zamanında çok da emek harcadığım bir festivaldir. Bu yıl daha az sayıda insan geldi ama gözlemlediği şey şu: İnsanlar biraz daha bilgilendiler...

Bu yıl gelenler, geçen yıla göre daha mı azdılar?

“Bana öyle gibi geldi. Elinde badem dalıyla gezen ziyaretçi görmedim. Fotoğraf çektirip otobüslerine biniyorlardı. Eşim (Çiğdem Akın), Palamutbükü'nde yapılan 'Yemek yarışmasında' jüri başkanı ve sunucu idi, onunla oraya gitmiştim. Yol boyunca gördüm; pek çok otobüs yol kıyısında durmuş, inenler fotoğraflarını çekip otobüslerine biniyorlardı. Bademin çiçek açan o dalını kırdığın zaman, badem çiçeği çok narindir, Sakura (Kiraz) Çiçeği de aynı şekilde, çabuk dökülür, en güzel anında dökülür. Sen çiçek açan dalı kırdın, Marmaris'e dönüyorsun, Marmaris'e varana kadar bütün çiçekler, taç yaprakları dökülür, elinde kalan değnek ile inersin araçtan. O yüzden, tabelalar ile gelenleri çiçek açan badem dallarının koparmamaları konusunda uyarmaları iyi bir iş olmuş. En azından, badem tarlası sahiplerini rencide ettirmeden festivali yürütebilmek gerekir. Bu konuda bilinçlendirme doğru bir iş olur, bence.

FESTİVALİ, DOĞRU HEDEF KİTLEYE ULAŞTIRMAK GEREKİYOR!

Daha kaliteli, mesela rehberlere ulaşmak konusunda senin bugün yayınladığın söyleşide görüşlerini yayınladığın tur rehberinin söylediği çok doğru, acente sahibine ulaşmaktan çok grup başı olacak kişilere ulaşmak, bunları bilgilendirmek, bir nevi 'Festivalde nasıl eğlenilir? Nasıl gezilir?' rehberi hazırlamak, bunu sosyal medyaya koymak, sitelere koymak, acentelere bunun linkini atmak mail olarak, gelmeden önce derslerini çalışmasını sağlamak... gelen insanın, dediğin gibi 'Nerede ne yiyebileceğiz?, Nerede WC'ye girebileceğiz?, Otobüsü nereye çekersek tura katılanları en az yürütebiliriz?'.. gibi bilgiler ile donanmasını sağlar. Kastettiğim şey, daha önce de birkaç defa ifade ettiğim gibi olaya festivali 'büyütmekten' çok 'festival doğru seçilmiş hedef kitleye ulaştırılır ise doğru insanlar gelir' şeklinde bakmak lazım. Yani, Anadolu'dan yüzlerce otobüs insan gelip de Datça'yı gezip 'Badem Çiçeği Festivali bu muymuş?' deyip dönmesi yerine, çekeceği o fotoğrafı, gördüğü o manzarayı bilen, hakikaten Datça ile ilgili şeylerle bağ kuran, daha sonrası için de Datça'ya gelmek isteyebilecek kitle yaratmak olması lazım, hedefin. Burada, Cumhuriyet Meydanı'ndaki tezgâhlardan çok alışveriş yaptırmak, festivalin amacı olmamalı. Ki, bu yılki tezgâhlarda, belki benim eksikliğimdir, o nedenle haksızlık etmeyeyim ama hiç tanımadığım insanlar, garip garip şeyleri satışa sundular...”

STANTLARDA SATILACAKLAR KONUSUNDA, BİR KONSEPT OLUŞTURULMALI

Festival süresince satılanlar daha çok Datça ile ilgili, Datça'da üretilen ürünler... mi olmalı? Bir başka deyişle, satışa sunulacaklar yapılan festivalin anlamı ile ilgili mi olmalı?

“O konuda bir konsept oluşturulsa, mesela Venedik'te yapılan Maske Festivali'ne gittiğiniz zaman birinci önceliğiniz Venedik'in o maskelerinden, yelpazelerinden hatıra olarak almaktır. Oraya gitmişken, atıyorum sana Kasap Sucuğu ya da atıyorum yine takı-toka almak niyetinde olmazsın. Çünkü, geldiğin festivalin konsepti bellidir. Orayı hatırlatması gereken şey odur ama burada yapmış olduğun sabundan tut da işte kokulu yağlara kadar satışa çıkardığın zaman, bu hediyelikler Badem Çiçeği Festivali ile çok örtüşmüyor gibi geliyor bana. O konuda bir beyin fırtınası yapılıp, kişilere en azından modeller sunulsa, ürün önerilerinde bulunulsa çok iyi olur. Satıcı yıl boyu ürettiğini, yaz sezonunda stantlarında satacağı takıları Badem Çiçeği Festivali'nde de sergiliyor. Standa sergilenen o teneke takının, incik boncuğun festival ile bağını kurmadıysan eğer, o iş sadece düz ticaret oluyor. Festivalin, her şey ile bütünleşik olması lazım. Ona göre tişörtler, sweatshirtler satılabilir festival ile ilgili bir özelliği olan, gelen kışın alır ama yazın giyer falan. Önemli olan, yapılan festivali andırması lazım, diye düşünüyorum. Önceki yıllarda daha kötüydü. Bu yıl doğru alınan kararlardan bir tanesi, 'İçeride pişir, dışarıda sat' şeklindeki uygulamaydı. Geçen yıllarda yapılan festivallerde burada sucuk dumanından göz gözü görmüyordu. Kokudan geçilmiyordu...”

Bu konulara bir çeki düzen verilmiş!

“Şimdiki gibi olabilir ya da bu tür tezgâhlar ayrı bir bölümde de olabilir. 'Dükkanının içerisinde pişir, pencerenden servis et.' Bu yıl Kumluk Sahilindeki esnaflar da buna uydular. Bu şekilde olması daha doğru. 'Panayır' dediğin zaman, orta çağ panayırdan da bir tık daha iyi olmalı. O zamanlar, tamam yaygaralı, gürültülü, kokulu öyle festivaller, panayırlar varmış ama yokluktan, bu modern çağda, 21. Yüzyılda artık bir tık kaliteli olmalı yani yemesi, içmesi, satışa sunulan hediyeliği diye düşünüyorum.”

(Devam edecek)




Bu haber 594 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI