|
Tweet | Tarih: 04-03-2026 00:18 |
MEHMET ERDAL
(Yirmi Dokuzuncu Bölüm)
DATÇA'DA KENT KONSEYİNDEN ÖNCE KENT MECLİSİ VARDI
Üzerinde konuşacağımız “kent konseyi” tartışması, Türkiye'nin gündemine iki binli yıllarda giriyor ama bunun bir de öncesinin olması lazım. Datça Kent Konseyi ne zaman kuruldu? Buradan başlayalım.
“Kent konseyi tartışmasının özü, Rio Sözleşmesi ile başlıyor.”
Rio Sözleşmesi, kaç yılında yapılıyor?
“İkibinli yıllardan önce, 90'lı yıllar (1992, BM Rio Zirvesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi). Yerel yönetimler ve merkezi yönetimlerin temsilcileri dışında 3. bir kamuoyu oluşturmak ve hem denetim, hem akıl gösterme, çözüm önerme, partner olma şeklinde bir düşünceyle hareket ediyorlar. Sonra Yerel Gündem 21 oluyor adı. Kent konseyinin Datça'da ilk kurulumunun adı, Erol Karakullukçu dönemindeki Datça Kent Meclisi'dir. Kent konseyi, Avrupa Birliği uyum sürecinde AKP döneminde önerilip adlandırılmış olanıdır.”
Datça Kent Meclisi kurulduğunda sen Datça Belediyesi'nde çalışıyor muydun?
“Evet. Kuruluşunda ben de vardım.”
KENT MECLİSİ DE KENT KONSEYİ DE EROL BAŞKAN ZAMANINDA KURULDU
Nasıl kuruldu? Oradan başlayalım. Birisi mi önerdi? Erol (Karakullukçu) başkanın aklından mı çıktı? Sen mi önerdin? Belediye meclisinde mi gündeme geldi? Devlet mi önerdi? Nasıl gündeme geldi?
“Şöyle: Türkiye çapında kent meclisleri kurulması gündeme gelmeye başlayınca ilk kim önerdi, kim bu kent meclislerinin kurulmasının faydalarını falan anlattı onu çok iyi hatırlamıyorum.”
Yerel basın olarak siz gazete çıkarıyordunuz, sen de orada yazıyordun...
“Belki Turgay Sönmez, belki Cem Avşar'lar olabilir. Hatta ilk tartışmalardan bir tanesi de şuydu: Kent meclisinin başkanı Erol Bey, Erol Başkan'dı; Türkiye'nin birçok yerinde bu şekilde başladı.”
Belediye başkanı, Datça Kent Meclisi Başkanı mıydı?
“Belediye başkanları, kent meclislerine başkanlık etmek için kendilerini seçtirttiler, belli bazı yerler dışında. Mesela, rahatsızlandığında Orhan Keskinsoy ile ziyaretlerine gittiğimizde Erol başkan da 'Kent Meclisinin her şeyini, bütün alt yapısını, personelini, masrafını ben karşılıyorsam, o zaman en fazla etkisi olan kurum Datça Belediyesi olarak benim başkanlık etmem doğrudur' şeklinde düşünüyordu. Diğerleri dernek, sendika, vakıf vb... idi, sonuçta”
Kent meclisi de kent konseyi gibi dernek, sendika, siyasi parti ilçe örgütleri vb... temsilcilerinden mi oluşuyordu?
“Evet. Aynı. Aynı mantıkta idi. Daha sonra, Avrupa Birliği uyum sürecinde Avrupa Birliği'nden 'yaptırımsal bir tavsiye' olarak, bunu çok önemli gördüklerini ifade eden bir tavsiye olarak bizim hükümetimize bildirilince, 'kent konseyi adı ile devam edin' denilince...”
KENT KONSEYLERİNİN RESMİ BİR NİTELİĞİ YOKTUR
2005 (13.07.2005) yılında bu konuda bir yönetmelik yayınlandı...
“O yönetmelik bir sayfalık bir yönetmelik idi. 'Kent konseylerinin işleyişiyle ilgili belediyeler yardımcı olur' anlamında,”
Şimdiki Kent Konseyi Yönetmeliği bir sayfadan fazladır. Sözünü ettiğin yönetmelik bundan önce çıkan bir yönetmelik miydi?
“Kent Konseyi Yönetmeliği iki kez revize edildi. Bu revizeler ile genişletildi. İkişer sayfa falan daha eklendi. Şimdi ilkinden biraz daha uzun yönetmeliği var ama ilk yayınlandığında tek sayfalık bir yönetmelik idi. Kent konseyleri, merkezi yönetimin yerel temsilcileri, yani kaymakamlar ve seçilmiş belediye başkanları dışında bir platform ya da çatı örgütüdür. İçinde resmi kurumlardan ve belediyeden de olmak üzere temsilciler vardır. STK'larından gönderilen temsilciler bulunur. Çoğu zaman, başkan olarak katılmayı tercih eder STK'lar ama bazen de yazı ile temsilci görevlendirir; bunu yapan devlet daireleri de var. Böyle bir çatı örgütü. Sıkıntı şurada: Kent konseyi üzerine uzun boylu düşünülmediği için, kent konseylerinin sorunlarını belediyeler çözer. Nedir bu sorunlar? İşte yer verir, personel verir. Ki ben bu kapsamda bir personeldim. 15 yıl kadar yaptım. En sonunda, baktım ki STK'larının 'Biz de varız' deme çabaları, ego çarpışmaları ve daha da önemlisi, kent konseylerinin 'tüzel kişilik' olmayışı ciddi sorunlar yaratıyor, bıraktım. Kent konseylerinin resmi bir niteliği yok aslında. Hükumetin (AKP İktidarının) Avrupa Birliği'nin uyum sürecine paralel olarak tavsiye ettiği, daha doğrusu 'kuracaksınız' dediği bir yapı ama ne bir personel çalıştırabiliyor bütçe belirleyip, ne bütçe yapabiliyor, kendine ait bir bütçesi yok. Belediyelerin bunlar için fon ayırması, bütçe ayırması gerekir ama 'param yok' deyip çoğu belediye çekildi kenara, 'Bunun için bütçe üretemiyorum' diyerekten. Türkiye'de işler durumda kalan kent konseyi sayısı çok azdır, tahmin ediyorum.”
ŞU HALİYLE ÇOK SÜRDÜRÜLEBİLİR ÖRGÜTLER DEĞİLLERDİR
Kent konseyleri konusunda bugüne kadar çokça yazı yazan birisi olarak yanılmıyorsam Türkiye'de 1000 kadar (27 Ocak 2026 tarihi itibarıyla 81 il ve 973 ilçe bulunuyor) belediye var. Bu belediyelerin 150 kadarında kent konseyi bulunuyor. Bu kent konseylerinin de 50 kadarı çalışıyor. Bu çalışanların da birkaç tanesi aktif; Datça Kent Konseyi, bu birkaç taneden birisi.
“Kent konseyleri, proje yapıp Avrupa Birliği'nden fon alamaz, kredi çekemez, yatırım yapamaz, bütçe döndüremez. Bir şey yapacağı zaman, belediyeden rica eder yazıyla, belediyenin durumu müsait ise bununla ilgili kolaylaştırıcı olur. İşte ses sistemi kiralar, mekân verir, atıyorum bir etkinlik için birisi gelecektir onun yol ve iaşe giderlerini çözer... gibi bir işleyiş söz konusudur. Çok sürdürülebilir değil. Avrupa Birliği'ne uyum sürecinin kendiliğinden sönümlenmesinden sonra hükümet de bu konularda çok ısrarcı değil artık. Eskiden AKP'li belediyelerin de kent konseyleri vardı falan, 'STK'ları dinliyoruz' diyerekten, şu anda çok kaale alınan kurumlar değiller. Bir tür istişare, danışma meclisleri rolündeler. İşte ilçenin sorunlarını tespit ediyorlar, olabildiği kadar. 'Risksiz muhalefet alanlarında' hareket ediyorlar. 'Risksiz muhalefet alanları' nedir? İlçe belediyelerinin çok fazla ilgilenemediği sorunlardır: Hayvanlarla ilgili sorunlardır. İşte kadın hakları, çocuk hakları, kent kullanım hakkı gibi kimsenin itiraz edemeyeceği konularda, mesela Kurubük MUÇEV'e verilmesin, işte barınaklar iyileştirilsin gibi... Ne bileyim, bu tarz ortak paydada buluşulabilecek alanlarda belediyelerin bir tür yardımcısı oluyorlar ya da kolaylaştırıcısı durumuna geliyorlar ama ciddi muhalefetlik, siyasi sayılabilecek konularda kent konseyleri genelde pasif kalmayı tercih ediyor. Çünkü kendi içlerindeki derneklerin hiçbirinin yapısı homojen değil. Yani (yerel ya da merkezi yönetim anlamında) iktidara yakın olan da karşı kalan da var. Kent konseyleri kendi konumlarını korumak durumundadırlar. Mesela, Datça'dan boğa güreşleriyle ilgili basit bir örnek vereyim: Boğa güreşleriyle ilgili Datça Kent Konseyi'nde tartışmalar oldu, işte 'Neden durdurulmuyor?' falan şeklinde. Şu andaki Kent Konseyi başkanımız, olayı iki açıdan da ele alarak değerlendirdi. Yani oradaki işin 'hayvana vahşet' değil, tam tersi daha uzun yaşamalarına da fırsat veren 'sürdürülebilir bir yerel kültür öğesi' olduğu üzerinden açıklamaya çalıştı. Doğru bir yaklaşım idi. Yani kent konseylerinin yerel yönetime tamamen muhalefet etme ya da merkezi iktidara yüklenme yerine bazı durumlarda da kamusal agresyonu, işte az bilgiden kaynaklanan tepkiyi yumuşatma konusunda işe yararlılıkları var. Şuradan hatırlıyorum: Orhan Keskinsoy, Datça Kent Konseyi Başkanlığı yaparken belki en faal olduğumuz dönemler idi. Daha sonra Tülay Özberk ile çalıştım, Bülent Sancaktar ile çalıştım. Belediye meclis üyemiz Hayriye Yılmaz Balkan ile çalıştım.”
DATÇA KENT KONSEYİ BAŞKANLARIYLA HEP İYİ İLİŞKİM OLDU
Bu saydıklarının hepsi de Datça Kent Konseyi Başkanlığı yaptılar mı?
“Evet, hepsi de kent konseyi başkanlarımız idi. Hepsiyle de çok iyi bir ilişkim oldu. Birlikte çok iyi çalıştık. Birbirimize karşı çok saygılı olduk, içtenlikli olduk. Hayriye hanım iki dönem başkanlık yaptı. Ona 'Sizin hatırınız için duruyorum. Çünkü, kent konseyinin ne kadar zor ve paslanmış bir yapı olduğunu görüyorum. Bunun bir yere varacağı kanaatinde de değilim artık. Sizden sonra devam etmeyeceğim' dedim. Ondan sonra hakikaten de devrettim genç bir arkadaşa. Şimdi benim yürüttüğüm görevi kimin yürüttüğünü de bilmiyorum.”
Demokrasi Evi'nde çalışan Tuğçe (İlhan) yürütüyor.
“Kent konseyi sekreterliği bürokratik bir iş olarak çok zor değildir; yazışma kalıpları bellidir. Sınırları bellidir. Çok bağlayıcılığı da yoktur zaten. Belediye sana imkan verdiği sürece bir şeyler yaparsın ama hakikaten ciddi kaynak yaratılmış kent konseylerini gördüm. Bunlardan bir tanesi Eskişehir. Bir başkası İzmir/Konak'tır. Konak'ın binasını gördüm, kocaman, tarihi bina.”
KENT KONSEYLERİNİN CİDDİ İŞLEV GÖRDÜĞÜ YERLER DE VAR
Karşıyaka Kent Konseyi'nin binası da öyle idi bir zaman önce gördüğümde.
“Karşıyaka'nınkini görmedim, duymuştum. Üzerine 'Kent Konseyi' logolu araçları var. Bildiğin. Kocaman, çift kabinli falan. Belediyenin yetki ve görev sınırlarının bulanıklaştığı alanlarda kent konseyi üzerinden toplumsal çalışmalar yapabilmesine imkân sağlıyordu oradaki yapılanma. Şöyle: İşte varoşlarda, Çingene mahallelerinde Kürt mahallelerinde, çok aşırı yoksulluğun ve suçun olduğu mahallelerde rehabilitasyon çalışmalarında, iş eğitimi vermelerde, işte saha araştırmalarında falan belediye olarak tepki alabileceğin mahallelerde, mesela daha muhafazakar mahallelerde vs. Kent konseyi bir çatı örgütü olduğu için, için de cami yapma derneğinden tut da çevrecilerine kadar birçok örgüt de bulunabiliyor, daha rahat ve siyaset üstü bir kimlikle çalışabiliyordu. Bunlar da belediyelerin o bölgeler için yapmayı niyetlendiği toplumsal dönüşümleri uygulayabilmesine imkân sağlıyor. Benim gözlemim o idi. Yani oralardaki işte kadın emeği eğitimi, onlar için pazarlar yapılması vs. falan. Son dönem, son iki dönem belediyecilikte, özellikle İstanbul bu konuda baya atak yaptı. İşte öğrenciler için yurtlar açmaktan tut da meslek edinme kursları, ondan sonra kent lokantaları gibi şeylerle o alanlara belediye olarak da girdiler. Daha öncesinde bu tarz toplumsal çalışmalarda kent konseyleri bayağı işe yarıyordu ama sanırım sönümlendi. Çünkü başkanın iki dudağı arasındadır, genelde işleyiş. Yani, herhangi birkaç olayda başkanla ters düştüğün zaman ya da kent konseyi başkanının kariyerist yaklaşımının diğer dernekler de antipati yaratması gibi şeyler de olabilir, işleyiş aksıyor. Burada şu anda iyi götürüyor, Aytekin (Erdoğan). Tabii belediye başkanın da yardımcı olma, alan açma çabasının da rolü var bunda ama birçok yerde zıtlaşma olabiliyor kent konseylerinde. Çünkü, şöyle söyleyeyim: Muhafazakar belediyelerin olduğu yerlerde her ne kadar kent konseyleri bir çatı örgütü olarak her düşünceden derneği, sendikayı, siyasi partiyi içerse de bu tarz oluşumların lokomotifi bazı sosyal demokrat, ilerici, modern, eğitimli insanların kurduğu dernekler oluyor. İşte çağdaş hukukçularından, çevrecilerinden tut da nispeten daha soft, işte az önce verdiğim örnek yanlış anlaşılmasın ama cami yaptırma ve yaşatma derneğiyle sen hukukçular derneğini bir araya aldığın zaman hangisinin oradaki oluşumu domine edeceği açıktır. Yani, daha eğitimli olan kişilerin başında olduğu dernekler, çevre dernekleri vs. falan şimdi güzelleştirme derneği vardır bir yerin, diğerinde çevre derneği vardır, ikisinin etki alanları farklı olacaktır, doğal olarak. Bunun da yol açtığı gelişmeler nedeniyle muhafazakâr yerleşimlerdeki kent konseyleri ilk sönümlenenler oldu. Belediye başkanları desteklerini çekince zaten 'toplan, toplan dağıl' dışında bir şey yapamıyorsun. Çünkü bağış toplayamazsın, proje yapamazsın, satış yapamazsın. Bir yer işletemezsin kendi adına. Yani biri sana bağışlasa bile sen kâğıt üzerinde yoksun. Tapuda o mekânın senin üzerine geçirilmesi bile mümkün değildir gibi kent konseylerinin niye bu bulanık, muğlak yönetmelik ile daha fazla gidemeyeceğini böyle özetleyeyim ben sana.”
(Devam edecek)