Bugun...


Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (48)
Tarih: 04-05-2026 15:36:23 Güncelleme: 04-05-2026 15:36:23 + -


Savaş Bey'den sonra Mustafa Soytok dönemi (1989-99) var. Soytok'dan sonra Erol Karakullukçu dönemi (1999-2009) başlıyor. Önceki bölümlerin birisinde o döneme ilişkin şöyle bir cümle kurmuştun, Erol beyin başkanlığı döneminde yaptıklarından hareketle: “Datça'da solun hâlâ ekmeğini yediği bir dönemdir.”

facebook-paylas
Tarih: 04-05-2026 15:36

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (48)

MEHMET ERDAL

(Kırk sekizinci Bölüm)

REMZİ ALBAY VE HASAN HOCA, İKİSİ DE İLÇE BAŞKANLIKLARINDA PARTİYİ AYAĞA KALDIRDILAR

Şimdi tekrar geriye dönelim. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası Datça Belediye Başkanlığı'na önce bir Albay (Şemsettin Sami Alpat, 1980-82), çok kısa bir dönem Demir Sakin Yılmaz (1982-82) ve sonra da Savaş Özalp (1982-84) atanıyor.

“Demir Sakin Yılmaz abi, kaymakamlık yazı işleri müdür vekili. Ona vekâleten yaptırıyorlar, bir Datçalı olarak. 'Başkan' sayılır mı bilmiyorum, sadece bürokratik işleri yapıyor. Savaş (Özalp) bey önce atanıyor ama sonrasında seçiliyor (1984-889)”

Savaş Bey'den sonra Mustafa Soytok dönemi (1989-99) var. Soytok'dan sonra Erol Karakullukçu dönemi (1999-2009) başlıyor. Önceki bölümlerin birisinde o döneme ilişkin şöyle bir cümle kurmuştun, Erol beyin başkanlığı döneminde yaptıklarından hareketle: “Datça'da solun hâlâ ekmeğini yediği bir dönemdir.”

“Doğrudur.”

Ben, 1999 yılında yapılan yerel seçimde Datça Belediye Başkanlığını Erol Karakullukçu'nun (CHP) kazanmasını Datça'da bir dönüm noktası olarak görüyorum. Bu dönüm noktasını biraz sorgulamak istiyorum. Bu dönemde adından sıkça söz edilen Remzi albay var. O dönemi biraz anlatır mısın?

“O dönemde adından söz edilmesi gereken pek çok kişi var ama Remzi (Özbek) albay, saygıyla anıyorum, bir, Hasan (Kaya) hoca iki, ikisi de çok iyi CHP Datça İlçe Örgütü Başkanlığı yaptılar; ikisinin de partiyi iki tökezlemeden ayağa kaldırmış insanlar olduklarını, düşünüyorum. Remzi albay ile ilgili şöyle söyleyeyim: Soytok ikinci dönem için de seçildiğinde, ben CHP Datça İlçe Örgütünde yazman ya da sözcü olarak görev alıyordum. İlçe örgütüne kimse gelmiyordu. İnsanlar umutsuzdu. 'CHP'den bir şey olmaz' kafasındaydılar.”

EROL BAŞKAN SÖYLEMİYLE VE İCRAATLARIYLA SOL DAMARI CANLI TUTTU

Çünkü o yıllarda CHP'nin Datça'daki oy oranı % 12-13'lerde falanmış, sanırım.

“Çok düşüktü. Devletin de gücüyle, ANAP'ın desteğiyle şu anki Cumhuriyet Meydanı'nı 'Turgut Özal Meydanı' yaparaktan Mustafa Soytok kendi açısından başarılı bir kampanya yürüterek seçildi. İkinci dönemdeki tökezlemelerden sonra kaybetti. CHP Datça İlçe Örgütü'nde insan kalmadı. Parti, ülke çapında da baya bir tökezlemiş durumdaydı. O sıralar genel merkezce afişler basılmış, 'umudu' aşılamak, partiyi tekrar ayağa kaldırmak için. Bir tomar da Datça'ya göndermişler. Ben de turizm yapıyorum, yazları işler yoğun ama kışları yoğun değilim. Sonbahar falan olması lazım. Partiye uğramıştım. Çalıştığım ofis ilçe örgütüne yakındı. Remzi abi tek başına orada. 'Bunlar geldi. Ne yapacağız?' dedi. Dedim ki 'Asalım.' 'Kim asacak?' dedi. 'Biz' dedim. 'Olur mu?' dedi. 'Abi, insan yok. Ölü toprağını üzerimizden atmamız lazım.' dedim. 'Herkes evine çekildi. Kimse yok' dedi. Ondan sonra, aldık afişleri. Onun kötü bir arabası vardı. Beyaz bir Renault mu neydi. Dandik. Eski model. Sonra Palio aldı, onu hatırlıyorum. Dandik selo bantlardan aldık. Çıktık. O zamanlar ilçe merkezi 3 mahalleden oluşuyordu: İskele, Reşadiye ve Eski Datça. Reşadiye'den başladık. Görünür yerlerdeki direklere, duvarlara vs. yapıştıra yapıştıra geldik Eski Datça'ya, İskele Mahallesi'nin merkezine falan filan. Ondan sonra, yapıştırdığımız bu afişleri görünce partililer, 'pes etmeme' duygusu yeniden canlandı. Daha önce kabuğuna çekilmiş olanlar yavaştan partiye tekrar gelmeye başladı. Oradan, kendime pay çıkartmayayım, tabii ki partiliysen bütün bunları yapman gerekir, oradaki bizim o 'Kalk, bunları yapalım' duygusundan sonra Erol Karakullukçu partinin de çalışmasıyla, kendisinin doğru söylemleriyle ve Soytok'un eleştiri çok alan uygulamaları nedeniyle seçimi kazandı. Arkasından, daima sol'da kalarak, söylemini sol'da tutarak, kendisi eski bir Dev Yolcu'dur, Giresun Görelelidir.

“Kurtuluşçu” olduğu da söyleniyor.

“Söylemlerinde o tarz vurgularda bulunarak, belediye gazetesindeki köşe yazılarında bile hep laikliğin, gericiliğin, işte emeğe saygının, yoksullara sahip çıkmanın falan vurgusuyla ve bütün etkinliklerle, röportajlarındaki söyledikleriyle falan hep o damarı canlı tuttu. O yüzden diyorum, CHP'yi sadece Atatürkçü, laik işte modernizm taraftarı bir merkez sol parti, sosyal demokrat parti olarak konumlandırmaktansa sosyalist söylemden de cümleler ödünç alan bir pozisyonda tutmak, daha doğru bana göre.

ÖZGÜR ÖZEL CHP'Yİ BAYA Bİ SOL'A ÇEKTİ

“CHP'yi nasıl görüyorsun?” diye soracaktım, sormadan o sorumu da cevaplamış oldun.

“Şöyle: Baykal'dan sonra Kılıçdaroğlu'na bile sarıldık 'umut' olarak; adamın 'CHE Guevara' diye resimlerini çizerek parti kongrelerinde, sosyal medyasında filan kullandık. Çalıştım çünkü hepsinin kampanyasında buradan. İmamoğlu'nun kampanyasında da Muharrem İnce'ninkinde de Kılıçdaroğlu’nunkinde de izin alıp kalkıp Ankara'da, İstanbul'da ofiste çalışanlarla birlikte emek verdik. Biz o çocukların yanında arkadaşlarla “cin fikirler” bulduk. Çeviriler yaptık, başka dillerden. Bütün bunları 'sosyalist' gibi düşünerek yaptık. Meğer adam 'görevliymiş', ne bileyim? Emekli olsa da 'devlet görevini' devam ettiriyormuş Kemal bey. Hâlâ 'Mutlak butlan', 'Partinin başına geleceğim.', ondan sonra 'Özgür seni aday yapalım. Ben iktidar peşinde değilim...' falan diyor. Çekil ya. Partide 10 dönemdir milletvekilliği yapıp da hiçbir şey, hiçbir dönüşüm yapmayan, statükoyu taş gibi tutan bir sürü milletvekili var. Yani CHP'nin içi, genel merkez, sağcı kaynıyor, öyle söyleyeyim sana.

Senin beklentine ya da bir üye olarak bakışına göre CHP'nin böyle olmaması lazım, değil mi? Peki, sen CHP'yi solda mı, ortada mı, yoksa sağda mı tanımlıyorsun?

“Partiliyim. İhraç edeceklerse etsinler, CHP, 'merkez' partidir. Ama şu anda özellikle Özgür Özel'in son dönemdeki söylemleriyle sağlam bir 'sol'a çekti kendini. Parti içindeki 'sağ' unsurları baya pasifize etti. Uzaklaştırdı. Temizledi ama rakipleri de boş durmuyor. Muhtemelen, korkarım ki bazı kasetler, kayıtlar, bazı bulaşılmış skandallardan kaynaklı olarak Özgür Özel de 'bir yere kadar hareket edebiliyor' korkusundayım. 'Belediyeleri verelim de siz de onunla yetinin' durumu varsa eğer, bu şekilde bir 'al gülüm, ver gülüm' durumu varsa şaşırmam yani. Bu ülkede her zaman olur, böyle şeyler.

BELEDİYE İLE İLGİLİ ÇOK KONUŞMAMAYA ÇALIŞIYORUM

Şimdi soracağım soru karşısında herhangi bir düşünce belirtmeyebilirsin. Benim şöyle bir gözlemim var: Şu an Datça Belediye Meclisi CHP Grubu'nda “Ben 'sol'um” diyenler olduğu gibi demeyenler olduğunu da biliyorum; kimler olduğu önemli değil, konumuz bu da değil. Sence bu normal mi?

“Abi, şöyle: Bu üyelerin mesleklerine, ekonomilerine, toplumdaki konumlanmalarına bakınca bir şeyler analiz edebiliyorsun ancak. Belediye ile ilgili çok konuşmamaya çalışıyorum. Her zaman, BİR SORUN ORTAYA KOYDUYSAM ÇÖZÜMÜNÜ DE YAZIYORUM. Mesela, haber yaparken, köşe yazısı yazarken ya da röportajlarımda hep bu şekilde yapmaya çalıştım. Yol da göstermeye çalışacağım. Yani, geçen bölümde de dedik ya 'Belediye meyhane açar ve rakı satar mı? Açar ve satar. Neden yapamasın?' Niyesini de anlatmaya çalıştım, örnekler vererek falan. Başka türlüsü, emekli olduğum kurumdan 'intikam' almaya çalışıyorum görüntüsü verir ama benzer bir gözlemi başka kişilerden de duyduğumu söylemeliyim. Mesleklerine bakarak oradaki pozisyonun, kurumun getirdiği gücün avantajlarını ekonomiye tahvil etme çabası içinde olduğu söylenen durumlar var tabii ki.”

CHP'DE ANA OMRGA HER ZAMAN EMEKTEN YANA OLMAK ZORUNDA

CHP 'merkez parti' olunca, içerisinde kendilerini “sol'um” diyerek tanımlayanlar ile kendilerini “sol'um” diye tanımlamayan insanların bulunması normal, o zaman?

“Değil aslında; öyle olmaması lazım.”

Bu konuda ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum.

“O kadar gevşek de değil ya. Sonuçta, sadece işte Atatürk'ü sevmek, işte laiklik söylemiyle kendini 'sol' olarak tanımlayamazsın. Yani, CHP gibi bir partide tamam 'Altı Ok' var, 'Milliyetçilik' de bunun bir parçası ama 'kültür milliyetçiliği' oradaki. Yani, var olan kültürlerin hepsini savunmak. 'Ne mutlu Türküm diyene' diyorsan, bunu 'üst kimlik' olarak bahsediyorsan mesela, bunun içine Anadolu'daki Ermeni izlerinden tut da Süryani'nin şarabına kadar girmesi gerekir bana göre. Yani 'ırk' temelli 'Türkçülüğü' söyleyemezsin sadece.”

Yani, diğerlerini dışlayarak, ötekileştirerek sadece onu söyleyemezsin.

“Söyleyemezsin. Ben CHP'nin mesela 'milliyetçi' söyleminin bu şekilde olduğu zaman 'sanal' bir söylemden öteye geçmesi gerektiğini, geçmesinin sağlıklı ve olumlu sonuçlar yaratacak bir bakış açısı olacağını düşünürüm. Ama 'ana omurga' her zaman 'emekten' yana olması lazım. Yani 'Sosyal demokratım' diyorsan, 'Batı tarzı' jakoben, ilerici, işte gericilikten uzak, burjuvaziye karşı bir Batılı partiden daha çok baya baya sosyalizm ile dirsek temasında olan bir parti olman lazım. 'Ortanın Solundayız' demişti İsmet (İnönü) Paşa biliyorsun, safları netleştirmek için. Çünkü senin kendi içinde tuttuğun 'sağ' alanı daha iyi ifade eden, daha sert ifade eden partiler çıkmaya başlayınca DP, AP, ANAP... gibi, senin konumlanmanın da netleşmesi gerekiyor. Taa İsmet Paşa yaptı bunu ya.”

Sorumun devamı da bu idi. İsmet Paşa “Ortanın Soluyuz” dedi, Bülent Ecevit bunu bir adım ileri götürdü “Demokratik Sol'uz” dedi.

“'Toprak işleyenin, su kullananın' gibi. Bu söylemler... Sonrasında Bülent Ecevit çok abuk subuk, daha ulusalcı 'sağ' bir savrulma yaşadı ama CHP'nin artık 'ulusalcılığın sol damarını' alıp 'ırkçı' kısmını, 'faşizan', Kürt'ü dışlayan, işte diğer etnik kimlikleri dışlayan kısmını almaması gerekir bana göre. Datça özgülünde tabii bu anlattıklarım çok anlamlı değil; burada böyle bir şey yaşanmadığını daha önceki bölümlerde konuşmuştuk. Sosyal demokrat olarak kendini tanımlıyorsan, ana eksenin ezilenden yana olmak, emekçilik, ilericilik, işte dinci taassuba, faşizme karşı her zaman karşı olmak şeklinde falan daha net olmak gerekir bana göre. Ha verdiğin örnek, kişilerle ilgili bu tarz bir handikapı sezdiğimi söylemeliyim. Yani kendilerini Atatürkçülükle, laiklikle ya da işte rakı içme hakkıyla falan 'sol'da tanımlama çabalarının çok çok yetersiz ve ikna edici olmadığını düşünüyorum.”

(Devam edecek)




Bu haber 259 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI