Bugun...


Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (33)
Tarih: 13-03-2026 04:55:49 Güncelleme: 13-03-2026 04:59:49 + -


Bizde mesela, makam, odalar, altın varaklı koltuklar var ama Japonya'da yok. Japonya'yı batı toplumlarından mı kabul ediyoruz? “O özel bir örnek oldu, doğru söylüyorsun ama baktığın, gözlemlediğinde de aynı şekilde, yani makam odaları işlevseldir. Haşmetiyle, gelen insan üzerinde iz bırakan, haddini bildiren düzenlemeler değildir.”

facebook-paylas
Tarih: 13-03-2026 04:55

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (33)

MEHMET ERDAL

(Otuz Üçüncü Bölüm)

BATI TOPLUMUNDA “EGO TATMİNİ” MÜMKÜN DEĞİLDİR

Görmüşsündür, sosyal medyada bazen birileri paylaşır, ABD'de parkın birisinde Obama yanında birileriyle dolaşıyor ya da İngiltere'de bir yerde başbakan ha keza, onların gezdiğini gören o ülkenin vatandaşları bacak bacak üstüne atmış aralarında konuşmaya devam ediyorlar, istiflerini bozmuyorlar. Hiçbir devlet görevlisi de işte onlara “Nasıl böyle oturursunuz?” diyerek elde jop dalmıyor. Böyle bir olay bizim ülkemizde mümkün mü?

“Ben kamudan önce uzun süre uluslararası şirketlerde, seyahat acentelerinde çalıştım. İngiltere'de, Berlin'de ofislerde bulundum. Yaz sezonunun hazırlığını kış aylarında yaparsın, gidersin falan. Orada müdüre, patrona vs. adı ile hitap edersin. Herkes içeceğini kendi alır. Oradaki müdür sana 'Bana şuradan bir çay getir' çekemez. Yani, önemli olan işe odaklanmaktır. Orada 'ego tatmini' falan olacak şey değildir; senden götürür. Senin hazımsız, sorunlu, psikopatik izler taşıyan bir kişi olduğun izlenimini verir. Mesela uluslar arası fuarlara, yurt dışı gezilere Fransa'ya, Almanya'ya falan gittiğimde, belediye ziyaretlerini yaptığımda gördüm, belediye başkanının odasında çay makinesi vs. vardır. Herkes kalkar, içeceğini kendisi alır. Yani bizdeki 'çaycı', 'odacı' kavramı onlar için çok da işleyen bir şey değil. Bizim verimsizliklerimizden bir tanesi de bu, mesela. Orada, illa o 'makam hissini' verme çabası, devasa makam odaları falan yoktur. Japon İmparatoru'nun Trump'ı kabul ettiği geleneksel oda, çok hoşuma giden bir örnektir; ortada tek bir tane basit bir sehpa, iki sandalye, iki tane de küçücük yan sehpa. Sandalyelerde tercümanlar oturuyor. Ortada çay sunulan kaplar, bu kadar. Bizde tam tersi.”

Japonya, doğu toplumu kabul edilmiyor mu?

“Nasıl yani?”

Bizde mesela, makam, odalar, altın varaklı koltuklar var ama Japonya'da yok. Japonya'yı batı toplumlarından mı kabul ediyoruz?

“O özel bir örnek oldu, doğru söylüyorsun ama baktığın, gözlemlediğinde de aynı şekilde, yani makam odaları işlevseldir. Haşmetiyle, gelen insan üzerinde iz bırakan, haddini bildiren düzenlemeler değildir.”

Onu anlatıyorum.

“ Orada olan, Japonya gibi toplumlarda da ha keza. Ona bakarsan Avustralya, Yeni Zelanda da doğu toplumu gibi aslında ama batılı.”

Anladım.

“Bu tür şeyler, 'Benim paramla kime hava atıyorsun?' duygusu yaratır toplumda.”

Ama Türkiye'de öyle değil.

“Türkiye'de öyle değil. Yani, 'İtibardan tasarruf olmaz' kafası.”

Arap ülkelerinde öyle değil, İran'da öyle değil.

“İran'da en son Cumhurbaşkanı vs. bombalanmış ofisini falan da gördüm, orada da öyle bir hava, haşmetli, görkemli bir durum yok.”

DATÇA BELEDİYESİ İÇİN “GÖRKEM” DUYGUSUNDAN BAHSEDEMEM

Ona hiç dikkat etmemiştim. Bazen farklı bakılabiliyor.

“Bildiğim kadarıyla, Fransa Cumhurbaşkanı sarayında olduğu gibi birkaç cumhurbaşkanlığı sarayında görkemli bir görüntü var ama bunlar tarihi binalar. Birkaç yüz yıldır orada olmuş, ondan sonra sembolik bir kral bulunsa bile eskiden beri 'devlet binası' olarak kullanıldığı için orada bir süsleme var; sıfırdan başlayıp yapılmamış o görkem. Datça Belediyesi için öyle bir 'görkem' duygusundan bahsedemem.”

Benim bildiğim, bir yerde okumuştum, Erol (Karakullukçu) başkan, “Başkan olursam ilk işim başkanlık odası kapısını söktürmek olacak” demiş ve söktürmüş; şimdilerde kapı var ama başkanlık odasının kapısı gelen herkese yine açık.

“Kapı açık. Odanın düzeni de her zaman fonksiyonel; aynı anda çok insanı ağırlayabilmek için koltuk ve sandalye fazlalığı, gerektiğinde uzun salon toplantısı yapabilmek için toplantı masası bulunuyor. Başkanın masasının biraz büyük olması normal. Çünkü o kadar çok belge, doküman geliyor ki o şekilde çalışmak durumunda. Masayı küçülttüğün zaman, verimliliği bir tık düşürür ama gösterişe yönelinseydi ben buradan söylerdim, 'Bizde de sanırım biraz var' derdim. Haksızlık etmeyeyim şimdi, mekanın, belediye binasının tasarımı, iç dekorasyonu dahil, makam odası dahil haşmetli, gösterişli olduğunu söyleyemem.”

BİR KONUYU BÜTÜNLÜKLÜ ELE ALMAZSAN HARİTA NET OLMAYABİLİR

Tekrar kent konseyine dönüyoruz.

“Dönelim. Konu konuyu açıyor. Biraz başka konulara gidip tekrar geri dönüyoruz.”

Güzel gidiyoruz.

“Bir konuyu bütünlüklü ele almazsan, yani yerel yönetim-toplum-birey-merkezi idare temsilcisi-merkezi idare-tarih-gelenek bunları harmanlamazsan haritayı görmek biraz net olmayabilir. O yüzden, hani sen de dedin ya 'belediye önünde pankart açıyorsun ama buradaki imar planlarını yapmayan kurumun önünde açamıyorsun.' diye, gerçi açsan da yararı yok. Çünkü karar verici o değil; uygulanmak üzere gönderilmiş. Ankara'ya gidip eylem yapmak zor, siyasi iklim ise çok yumuşak değil bu konuda.”

Özellikle yumuşak değil. Hani eskiden millet gidiyordu, orada bağırıyor çağırıyordu. Demirel ne demişti? “Yollar yürümek ile aşınmaz.” Şimdiki Cumhurbaşkanımız ise hiç de öyle düşünmüyor. “Yollara çıkamazsınız.” diyor.

“O yüzden, dişini geçirebileceğin, eti yumuşak olanı ısırıyorsun.”

Tamam. Şimdi bu kent konseylerinde, faaliyetlerinde diyelim ki senin sekreterlik yaptığın, yani Orhan Keskinsoy, Bülent Sancaktar ve Tülay Özberk zamanında belediye yönetimini kızdıracak faaliyetler oldu mu bilmiyorum ama Hayriye (Yılmaz Balkan) hanım zamanında olduğunu biliyorum.

“Oldu.”

Tamam. Bunlardan örnek verebileceklerin var mı?

“Su sorunundan, imar planlarından tut da belediyenin yanlış uygulamalarına kadar şimdi tek tek, vaka vaka hatırlamıyorum ama çoğu olayda zaten belediyeden ya yapmasını ya da yapmamasını istersin. Yetkili olarak, muhatabın odur.”

KENT KONSEYİ KURUMLARI ELEŞTİRECEK DE DESTEKLEYECEK DE

Böyle şeyler oldu yani?

“Çocuk parklarının sorunları, atıyorum plajların durumları, işte MUÇEV'e karşı olsun belediyenin yanında olduğu durumlar da oldu. Mesela, belediye MUÇEV'e dava açıyor. Bunu destekleyen demeç vermek, kamuoyunda bilinç oluşturmak, basın kampanyası yapmak... kent konseylerinin de destek olduğu şeyler. Her olayda belediyeye karşı da değiller. Yani bu tür kolaylaştırıcı fonksiyonları da oluyor. Vaka bazında değişiyor. Şu anda mesela, devlet dese ki 'Datça'daki bütün arkeolojik, tarihi, her türlü SİT'i kaldırıyorum. Her yeri imara açıyorum.' Belediye bu konuyla ilgili harekete geçse, kent konseyi yanında olur ya da belediye 'Yapacak bir şey yok. Böyle uygun görmüşler.' dediği zaman, belediyeyi bu konuda pasif kalmakla eleştirip yine harekete geçmeye zorlayacak olacak olanın kent konseyi olması gerekiyor. Kent konseyinin esas fonksiyonu buralarda ortaya çıkıyor.”

Yani desteklemesi gerekiyor ise destekleyecek, eleştirmesi gerekiyor ise eleştirecek.

“Bir şey daha var. Kent konseylerinin alt meclisleri var mesela...”

Hem çalışma grupları hem de meclisleri var, alt grupları olarak.

“Doğru, her konuda çalışma grubu yaratabiliyorsun. Datça'yı bekleyen tehlikelerle ilgili kent konseyinin bu alt çalışma grupları çalışma yapıp, gerektiğinde çözüm önerileri, dünyadan örnekler, nasıl para bulunabileceği, nasıl fon bulunabileceği, hangi kurumların başarılı örnekler sergilediği, mesela Datça için Datça'yı bekleyen susuzluk sorunuyla ilgili 'su çalışma grubu' ve buraya, Datça'ya yerleşmiş çok değerli, kenara çekilmiş teknik insanlar, bilim insanları, akademisyenler, gazeteciler, işte eski devlet görevlileri, büyükelçiler falan var. Birçok konuda sana yardımcı olabilecek insanlar ya da en azından bu insanları tanıyan insanlar var. İnsan kaynakları çalışması yapmak ve belediyenin şu anda susuzluk olayı MUSKİ'ye geçmiş durumda ama böyle bir olayda gidişatı belirleyici olarak her şeyi MUSKİ'ye bırakmadan kent konseyinin çalışma grubundan da fikir alıp yönlendirmesi, buluşturması, kolaylaşyırıcılık yapması Datça için bir kazanç olur. Atıyorum sana, bir peyzaj grubu ne işe yarar? 'Datça'nın her yanını çiçek ile kaplayalım' değil, 'Datça için doğru peyzaj nedir? Hangi bitkiler çok su ister? Hangi bitkiler buranın doğasına uygun? Sökülmesi gereken bitki türleri var mı?' gibi böyle atıyorum, benim bilgim bu kadar ama sana bir rapor sunması bile Datça Belediyesi için ekstra bir güç demektir. Zaman kazandırıcılık demektir. Sen de senin üstüne vazife olmasa bile ilgili kurumları bu konuda uyarırsın, yazarsın. Toplantı talep edersin, raporu gönderirsin, basına taşırsın. Yani kent konseyinden verim almayı bilen başkanlar, hakikaten iyi çalıştırır. Çünkü senden çok büyük bir şey bekleme, isteme durumları yok. Senin gücün de belli. İşte 'Bana çalışacak 10 odalı mekan, 2 tane araç, 4 tane personel ver. Ben Datça Kent Konseyiyim.' dese, 'Ben belediye binasına sığmıyorum. Sana nereyi vereyim?' der başkan, haklı olarak. Ama kent konseyini öldürmesi doğru bir iş olmaz. Biraz daha güçlendirerek yaşamaya devam etmesi, sözüne kulak verilmesi gerekir, diye düşünüyorum.”

Bu önermen, bütün belediye başkanları için.

“Evet.”

ELEŞTİRİ YÖNELTENLERE “ELEŞTİRİNİZ GÜCÜMÜZDÜR” DİYEBİLMELİYİZ

Kent konseylerinin içerisinde sadece belediye başkanlarına oy verenler ya da oy vermeyenler değil, oy versinler ya da vermesinler o yerde var olan bütün kurumlar, dernekler, sendikalar, siyasi partiler vb. yer alıyorlar. Belediye başkanları, bunların hepsinin görüşlerine değer verecek.

“Geçen gün, Datça Havadis'in editörü oldum ya şimdi ben, oradayım, MHP Datça İlçe Örgütü'nden gelip benimle görüşmek istediler. Dedim 'Kişisel bir şey yapmayayım. Gelin gazeteyi ziyaret edin. Hep beraber olalım.' İşte gazetenin başyazarı, İsmail (Fidanay) hep birlikte ilçe başkanı bir arkadaşıyla geldi. Sonra yönetimden Arif (Mazmanoğlu) geldi. Güzel uzun, 3 saat sohbet ettik. Belediye ile ilgili işte 'eleştiri konusunda hemen geriliyorlar' yorumu geldi. Yani, 'ciddi eleştiri geldiği zaman suçlama gibi algılıyorlar' falan dediler. Ben dedim ki '25 yıl kamu iletişimi yürüttüm. İlk başlarda bu refleks normal. Benim de benzeri tepkiler verdiğim zamanlar oldu ama sonra fark ettim ki tam tersi, bu tür bir didişmeden hiç kimse yara almadan çıkmaz. Başka türlü bakmak gerekir olaya. Ondan sonra ilk beş yıldan sonra en çok kullandığım cümle, 'eleştiriniz gücümüzdür' oldu' dedim, 'Eleştiriyoruz ama' denildiği zaman, dedim. Çünkü sana yanlışını, eksiğini ve daha iyisini nasıl olacağını söylüyorsa bir insana kızılmaz, teşekkür edilir. Böyle böyle olur. Çünkü sen her şeyi konuştuğunu düşündüğün iki kadronla, meclisinle, encümeninle bir sonuca vardığın ön kabulüyle hareket edersin, adam gelir sana öyle iki cümle, öyle iki açılım, öyle düşünülmemiş iki fikir getirir ki 'Aaa' dersin, 'dur, bu bize zaman ve para kazandırır. Daha az insanla çözeriz biz bunu. Bir de öyle deneyelim' falan. 'Sana mı soracağız ya?' kafasına gittiğin zaman, o gidiş başlar abi. O yüzden, kent konseylerini tamamen teşvik edici olacaksın. 'Bizi eleştirin' diyeceksin. 'Bize önerin. Gerektiğinde, hatalarımızı yüzümüze vurun. Ama bizim için proje de yapın. Yol da gösterin. Çözüm de üretin, bakın. Bizim vaktimiz zamanımız, aklımız, yabancı dilimiz yetmiyordur. Araştırın, başka örnekleri. Bunları minik raporlar halinde sunun. Birbirimizi zihinsel olarak karşılıklı besleyelim.' dediğin zaman, herkes kazanır.”

(Devam edecek)




Bu haber 500 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI