|
Tweet | Tarih: 25-01-2026 14:47 |
MEHMET ERDAL
(On sekizinci Bölüm)
ÜRETEN İLE ÜRÜNÜ AYIRT ETMELİYİZ!
Can Yücel bir şair, onun şair olduğunu elbette belli bir çevre biliyor. Uzun zamandır Datça'da yaşıyorum ya yerel Datçalılar ile konuştuğumda, bazılarının Can Yücel'e dair yargısı 'Alkolik. Marmaris'e giderken Can Yücel ile aynı arabaya binmek istemezdik. Kokardı. Akşamdan kalmaydı...” falan şeklindedir.
“Can Yücel'in inziva yıllarıydı. Zaten, o yüzden Datça'ya çekildi ama Datça'da da birçok kitap yazdı. Çoğunda da Datça'ya yer verdi. Birkaç tanesinin adı direkt Datça ile ilgilidir. İnsanımız üreten ile ürünü ayırt edemiyor. Üretenin hayatında bazen çöküşler, yorgunluklar, vazgeçişler... olabilir ama ürettiği ürün ile değerlendirildiği zaman, o insanın o hakkını ayrıca vermek gerekir. Yani 'insan' Can Yücel ile 'şair' Can Yücel'i ayrı tuttuğun zaman, daha adaletli bir durum oluşur. Can Yücel'in bu hallerini, çoğu zamanlardaki alkolü fazla kaçırdığı, işte aileyi çok yorduğu zamanları da zaten biliyoruz; en sonunda alkolün, aşırı sigara içmenin etkisiyle gırtlak kanserinden hayatını kaybetti ama Datça'da olduğu sürece üretmeye devam etti.”
BAŞKA ÜNLÜ İNSANLAR DA YAŞARDI ESKİ DATÇA'DA
Eski Datça Muhtarı Rıdvan Çevik kendisiyle yapıp yayınladığım söyleşide, “Eski Datça'nın popüler olması Can Yücel'in ölümünden sonradır” diyor. Yani, Can Yücel Eski Datça'da yaşarken yanına ziyaret ya da başka nedenlerle gelip gidenler belki vardı, orasını bilemiyorum, çünkü Yusuf Ziya Özalp de Can Yücel ile ilgili yaptığı bazı paylaşımlarında masaların kurulduğu, birlikte içildiği... falan görülüyor.
“Tabii ki ama şöyle: Can Yücel medyada Datça'ya dair bir şeyler yaratıyordu zaten ve ben onu da çok kullandım, belediyedeki görevim sırasında.”
Sağlığında mı?
“Yok. Öldükten sonra. 'Sömürme' derecesinde Can Yücel'in ismini kullandım. Belediyede göreve başladıktan bir yıl sonra bir Can Şenliği'ni yaptık, orada bütün dergilerden, işte gazetelerden, yayınevlerinden destek aldım. Can Yücel anısına o insanlar geldiler. LeMan Dergisi ekibi geldi, burada Can Yücel ile ilgili karikatürlerini içeren bir sergi yaptık falan ama ondan öncesinde de Can Yücel bir ütopya kasaba etkisini kitaplarıyla zaten bir şekilde yarattı diye düşünüyorum. Haa Eski Datça Mahallesi'nin yükselmesinde sadece Can Yücel'i anarsak, haksızlık olur; başka isimler de var. Mesela, şöyle söyleyeyim: Ahmet Altan'ın ve Mehmet Altan'ın Datça'da evi vardı.”
Eski Datça'da mı?
“Eski Datça'da. Yıllarca onlar da burada kaldılar. Mesela, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi olmadan, daha düz bir üniversite iken onun rektörü Eski Datça Mahallesi'nden ev almıştı; altta mahzeni falan olan kocaman bir Rum eviydi.”
Şimdi Eski Datça'da Can Yücel'in evinin yakınında ve karşı çaprazında Maison Magi Sanatevi açıldı, orayı açanlar ile bir ilişkisi var mı?
“Onlar değil. Onlar daha sonra geldiler. Onlar, Reşadiye'deki Mehmet Ali Ağa Konağı'nı da alanlardır. Benim sözünü ettiğim akademisyen, profösör.”
Adı ne?
“Adını hatırlayamıyorum. Bir dönem Mimar Sinan Üniversitesi'nin başındaki hocamız.”
CAN YÜCEL'İN YARIMADANIN GENEL ALGISINA KATKISI BÜYÜKTÜR
Onlar da Eski Datça'da yaşıyorlardı?
“Eski Datça'dan evi aldılar. Çok arkadaşına, Türk, yabancı, akademisyen, iş dünyasından... oraya çekti falan. Yani, sadece Can Yücel nedeniyle Eski Datça Mahallesi popüler olmadı ama Can Yücel'in yarımadanın genel algısına katkısı büyük.”
Ölmeden önce de mi?
“Ölmeden önce çok değildi. Çünkü en yorgun zamanlarıydı. Alkolün falan fazla olduğu zamanlarıydı. Öldükten sonra, yarımadanın genel tanıtımını artırmak için bir sürü düşünce ürettik; işte Kış Yüzme Maratonu, Barış İçin Akdeniz'den Ege'ye Yürüyüş, Can Yücel Festivali, Sinema Festivali... Bunlar ile basının dikkatini çekmeye çalıştık. Baya da başardık. Sosyal medyanın hayatımıza bu kadar çok girmesiyle ben zaten esas patlamayı o zaman yapmıştık diye düşünüyorum. Sosyal medya üzerinden çok ciddi bir algı yarattık. Hani İtalyan kasabaları vardır ya adına şarkılar falan yazılır, bir zamanlar Bodrum, Portofino, atıyorum sana Toskana Vadisi, işte atıyorum, 'yamaca dizilmiş Datça' derler hatta oraya, Positano. İtalya'nın Positano'su mesela, Amalfi sahilinin en gözde yeridir. O da Datça gibi yamaca sıkışmış bir yerdir. Daha dik bir yerdir ama orası filmlerde oynatıldıktan sonra çok patladı, şu anda tabi aşırı pahalı turistik yerlerden birisi, Monaco gibi, Cannes gibi. O tip bir algı yaratmaya çalıştık Datça için de; işte begonviller, badem çiçekleri içerisinde pastoral, hayatın yavaş aktığı, işte 'Acelen varsa ne işin var Datça'da?' Datça ilgisi yaratmaya çalıştık.”
“ACELEN VARSA NE İŞİN VAR DATÇA'DA” SÖZÜ, BİR VATANDAŞA AİTTİR
O söz, Müfide İnselel'e mi ait?
“Değil. O, şarkıda kullanıyor. Çok eski. Belediyedeki ilk yılımdı, Turgay (Sönmez) abi ile Balıkaşıran Gazetesi'ni çıkarmaktan kaynaklı dostluğumuz sürüyordu. Zekeriya Lokantası'ydı adı o zamanlar, orada öğle yemeği yiyorduk.”
Limana giden cadde üzerindeki Zekeriya Sofrası. Sanırım, sahibi değişti, şimdi farklı birileri çalıştırıyor?
“Değişti. Emekli etti kendisini. Çok iyi birisidir. Biz orada öğle yemeği yerken, çok basit, güzel 'ev yemeği' tarzında yemekler olurdu, sulu. Amcanın biri, eski model bir arabasıyla ama bayağı eski, kendiyle yaşıt neredeyse, bir şekilde, balcıdan mı ne bir şey almak için kontağı bile kapatmadan dörtlüleri yakmış, yolda duruyor. Trafik de çok yok. Arkasından bir tane Ankaralı mı, İstanbullu mu ne Mercedes'li birisi yanaştı, geçmek istiyor, böyle, acelesi var falan filan, kornaya basıyor. Ofulluyor, pofulluyor falan. Kafayı ikidebir çıkarıyor camdan. Amca sakince geldi, poşetleri koydu. Döndü arkadakine. 'Aceleniz mi var?' dedi. 'Acelem var tabi' dedi... 'Aceleniz var ise ne işiniz var Datça'da?' dedi. Arabasına bindi, gitti. Turgay abi ile biz öyle kaldık, gül Allah gül. Ondan sonra yazdıydık galiba bunları Balıkaşıran'da, o kendi adına küçük küçük anılar yazardı. Bu söz, oradan yürüdü. Herkese anlata anlata ben bunları, amcanın o sakinliğiyle, karşısındakinin de böyle kalakalmasını, cevap verememesini falan. Gelmişsin, tek giriş-çıkışı olan bir yere, her yere, Ankara'ya, İstanbul'a binlerce kilometre mesafede, hayatın yavaş aktığı, daracık yolu olan bir yere gelmişsin, otuz saniye 'geçemedim' diye yıkıp dindiriyorsun ortalığı. 'Niye geldin o zaman yani?' derler insana.”
İyi yakalamış amca, hayatın yavaş aktığını bilerek geldiği için buraya, işin farkında.
“Amca, buraya huzurlu yaşamaya gelmiş. Sen panik halindesin. Bir gün içerisinde 'Kargıya da gideyim, oradan gidip Palamutbükü'nü göreyim, Knidos'u göreyim, Eski Datça'yı da... Bitirme abicim, sal yani, bazılarını bir sonraki seneye bırak, mesela. Ama böyle 'Yapılacak şeyler listesi var' ya hayatlarında bu insanların, onları tamamladığın zaman ermiş mi olacaksın? Hayır. Umutsuzluk duygusu! Bazen yapılacak işlerinin bir kenarda beklemesi, insana yaşama şevki, amacı verir ya. Bunlar tüketiyor, hayatı tüketiyor. Yani durduracak adamı, geçmesi lazım. Geçmeyiver ya!”
“UZAKTA KALMAYI TERCİH ETME” ALGISI, TALEBİ DATÇA'YI DOLDURDU
Buradan çıkan, Halikarnas Balıkçısı Bodrum'a sürgün gittikten sonra yazıyor, çiziyor, Bodrum'a dair her şeyi ve her yeri tanıtıyor, romanlarını da oraya atfediyor. Böylece hem tanınır hale geliyor hem de tanıtıyor. Can Yücel ise öldükten sonra galiba. Halbuki Can Yücel'in ölmeden önce de yazdıkları var.
“Can Yücel yaşarken Datça'yı çok yazdı ama yolu, turizmi, daha henüz büyükşehirlerin insana doymuş olmayışı, onun dışında tatil kasabalarının, işte bir Marmaris'in, Bodrum'un, Çeşme'nin vaat ettiği şeylerin daha çok oluşu gibi nedenlerden, bu kadar yolu çekmemek için insanlar daha az geliyordu. Bilen geliyordu.”
Bir anlamda koşullar da mı farklıydı? Can Yücel'in ölümü başka şeylerle de denk gelince Datça ünlendi o zaman?
“Birisinin Bodrum'a inmesi, buraya gelmesinden çok daha kolay olur. Yani, İstanbul'dan havaalanına inip buraya havalandıktan sonra, üç saat daha yol gidiyorsun. Orada, yarım saatte şehrin içindesin falan. Bunlar handikaplardı. Bilerek, 'uzakta kalmayı tercih etmek' algısı, talebi çoğaldığı için insanların, zaman içerisinde her taraf doldu. Şimdi her taraf dolu, otoparklar dolu ama bu doygunluk, şişkinlik iyi değil. Yani bizim yayılabileceğimiz yer yok. Bodrum'un arkası, Milas'a kadar gider, koylarıyla. Biz, ince, uzun bir yarımadayız. Bir de yarımadanın öbür tarafı çok dik ve kayalık. O tarafta yerleşim yaratmak zor. Hep bu tarafta kalmak durumundasın. O yüzden, frene basmanın zamanı geldi de geçiyor. Bu kış bu doluluk hiç hayra alamet değil.”
(Devam edecek)
25.02.2026/Datça/Mehmet Erdal
(*) Eski Datça Muhtarı Rıdvan Çevik ile yapıp yayınladığım söyleşide ilgili bölüm şöyle:
“ Eski Datça'nın turizm anlamında ünlenmesi bir yerde Can Yücel nedeniyledir, diyebilir miyiz?
“%90 Can Yücel ile alakalıdır.”
Senin çocukluğun burada geçtiği için soruyorum. Can Yücel yaşarken de Eski Datça hakikaten bugünkü gibi popüler miydi?
“Reşadiye gibi sakin bir mahalleydi. Can Yücel'in ölümünden sonra Eski Datça ziyaret akınına uğramaya başladı.”
Eski Datça ile ilgili bir söyleşide Can Yücel anılmadan olmaz. Bu konuyu biraz açar mısın?
“Can Yücel bu mahallenin, Datça'nın, ülkenin önemli bir değeri. Biz onun ölümünden sonra bu kadar kalabalık bir mahalle olmaya başladık.
Ölmeden önce bizim ülkemizde bir sanatçının değeri hafızada olmaz. Öldükten sonra herkesin zihninde ve hafızasında olur. Can Yücel'de de aynı şekilde gelişti; Can Yücel'in ölümü ile birlikte insanlar cenaze töreni için buraya akın etti ve ardından daha da popülerleşmeye başladı bizim mahalle. Bu nedenle ben bu mahallenin popülerleşmesini Can Yücel'in ölümü sonrasına bağlarım.” (Bknz: https://haberveinsan.com/eski-datca-muhtari-ridvan-cevik-eski-datca-mahallesi-hak-ettigi-degere-kavusmali/3763/)