|
Tweet | Tarih: 22-08-2025 22:29 |
MEHMET ERDAL-NAZİF SUAT TUNCA
(Birinci Bölüm)
“1989 göçü” veya “Büyük Göç” olarak da bilinen resmi adıyla “Büyük Gezi”, 1989 yılı Mayıs-Ağustos ayları arasında Bulgaristan'dan Türkiye'ye gerçekleşen kitlesel göçü anlatır; Bulgaristan'da, Todor Jivkov döneminde Bulgaristan'daki Müslümanlara ve Türklere yönelik zorla gerçekleştirilmeye çalışılan asimilasyonun sonucu gündeme gelen bu göç sırasında onbinlerce kişi Türkiye'ye geçti. 1989 yılı Aralık sonlarında Todor Jivkov'un istifasından bir ay sonra yeni hükümetin Bulgaristan Müslümanlarının ve Türklerinin haklarını geri verme sözü üzerine, “Büyük Gezi” gerçek anlamda sona erdi.
Bulgaristan'dan Türkiye'ye gerçekleşen “Büyük Göç” sürecinde, Bulgaristan'ın bir parçası olduğu SSCB'de (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) Gorbaçov tarafından başlatılan ve SSCB'nin bütününde baştan öngörülemeyen bazı gelişmelere (Örneğin, 1986'da Kazakistan'da eylemler ve itaatsizlik dalgası, 9 Kasım 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması, 25 Aralık 1989'da Romanya Devlet Başkanı Nicolae Ceauşescu'nun ve eşinin öldürülmesi...) yol açan, nihayetinde de SSCB'nin 1991 yılında resmen dağılmasıyla sonuçlanan perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) tartışmaları sürüyordu.
SSCB'de bu gelişmeler yaşanırken, ABD başta olmak üzere Batı Bloğunda “Tarihin Sonu” tezleri yazılıyor, sınıflar mücadelesinin artık sona erdiği, Kapitalizmin ve haliyle “Liberal düşüncenin” mutlak bir biçimde galebe çaldığı, Emperyalizmin yerini Globalizmin aldığı gibi daha pek çok şey savunuluyordu.
SSCB'deki bu çözülmenin ve Batı Bloğundaki tartışmaların 1980 yenilgisini yaşamış Türkiye'deki sol, sosyalist hareketlerde yankısı, çok yıkıcı oldu; “solculuğu”, “sosyalistliği”, “devrimciliği” kimseye kaptırmayan sol, sosyalist, devrimci hareketlerin istisnasız bütün yapılanmaları içerisinde yer alan onbinlerce militan ister cezaevlerinde, ister yurt dışında, ister dağda, ister herhangi bir yerde “kaçak” konumda olsun yürüdüğü yola inancını yitirdi, ya “yanlış yapmışız” diyerek içerisinde yer alageldiği yapıdan ayrıldı, hatta yapıyı tasfiye etti, var olan düzene eklemlenme yoluna gitti, ya solculuğu, sosyalistliği, devrimciliği “yeniden yorumlayarak” (!) ABD kaynaklı “kimlik” siyasetinin “en doğru solculuk” olduğunu keşfetti ve çok ama çok ilginçtir, dün birbirlerini “düşman” ilan edip öldürmeye çalışan farklı örgütlerden pek çok arkadaş içerisine girilen bu yeni dönemde aynı örgütlerde buluşup aslında birbirlerinin “kardeş” olduklarının idrakine vardılar, bazıları içine kapanıp dogmalaştı, Kamboçya'da Pol Pot'u, Pol Pot'un yaptığı kitlesel katliamları savunur hale gelenler oldu, ya da... şu oldular bu oldular... Sonuç itibarıyla Türkiye'deki sol, sosyalist hareketler harman yerinde buğday ve arpa tanelerinin bir aba yardımıyla rüzgarda savrulması gibi savruldular. Artık, hiç birisi, bir gün önceki gibi değildi.
Trakya gezimizde Kırklareli ve Edirne'de bize rehberlik eden yol arkadaşlarımızdan Nazif Suat Tunca, Trakya'ya geliş nedenlerimizden birisinin Sevda'nın baba tarafının Mushansa'dan Türkiye'ye ilk geldiğinde kaldığı yeri gidip görmek olduğunu bildiğinden, 1989 yılında yaşanan “Büyük Göç” sırasında bizzat tanık olduklarını anlattı. Suat, Bulgaristan'dan Türkiye'ye bu kitlesel göç olayı yaşanırken Edirne'de bir arkadaşıyla birlikte “Edirne Marko Paşa” adında haftalık bir gazete çıkarıyormuş. Bulgaristan'dan göç edenler ile bizzat görüşmüş ve onların kaldığı çadır kenti ziyaret etmiş. Suat'a, bu anlattıklarını yayınlayabileceğimizi söyledim. Yazıp yolladı.
İlk bölüm, “Büyük Göç” üzerine.
“BULGARİSTAN'DAN TÜRKİYE'YE 1989 GÖÇÜ
Göç, toplumların tarih boyunca karşı karşıya kaldıkları kadim meselelerden biridir. Hayatta kalabilme, inanç ve kültürlerini yaşayabilme ve yaşamını daha iyi şartlarda sürdürme arzusu, savaşlar, siyasal istikrarsızlıklar, insan hakları ihlâlleri gibi olgular göçlerin en önemli sebeplerini oluşturmaktadır.
TÜRKİYE'YE AKIN AKIN GÖÇ
1989 göçünden önceki göçler Bulgaristan ve Türkiye arasında imzalanan göç anlaşmaları çerçevesinde belirlenen kurallara göre gerçekleşirken, 1989 göçü herhangi bir anlaşmaya dayanmamaktadır.
1980’lerin ortasında Bulgaristan yönetimi, demografik kaygılar nedeniyle azınlıklara sert asimilasyon politikaları uygulamıştır. Bazı derneklerin çatıları altında örgütlenen Türkler asimilasyona karşı çıkmış, direniş hareketlerine başlamışlardır.
Bulgaristan’daki bu olayların dünya basınında yer alması, glasnost (açıklık) ve perestroyka (yeniden yapılanma) açılımları nedeniyle Doğu Bloku ülkelerinde esen özgürlük ve insan hakları rüzgarının da etkisiyle Bulgaristan yönetimi hızla politika değişikliğine giderek Türk nüfusunu seyrelterek kontrol altına almak için, Türklerin zorunlu göç ettirilmesine karar vermiştir.
Bu değişikliğin ilk adımı pasaport kanununun değiştirilmesi olmuştur. 12 Mayıs 1989'da serbest pasaport kuralı getiren kanun kabul edilmiş, pasaport alma işlemlerine kolaylık getirilmiştir. Bulgaristan yönetimi özellikle ülkeden göndermek istediği kişilere kolaylıkla pasaport vermeye başlamıştır. Bu kanundan yararlanmak isteyen 500 bine yakın Türk, pasaport almak için Bulgar makamlarına başvurmuş, böylece ‘gönüllü sürgünün’ önü açılmıştır.
2 Haziran’dan 21 Ağustos günü sonuna kadar 81 günlük sürede Türkiye, hemen her gün binlerce gelen Türk’e açık kapı politikası uygulamış ve vizesiz geçiş serbestisi tanımıştır.
Toplu taşıma vasıtalarıyla karayolundan Türkiye’ye gelen göçmenleri Bulgar yönetimi kendi gümrük kapısında bırakmış dolayısıyla, göçmen sayısı 81 gün gibi kısa bir süre içinde 320 bin civarı sayıya ulaşmıştır.
Türkiye, göçü düzenli hale getirmek ve anlaşmaya yanaşmayan Bulgaristan’ı göç anlaşmasına zorlamak için 22 Ağustos'ta sınırlarını vizesiz geçişlere kapatma kararı aldı.
22 Ağustos’tan itibaren Türkiye'ye gelmek isteyen göçmenlerin Bulgaristan'daki Türk elçilik ve konsolosluğundan vize almaları zorunlu hale getirildi.
Bu karardan sonra Türkiye’ye gelmek isteyenler, turist vizesine başvurmak zorunda kalmıştır.
Bulgaristan’dan zorunlu göçün başladığı 2 Haziran 1989’dan 1990 Mayıs ayına kadar vizeli ve vizesiz olarak Türkiye’ye giriş yapan toplam göçmen sayısı 345.00O kişi civarına ulaşmıştır.
GELENLERİN ÜÇTE BİRİNDEN FAZLASI KISA SÜREDE GERİ DÖNDÜ
Daha sonra Türkiye'de umduğunu bulamayan yaklaşık 133.000 kişi geriye dönerken; yaklaşık 212.000 kişi Türkiye’de kalmıştır.
Bu geriye dönüşlerin sayısı zamanla daha da arttı. Yeni siyasi bir konjonktür oluşunca Bulgaristan vatandaşlığından çıkarılanlar yeniden vatandaşlık başvurusunda bulunarak 'çifte vatandaşlık' hakkı kazandı. Sık sık doğdukları topraklara gider oldular. Hatta birçoğu yılın büyük bir kısmını oralarda geçirmeye başladı.
Göç dalgasıyla Türkiye'ye gelenler doğup büyüdükleri topraklarla bağlarını hiç koparmadılar.
SINIRLARIN ANLAMSIZLIĞINI, ASLOLANIN 'İNSANLARIN MUTLU OLDUĞU YERDE YAŞAMA HAKKI' OLDUĞUNU VE BU HAKKIN EN TEMEL HAKLARDAN BİRİ OLMASI GEREKTİĞİNİ BU YAŞANANLAR BİZE ÇOK NET ANLATTI.”
(Devam edecek)