Bugun...


Bir Soğuk Demirci Ustasının Gözünden Datça'da İnşaat İşleri (4): Yaşamayı Seviyorum!
Tarih: 27-04-2025 02:09:33 Güncelleme: 27-04-2025 02:09:33 + -


İnşaat sektörü ile belediyenin ilişkisi üzerine konuşmak istiyordum, o ise daha farklı konular üzerine sohbet etmek istiyor...

facebook-paylas
Tarih: 27-04-2025 02:09

Bir Soğuk Demirci Ustasının Gözünden Datça'da İnşaat İşleri (4): Yaşamayı Seviyorum!

MEHMET ERDAL

ZİL GİBİ, ÇOK TİZ BİR SESİM VAR

Söyleşilere başladığımızda “Ben, Kayseri'de çalgıcıydım. Sesim güzeldi. Müzik yapıyordum. Datça'ya gelişimin bir nedeni de odur.” demiştin. Bu konuda konuşalım biraz. Müzik yapmanı baban mı istemedi? Müzik yapıyorsun diye aile ve yakın çevren mi öteledi seni?

“Sesim çok güzeldi. 1980 ihtilalinden (12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi) sonra Beden Terbiyesi (Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü) 'Birleştirme-Kaynaştırma' adı altında etkinlikler yapıyordu. Bunların birisinde, Kayseri Kapalı Spor Salonunda ünlü sanatçılar ile birlikte ilk defa çıktıktan sonra çok güzel eleştiriler aldım. Hatta Tuğrul Şan demiş ki 'Yahu, bu çocuk kim?” Demişler ki 'Kayserili.' Türk Halk Müziği söylüyorum.”

Türkü söylemesinin yanı sıra saz çalıp çalmadığını soruyorum; “Kendi dinleyeceğim kadar çalıyorum. Çoktandır da elime almıyorum. Sahneye çıktığımda sadece türkü söylemiştim. Arkamda Ankara Radyosu Saz Ekibi vardı. Sahneye iki prova ile çıkmıştım.” diyor.

Devam ediyor.

“Tuğrul abi, 'Kim bu çocuk ya?' demiş. 'Zil gibi sesi var, maşallah.” Hiç duymamıştım, “Ne gibi?” diye soruyorum; “Zil gibi.” Gülüyor. “'Bülbül gibi' değil, 'zil gibi'.” diyorum. “Benim sesim çok tiz. Konuşmam gibi değil, çok tiz. Neredeyse İbrahim Tatlıses'e yakın bir sesim var. Neyse abi, 'Aslanım, bu çocuğu Ankara'ya göndermeyin, çoğumuzun ekmeğini elinden alır' diye de bir espri yapmış.” Etkinlikten sonra, akşam gittiğimiz Beyti Kebap Salonunda yemek yerken, “Gel” dedi, “Yanıma otur.” Hayatımda ilk defa karnım doyduydu o gün.” Gülüyor.

Yoksul bir ailenin çocuğusun tabii?

“Yoksul demeyelim de zayıftık yani. Benim standartlarıma uyum sağlayamıyorlardı onlar.” Gülmeye devam ediyor. “Ondan sonra abi, eve geldim elimde bir sürü çiçeklerle falan, işte saat 24.30 filan. Konser bitmiş. Kapıyı babam açtı, aslında hiç açmazdı, nasıl açtıysa, 'Saat kaç, bilmem neyin çocuğu filan.' Sabah işe gideceğim.”

BİZİM SÜLALE KAYSERİLİ, ÇOK MUTAASSIP

Senin o etkinlikte sahneye çıktığını bilmiyordu o zaman?

“Bilmiyor. Saklıyoruz. Ondan hep saklıyoruz. Ailede herkes biliyor ama babam bilmiyordu.”

Etkinlik, canlı olarak radyoda yayınlanmıştır filan...

“Yok. Radyoda yayınlanmıyordu. O dönem bu tür etkinlikler, Türkiye genelinde hep oluyordu zaten. Her yerde olan bir etkinlik bu. O zamanlar zaten sosyal medya da yok. Babam böyle çıkışınca benim moralim bozuldu tabii. Çiçekleri kaldırdım, çöpe attım. Bir sürü çiçek almıştım.”

Bu çiçekler sana ödül olarak mı verildi?

“Evet ama meğer o çiçekler sahneye çıkan herkese veriliyormuş, en son bana kalmış.” Gülüyor. “Ondan sonra işte, Halit abi ile olan mevzularımızı biliyorsun (Birinci bölümde anlattığı Datça'ya geliş öyküsüne atıfta bulunuyor.)...”

Bu olay ile Halit Bayer'in Datça'da iş teklifi çakıştı ve sen bir arkadaşın ile Datça'ya gelmek üzere yola çıktın...

“Tabii. Birinci sebebi, iş yokluğu, ikincisi benim çalgıcı olmam.”

Çalgıcı olunca, evden uzaklaştın yani?

“Aynen. Önümü kestiler benim ya.”

Kayseri'de çalgıcılık kötü bir şey mi? Çalgıcılığın kötü bir şey olduğu gibi bir algı mı var?

“Bizim sülale Kayseri'nin yerlisi, çok mutaassıp bir sülale. Hep karşılar.”

Bizim ailede çalgıcı yetişmez” mi diyorlar?

“Yetişmez. El aleme karşı ne diyecekler.”

Şimdilerde ise aileler çocuklarını şarkıcı, türkücü yapmak için sıraya giriyorlar.

“Aynen. Benim 6 yaşında bir torunum var, bateri çalıyor. Onun kursuna gidiyor. Dedesine çekmiş.” Gülüyor. Bunları anlatırken keyfi yerinde. Çok keyif alarak anlatıyor.

BADEM ÇİÇEĞİ FESTİVALİ, ÇOK RENKLİ OLURDU

Tamam, sen Datça'ya geldin.

Belediye başkanımız Mustafa Soytok zamanında belediye bir sanat müziği grubu kurmuştu. Avukat Cemal Arzu bey bizim şefimizdi. Onunlar buralarda çok konserler verdik, biz. Cemal bey bize ders veriyordu, solfej dersi filan aldık; öyle boş değiliz yani. Ondan sonra AKTUR'a gittik. Lale Belkıs hanım o zamanlar AKTUR'daydı. Onun sayesinde orada konser verdik. Gittik, Marmaris'te konser verdik. O sene belediyenin hazırladığı takvimde bizim resmimiz çıktı. Çok güzel çalışmalarımız ve konserlerimiz oldu. Şuradaki Havacıların Lojmanlarında konser verdik. Ondan sonra, artık ben müziği çok seviyorum ya belediye başkanımız Mustafa Soytok da zaten İzmir TV'sinde sahne alıyordu.”

Nasıl alıyordu?

“Konserlere çıkıyordu.”

Mustafa Soytok ile ilgili böyle bir şeyi ilk kez duyuyorum. Ne söylüyordu?

“Türk Sanat Müziği. TRT'de falan arkadaşları vardı. Datça'da festival olduğu sene...”

Ne festivali bu?

“Badem Festivali. O festivalde İzmir Radyosunun bütün sanatçıları buradaydı. Çok ünlü sanatçılar vardı. Emel Sayın vardı. Safiye SoymanKıraçŞükriye Tutkun, TRT-1'de 'Damlalar'ı sunan Gülay (Sezer) hanım geldi. Çok güzel bir ekip oluştu. Ben festival komitesindeyim.”

Yılını hatırlıyor musun?

“Hatırlamıyorum.”

Bu sözünü ettiğin Badem Festival'i o sene mi oldu, yoksa ondan önce de vardı da o yıl da mı devam etti?

“Mustafa Soytok döneminde başladı ve en az 4-5 yıl devam etti. İlk Cumhuriyet Meydanında yapılmıştı, o zaman daha Amfi-Tiyatro yapılmamıştı. Orada ben Türk Halk Müziğinde birinci oldum. (Amatör ses yarışmasında verilen plaket, 1995 tarihli) Gecede programı sunan Atilla İçli, TRT-1'de idi, ben sahneden indikten sonra 'Birinci sensin aslanım' dedi, daha sonuçlar açıklanmadan; bu 'Aslanım' oradan kaldı biraz. Ondan sonra, bütün festivallerde görev aldım seve seve, gönül elçisi olarak; bir misafir çay istediğinde çay götürüyorum mesela, viski içmeden çıkmazmış sahneye. Ondan sonra mesela, yönlendirirlerdi beni, festival komitesindeyim ya, birçok sanatçıyla dostluk kurdum. İzmir'e gittim, beni ağırladılar. Yani, o dönemlerimiz çok iyi geçti. Mustafa Soytok'dan sonra, festivallerin ne tadı kaldı, ne de tuzu kaldı.”

MUSTAFA SOYTOK'TAN SONRA O ETKİNLİKLERİ GÖREMEDİK

Mustafa Soytok'dan sonra Erol Karakullukçu belediye başkanı olmuştu. Onun döneminde festival olmadı mı?

“Oldu ama bir sanatçı geliyordu mesela. Ünlü bir sanatçı geliyordu...”

Bu olay, biraz da ilişkiden kaynaklanıyordu sanırım? Mustafa Soytok'un ilişkileri genişti, o kolayca bir organizasyon yapabiliyordu?

“Mustafa Soytok sanatçıların içinde olduğu için tabii. Bir de Mustafa Kaptanoğlu vardı, onun eşi İzmir Radyosunda bölüm başkanıydı sanırım, onların çok katkıları oldu.”

O ilişkiler çerçevesinde geliyordu bu sanatçılar, o zaman?

“Aynen.”

Mustafa Soytok seçimi kaybedince, yıl 1999 oluyor, yerine Erol Karakullukçu geldi.

“Ondan sonra o etkinlikleri göremedik. O zamanlar bir başkaydı. Mesela Villa Datça full sanatçılar ile doluydu. Program bittikten sonra fasıl yapıyorduk, orada. Beni çok benimsediler, çok onore ettiler. Çok iyi oldum.”

Sen hala türkü söylüyor musun?

“Tabii. Ben de çıkıyorum bu arada. Eğitimimi Türk sanat Müziği olarak aldım, çünkü o zamanlar burada Türk Halk Müziği Korosu yoktu. Cemal Arzu hocamızın bize çok büyük katkıları oldu.”

GÜRSEL BAŞKAN BENİ BADEM ÇİÇEĞİ FESTİVALİNE ÇIKARDI

Hani, Abdullah Gürsel Uçar başkan ile ilgili bir anın var ya o nasıl olmuştu?

“Gürsel başkan zamanında, PTT'nin orada bir arıza vardı.”

2016 sonrasından söz ediyoruz o zaman?

“Sanırım. Tarihleri pek iyi hatırlamıyorum, biz PTT'nin orada bir tünel yapıyorduk. Gürsel başkan geldi ve beni gördü, 'Sen hala demircilik yapıyor musun?' dedi. 'Yapıyoruz başkanım.' dedim. 'Ya, sen festivallerde ne güzel şarkılar söylemiştin.' dedi.”

Seni izlemiş festivallerde, demek ki.

“Tabii. Ben sivriliyordum etkinliklerde.”

Göze batıyordun. O zamanlar Datça ne kadar ki? 7-8 binlerde nüfusu. Bir nevi köydü, Datça.

“Evet. İnşaatta çalışan adam şarkı söylüyor, sosyal aktivitesi var. Bu, insanların hoşuna gidiyor. 'Seni' dedi, 'bu sene onore edelim. Festival birincisisin.' Beni, Badem Çiçeği Festivaline çıkardı, sağ olsun; ana sahnede. Hatta bazı sanatçılar dedi ki 'Biz Hızırşah'ta çıkıyoruz, sen kimsin ki ana sahnede program alıyorsun?”

Ana sahne” dediğin, Cumhuriyet Meydanı mı oluyor?

“Evet. Bir de o gün hava çok soğuk oldu. Çok soğuk ve rüzgarlıydı, hatta bir ara sahnede, program yaparken ayağa kalktım, sandalye uçtu, denize gitti. Saund çekerken, sesi yakalayamıyordum. Eko yapıyormuş gibi ses gidiyordu. Müfide İnselel sundu, beni. “Datça'nın Şükrü babası' diyerek onore etti, beni. Orada çok güzel bir program yaptım, üşüdüğüm halde. Sağ olsunlar, bana plaket verdiler. Onore ettiler. Bunlar güzel anılar.”

Datça'da sahne almakla ilgili başka bir anısı daha var ama her daim gülerek anlattığı o anısını yazmamı istemiyor. O anısını her dinlediğimizde gülüyoruz.

ÇALIŞMAYI DA SOSYALLİĞİ DE ÇOK SEVİYORUM

Sen hala çalıyor musun, eş dost arasında, dost meclislerinde de olsa?

“Ben sosyal aktiviteyi sevdiğim için, nerede bir program varsa, mikrofonu uzatıyorlar bana. Mesela, bir yerin açılışı var, gitmişsem, beni sahneye alıyorlar. Herkes beni ve sesimi tanıyor. Limanın üstündeki büyük diskoyu yapmıştık. Orayı yaparken, Gallus Mahmut (Önder) vardı, Gallus barın işletmecisi, iş bitecek, çok acele ediyoruz, sezona yetişecek, diskoyu o yaptırıyordu, para istemeye gittim, 'Ya baba' dediler, 'sen zaten eğlenmeyi seviyorsun, yaz sezonunda ödeşiriz.' Biraz espri katarak. 'Tamam aslanım, bari işçilerin parasını verelim.' dedim. Ondan sonra, DADYADOST hayatımız oldu. Orayı rahmetli Avukat Turgay (Sönmez) abi çalıştırıyordu. Orayı, ondan sonra Seval abla aldı. Soy adını hatırlamıyorum ama bir uçak kazasından kurtulan tek kadın idi. Aynı zamanda iyi bir ressamdı. Seval abla orayı açtı kışın, orayı çalıştırıyordu, bitiminde 'Hadi çocuklar, gidelim, biraz da bizim evde eğlenelim' diyordu. Çok entelektüel bir hanımefendiydi.”

Çalışanlar olarak mı?

“Çalışanlar olarak değil, müşteriler olarak.”

Sen orada müzik yapıyorsun?

“Müzik yok. Ben müşteriyim.”

Sen yemeyi içmeyi seviyorsun, Türkçesi?

“Yani.” Gülüşüyoruz. “Ben çalışmayı da sosyalliği de çok seviyorum. Ne bileyim ya, insanları seviyorum. Hayvanları seviyorum. Tabiatı seviyorum.”

Başka ne söyleyebilirsin, bu bölümde?

“İçimde uhde. İşlerimin yoğunluğu dolayısıyla, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi'nin yapmış olduğu saz kursu var, ona gidemiyorum. Saatleri uymuyor. O kurs benim için çok güzel bir terapi olurdu. Bağlamayı çalıyorum ama daha iyi çalmayı öğrenirdim. Öğrenmenin yaşı yok!”

(Devam Edecek)




Bu haber 1675 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TOPLUM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI