|
Tweet | Tarih: 03-09-2025 00:17 |
MEHMET ERDAL
(Üçüncü Bölüm)
Uğur Doğan “Seçimden sonra 4. gün, mazbataları aldık, MASKİ'nin ilk yönetim kurulu toplantısı yapılıyor, Manisa Büyükşehir Belediye binasında, Ferdi beni sağına oturttu ve söylediği ilk söz şu oldu: 'Uğur Doğan, benim siyasette en güvendiğim abimdir. MASKİ'ye yarın geldiğinde kendisine bir oda tahsis ediyorsunuz, benim yokluğumda MASKİ'de Uğur Doğan, Ferdi Zeyrek demektir dedi. Tabi bu böyle söyleniyor ama gerçekte böyle olmuyor...” dedikten sonra devam etti:
SİYASETTE GÜÇ ZEHİRLENMESİ, HEPİMİZ İÇİN BİR OLASILIKTIR
“Siyasetteki 'güç zehirlenmesinin' Şehzadeler, Yunusemre ve Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandıktan ve göreve geldikten sonra ekip olarak bizlerde nasıl tezahür edeceğini (ortaya çıkacağını, kendini göstereceğini) hep merak etmişimdir; o nedenle kendim dahil herkesi gözlemlemeye başladım...”
Ferdi beyde bu anlamda bir değişim mi başladı?
“ Hayır O 'değişmemeye' özen gösteriyordu ama 'çevresinde, onu bu doğrultuda etkilemeye çalışanlar da yoktu' da diyemem; 'Sen başkansın, istediğini yaparsın, as kes...' Ben, bir süre bu konuda da mücadele ettim.
Bizim bu 'aşırı dürüstlüğümüz', hani ihalelerde, onda, bunda, şunda... MASKİ'yi bir 'rant kapısı' olarak görmeme, görülmemesi gerektiği anlayışımız, kamucu-halkçı-devrimci anlayışımız Ferdi beyin çevresindeki bazılarının hoşuna gitmiyordu.”
Uğur Doğan, bu noktada, tam arkasında, duvarda asılı olan çerçeve içerisinde yazılanları gösteriyor; çerçeve içerisinde Ferdi Zeyrek'in bir fotoğrafı ve ona ait sözler var.
“Bu gördüğün, bizim mottomuzdur (sloganımızdır). Okuyabilirsin, resmini çekebilirsin.”
“Attığım her imzada, yalın ayak dolaşan çocukların hakkı var./Devletin belediyeye yatırım yapması için gönderdiği delikli 1 kuruşun bile peşinden koşacağım.../Attığım her imzada Selendi'nin, Soma'nın dağ köyünde yalın ayak dolaşan çocukların hakkı olduğunu, onların vebalinin benim üstümde olduğunu bilerek imza atıyor, her kuruşun peşinde koşuyorum./Ne yiyeceğiz ne yedireceğiz!”
“Bunu neden buraya astım biliyor musun? Benim derdim, 'süs' olarak bunu buraya asmak değil, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ferdi Zeyrek'e yalakalık, yağcılık yapmak, goygoyculuk yapmak... da değil, ola ki 'çizgiden çıkan' bir ruh hali içerisine girer ise, girersek hatırlatma, hatırlatmak anlamındadır.
Benim bu odada oturduğumu, onun orada asılı olduğunu ve neden asıldığını da biliyor. Ben, kendisine anlattım: 'İnsanız, şaşarız, beşeriz, ola ki bu söylediklerini unutursan, unutursak unutmayalım, unutma anlamındadır. Aynı anlayışı, aynı hassasiyeti ben de göstermeye çalışıyorum, abin olarak. Onun için onu arkamdaki duvara astım.'
Ben, sağlığı elverdiği sürece Ferdi Zeyrek'in şahsen bu söylediklerine uyduğuna inanıyor ve düşünüyorum.
Ferdi, güzel yürekli, ilkeli ve iyi bir insandı. Elbette, siyasi gücü olan her insanın çevresinde onun 'güç zehirlenmesine' sebep olacak insanlar olacaktır. Oldu da. Bu durum, sadece Ferdi'ye özgü bir şey değildir; bütün seçilenler, siyaseten bir yere gelenler içindir. Sonuçta Ferdi, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Büyükşehirde 7-8 milyarlık bir bütçeyi, MASKİ'nin de 4,5 milyar bütçesi var, toplam 12-13 milyar TL. bir bütçeyi yönetiyor. Dolayısıyla, buradan maddi rant bekleyen, siyasi rant bekleyen, başka başka kişisel çıkar, menfaat bekleyenler olacaktır. Biz de her zaman olduğu gibi, kamucu yönetim anlayışımızla, zihniyetimizle sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz.
Ben, hala aynı anlayış içerisindeyim ve aynı hassasiyeti gösteriyorum.
Ferdi çok zamansız vefat etti, onun siyasi projelerini, yarım kalan projelerine tek başıma, gücüm yeter yetmez bilemem ama en azından MASKİ açısından, gücüm yettiği oranda o projelere sahip çıkmaya çalışacağım.
HALKTAN KOPUK OLMAYACAKSIN!
Ben her zaman söyledim, burada, gördüğün gibi mütevazi bir odam var. Hiçbir zaman makam ve mevkide gözüm olmadı. Benim dışımda birçok insan makam aracı kullanır, ben kullanmam. Teklif edilmedi mi? Edildi. 'Araç sorunumuz yok filan...' denildi. Besim (Dutlulu) başkana da söyledim kabul etmediğimi, çok hoşuna gitti. Ferdi başkana, Büyükşehir binasında yaptığı bir basın toplantısında, büyükşehirdeki danışmanının siyah renkli Audi marka makam aracı soruldu. Ferdi başkan, basın toplantılarında kendisine sorulan sorulara nasıl şakır şakır cevap verdiğini bilen bir insanım. O toplantıda bu yönde bir soru sorulunca yutkundu. Çünkü sorulan konu fotoğraflanmış, belgelenmiş olarak soruluyordu. Soruyu cevaplarken, savundu ama biraz da Ferdi'nin zorlandığını fark ettim...”
Uğur Doğan ile bir süre, belediyelerde farklı makamlarda olanların makam araçlarının olup olmamasının prosedür gereği olup olmadığı üzerine konuştuk...
Datça'da, benim bildiğim sadece belediye başkanının makam aracı var.
“Olması gereken, o. Şimdi, biz bize konuşuyoruz, 'Halkçı Belediyecilik' deyince, bir kere halktan kopuk olmayacaksın. Haydi başkanın, başkanın korumasının... oldu ama bütün makamlara birer makam aracı tahsis edilmesi, bütün bu araçların yakıtları, bakımı, şoförleri... benim eleştirdiğim taraflar... Bence, kamu kaynakları hovardaca harcanmamalı...
Ben, Manisa halkına hizmet için seçildiğimi biliyorum. Bu görevde durduğum sürece, kamu yararına, halkın çıkarları doğrultusunda bir hizmet anlayışım olacak. Bu görevim nedeniyle zenginleşme, burada makam, mevki sahibi olma, makam aracı gibi bir talebim yok. Elbette ki sorumluluğum ve yetkilerim çerçevesinde işimi yapacağım, misafirlerimle görüşeceğim, görevimi yapacağım bir ortamım olacak.
KAMUNUN ÇIKARI, HER ŞEYİN ÜSTÜNDEDİR!
Şu kurumu, büyükşehri gezsen, en mütevazi oda benim odamdır... Görevimi yapmama engel bir hali var mı? Yok. Benim 'itibardan tasarruf olmaz' gibi bir anlayışım yok...
Duymuşsundur, Genel Başkan Özgür Özel seçim öncesi aday tanıtım lansmanında dedi ki 'Sütte leke var, Ferdi'de leke yok.' Ben bu sözü duyunca, şöyle dedim: 'Eğer, bir siyasi partinin genel başkanı, Ferdi (Zeyrek) başkan için böyle bir kefalette bulunuyorsa, ona kefil oluyorsa, onun bu kefaletine olması gerektiği biçimde sahip çıkmamız gerekiyor.' Makam aracı kullanmak, hele hele o makam aracının lüks marka olması bile sütte leke haline gelebilir. Çünkü, tabiri caizse tüyü bitmemiş vatandaşın, halkın 'hakkı var' o makam aracında...
İddia ediyorum, bütün kamu kurumlarında ve kamu adına yapılan iş ve işlemlerde, benim savunduğum anlayışla işler yürüsün, bu ülke gerçekten 'kamuda tasarrufu' yapar, ekonomide şimdi olduğu gibi dışa bağımlılık şudur, budur kalmaz. Halkçı bir ekonomi modeli izlemenin sonucu, bunlar.
Bu anlayışı neye borçluyuz? Daha 17 yaşında, devrimci mücadele içerisinde edindiğimiz örgüt disiplinine. Biz, o zamanlar 'halk' için mücadele ediyorduk. Devrim yapabilseydik, böyle bir yönetim anlayışıyla hükümet olur muyduk, o günkü kadrolarla ülkeyi yönetebilir miydik bilemiyorum ama edindiğimiz bir tecrübe, deneyim vardı, işte Terzi Fikri (Sönmez) dedik, Direniş Komiteleri dedik... Bugünkü mevzuata ne kadarı uyabiliyorsa, ne kadarını sığdırabiliyorsak, yazılı mevzuatlar çerçevesinde, kanunlar çerçevesinde bunları uygulamaya çalışıyorduk, temel yaklaşımımız böyleydi ama şunu söyleyeyim, bugün bu anlayışla hareket ederken, kendi partimiz içerisinde bazen de sevilmiyoruz.”
Ne?
“Sevilmiyoruz.”
O da, ben de karşılıklı gülüyoruz. “Doğrucu Davut” olmanın bedeli, bu!
CENAZE TÖRENİ, BENİ ÇOK DUYGULANDIRDI
Söyleşinin bu bölümünde, bir sonraki bölümde okuyacağınız “'ilk İki ton su 1 TL, ve her kademede %30 indirim' kararının nasıl alındığını, cemevlerine suyun ücretsiz verilmesini, kırsal kesimde kademelendirmenin neden ve neye göre yapıldığını vb...” konuşmaya başladık. Uğur Doğan, bu bölümde de hem kendisi hem de rahmetli Ferdi Zeyrek ile ilgili düşüncelerini yer yer dile getirmeye devam etti.
“...MASKİ'ye ilk geldiğim gün, benimle ilgili şöyle bir algı vardı: 'MASKİ'ye sürekli dava açan Uğur Doğan, bu adamdır.' Bir de Ferdi başkanın MASKİ'de yetkilendirdiği, sağ kolu konumundaki tek siyasi kişiyim ama öcü değiliz. Sonra bir baktılar, 'Yahu, çok mütevazi bir adam. Kapısı herkese açık.' Cengiz Ergün gibi otokrat bir başkandan sonra, Ferdi Zeyrek'in güler yüzlü, mütevaziliği el sıkan...”
Şu anki personel, önceki başkan Cengiz Ergün'ün personeli mi?
“Evet, hepsi. Gördün, gelirler, 'Buyur başkanım. Ne içersiniz?..' derler. Hiç kimseyi değiştirmedik ki. Üst düzey bürokratlardan elbette ki genel müdürü, yönetim kurulu üyeleri ve bazı daire başkanlarını değiştirdik, ama burada şimdi sana çay getiren çalışan Cengiz Ergün döneminde işe alınmış olsa ne olur, alınmamış olsa ne olur? Hepsi, emekçi, ekmeğini emeğiyle kazanan insanlar... Bizim mütevaziliğimizi nerede gördüler? Odamı belirlerken, koltuk takımını satın almayıp eldeki mevcutlardan alırken, çay-kahve isterken...”
“Bu farklı” dediler?
“Mesela, ben şuradan tuvalete, lavaboya kalkıp gitsem, kapıyı açtığımda şuradaki güvenlik ayağa kalkıyordu. 'Görevin gereği nasıl oturman gerekiyorsa otur.' diyorum. Saygı, o ayrı bir şey. Ben saygıyı şöyle görüyorum: Bir toplantı, bir protokol halindeysen elbette bir başkanla ilişkin farklı olacaktır. Mesela ben protokolde Ferdi'ye 'Ferdi başkanım' derdim ama biz bizeyken 'Ferdi' diye hitap ederdim. O da bana 'Uğur abi' derdi. Telefon görüşmelerinde 'Ferdi' diye başlardım, o da 'Buyur Uğur abi' diye başlardı. Yukarıda yönetim kurulu toplantısına girdik mi 'Başkanım', o da bana 'Uğur bey' derdi. Öyle bir ilişkimiz vardı.
Elbette büyük ideallerimiz, büyük hedeflerimiz vardı kendimize göre ama Ferdi başkan, ömrü vefa etmediği için erken ayrıldı aramızdan. Sadece şunu yaptım, izlediysen basından, vefatından sonra, ben 1983 yılından itibaren Manisa'dayım, 1983 yılından bugüne kadar en kalabalık ama en kalabalık cenaze töreni düzenlendi Ferdi için; çok sevilmiş! Manisalılar Ferdi'yi çok sevmiş!”
Ben böyle bir kalabalığı nerede gördüm biliyor musun?13 Kasım 1998 tarihinde Dinar yakınlarında trafik kazasında ölen Ege Üniversitesi'ne bağlı GHİYO'da (Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu) okuyan yol arkadaşımız Gülçin İlçi ile onun “Abi” dediği Burdur Belediye Başkanı Armağan İlçi ve makam aracı şoförü Ahmet Uğuz için düzenlenen cenaze töreninde gördüm; o cenaze törenine katılmak için Burdur'a gidenlerdendim. Bütün Burdur, cenazelerin geçirildiği caddeler, sokaklar boyunca her yeri tıklım tıklım doldurmuştu. O kalabalığı görünce, şok olmuştum. Bir de yine Datça'dan ve Marmaris'ten bir grup arkadaş olarak gidip katıldığımız Hran Dink'in cenaze töreninde görmüştüm; o cenaze töreninde yüzbinlerce kişi kilometrelerce yürümüştük. İzlediğim kadarıyla, Ferdi beyin cenaze töreninde de benzeri bir kalabalık vardı.
“Orada, hakikaten çok duygulandım: Hiçbir ideolojik ortaklığımız yoktu. Tamamen sana özet olarak anlattığım süreçte tanıdığım birisiydi ve bana sosyalist kesimden arkadaşlar sorardı, 'Yahu, sen bu Demokrat Parti tabanından gelen Ferdi'de ne buluyorsun da onu bu kadar sahiplendin?'” diye.
Sözünü ettiğin bu “sosyalist” arkadaşlar, Manisa'dan arkadaşlar mı?
“Tabi.
(Devam edecek)