|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Üçüncü Bölüm)
“Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine” başlıklı söyleşi dizisinin “Sol ve sosyalistlerin Datça'daki konumunu ve rolünü” ele aldığımız bölümlerinden (43-51) birisi olan 50. Bölümde, Mesut Yar'ın ve Mutlu Gürler'in “ikametgâhlarının” Datça'da olmamasına karşın 2024 Yerel Seçiminde Datça Belediye Başkanlığı için CHP'den “aday adayı” olmalarını ve Datça'da yaşamını devam ettiren bazı sol ve sosyalistler ile CHP üyesi bir kısım Datçalı'nın hem aday adaylıkları süresince bu iki aday adayına hem de “bağımsız belediye başkan adayı” olduğu süreçte Mesut Yar'a meyletmelerini ve destek vermelerini ele almış, 'İKAMETGÂHI BİLE DATÇA'DA OLMAYAN, DATÇA'YI TANIMAYAN birisi nasıl olur da belediye başkanlığına aday olmayı düşünür ve hadi düşündü, nasıl olur da kendisini sol, sosyalist olarak tanımlayan kişilerce desteklenir?” (abç) diye yazmıştım. (Bknz: https://haberveinsan.com/osman-akin-ile-datca-nin-dunu-ve-bugunu-uzerine-50/6116/)
Hem 2024 Yerel Seçim sürecinde hem de okuduğunuz bu yazımda tartışma konusu yaptığım “ikametgâh”, “Bir kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu, hayatının merkezi haline getirdiği yerleşim yeri veya konut adresi.”, “Bütün adres bilgileri resmi olarak kayıtlı olan bir yerde yerleşik olarak yaşama”, “Bir kişinin aile ve iş ilişkilerinin merkezi olarak seçtiği ve az çok süreli olarak yerleşmek niyetiyle oturduğu ya da yasa gereği öyle kabul edilen yer” (Bkz: Google) demek iken ve tarafımca da bu anlamıyla tartışılıyorken bir nedenle konuya duyarlı sol, sosyalist, CHP'li vb. bazı vatandaşlar “ikametgâh” kelimesine çok farklı anlamlar yüklediklerinden olsa gerekir, 50. Bölüm yayınlandıktan hemen sonra tarafıma veryansın etmeye başladılar.
Bölümün yayınlandığı pek çok sitede ve bazı kişisel sosyal medya hesaplarında paylaşımlar yaptılar.
Bir sonraki bölümün (51) sonuna eklediğim dipnot ile “ikametgâhın ne olduğunu ve Datça özgülünde şu an 26.000 küsur Datçalının “ikametgah” sahibi olduğunu yazmama karşın (Bknz: https://haberveinsan.com/osman-akin-ile-datca-nin-dunu-ve-bugunu-uzerine-51/6129/) bu paylaşımlar devam etti ve hala da devam ediyor.
Gözden kaçırdıklarım olabilir, tespit edebildiklerim şunlar:
MAKSAT “ÜZÜM YEMEK” OLMAYINCA
“Bu metin, tipik bir "yerlicilik" (mikro-milliyetçilik) üzerinden siyaset devşirme çabasıdır ve maalesef içeriğindeki mantık hataları, 'sol' değerlerle değil, düpedüz dışlayıcılıkla örülüdür. Yazının sahibi Mehmet Erdal’ın, adayları "ikametgâhı burada değil" diyerek eleştirirken, kendisinin de bu topraklara sonradan gelmiş bir 'yazarlık cüreti' sergilemesi tam bir ironidir.
Siyaseti sadece 'doğduğun yer' veya 'ne kadar zamandır orada olduğun' üzerinden okumak, çağdaş belediyecilik anlayışının fersah fersah uzağındadır. Mehmet Erdal, adayları dışarıdan gelmekle suçlarken, kendisinin hangi 'üstün yetkiyle' Datça’nın tapulu sahibiymiş gibi konuştuğu meçhuldür. Datça, kimsenin babasının malı değildir; liyakat, vizyon ve proje sahibi olan herkesin bu şehre hizmet etme hakkı vardır. 'Burayı tanımıyor' argümanı, değişimden korkanların ve koltuğunu korumaya çalışan statükonun arkasına sığındığı en ucuz kalkandır.
Yazıda iddia edilenin aksine, Mesut Yar evini barkını satıp gitmemiştir. Eğer Mehmet Erdal’ın bir barınma ihtiyacı varsa ya da gerçekten bir 'toprak' görmek istiyorsa, Mesut Yar’ın bahçesine çadır kurabilir; yeri yurdu bellidir. Seçim sürecinde Mesut Yar’ın Datça’nın tanıtımına yaptığı katkı, onlarca yıllık 'yerli' siyasetçilerin toplamından fazladır. Datça ismini sadece bir tatil beldesi olmaktan çıkarıp, Türkiye’nin gündemine taşıyan vizyonu, 'evini sattı gitti' gibi asılsız dedikodularla karalamak en hafif tabiriyle sığlıktır.
Mesut Yar’ın bağımsız adaylık süreci, sanılanın aksine bir 'küskünlük' değil, bir demokratik ısrardır.
Mesut Yar, aday gösterilmediğinde doğrudan CHP İlçe Başkanı’nı arayarak tebrik etmiştir.
Bununla da yetinmemiş, 'Benim projelerim Datça için hazır, bu projeleri takip etmesi ve size destek olması için arkadaşlarımı yönlendireyim, beraber çalışalım' diyerek el uzatmıştır.
Ancak bu samimi iş birliği teklifine bir geri dönüş bile yapılmamıştır.
Bir siyasetçiyi dışlayıp, projelerine sırt çevirip, sonra da 'neden bağımsız oldu?' diye sormak siyasi bir ikiyüzlülüktür.
'Kurtarmaya geldim' kafasını eleştirenler, aslında mevcut belediyecilikten duyulan memnuniyetsizliğin yarattığı boşluğu gizlemeye çalışmaktadır. Eğer insanlar bu isimlere meylettilerse, bu onların 'sertifikalarına' aşık oldukları için değil; mevcut yönetimin yol, altyapı ve yaşam kalitesi konusundaki beceriksizliğinden bıktıkları içindir.
Mehmet Erdal ve onun gibi düşünenler, 'yerlilik' maskesi altında aslında liyakatsizliği savunmaktadırlar. Datça’ya kimin hizmet edeceği, kimin daha çok 'oralı' olduğuyla değil, kimin bu şehri daha ileriye taşıyacağıyla ilgilidir. Siyasi nezaketten ve gerçeklikten kopuk bu yazı dizisi, sadece dar bir çevrenin iç dökmesinden ibarettir.” (abç)
“Mehmet bey, Türkiye genelindeki belediyelerde Belediye sınırları içerisinde doğmuş (size göre yerli) kaç belediye başkanı var veya 81 vilayetin milletvekillerinin kaçı Milletvekili olduğu ilde doğmuş ve o ilin nüfusuna kayıtlı..!!”,
“Liyakat liyakat liyakat biterse kaos doğar kaosu önlemenin tek yolu liyakattan geçer”,
“Erdal meyve veren ağacı taşlar, en iyi ben tanırım. Daha çokta rakip gördüğü insanları.”,
“Datça'ya bir tek (onların deyişiyle) yabancı başkan geldi.”,
“Bugün yönetenler bırakın solculuğu uzaktan yakından alakası yok. Burada CHP kazandığı için yerleşen yerli-yabancı sağcılar yönetiyor.”,
“Mehmet ERDAL için böyle GOY GOY haberler, YAĞDANLIK olma hali NORMAL... Bugüne kadar çok ciddi bir tepki koymadım sol geçmişi ve SOL parti adına çalıştığı için, ama yeter.”,
“Dışarıdan gelmiş, içerideymiş, yerliymiş ya da yabancıymış şu an için fark etmiyor”,
“Hep yazıyorum, bir daha yazayım, Halkı yerli, yerel diye ayırmak, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden bir davranıştır.”,
“Bölgecilik bıktırdı”,
“#sol partide siyaset yapan, dünyaya soldan baktığını ifade eden birinin #gazeteci şapkası ile siyasete bakışı.”,
“İnsanlar önce, Datça'da doğanlar ve doğmayanlar diye ikiye ayrılır, sonra ikameti Datça'da olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılır, sonra Sol ve sosyalistlerce destekleyenler ve desteklemeyenler diye ikiye ayrılır...”,
“Datça'da basın özgürlüğünün formülünü bulmuş, tebrik ediyorum”,
“Ayrıca 'Bizden olsun, ne olursa olsun' zihniyeti artık bu çağda hiç geçerli değil. 'Bizden ya da sizden' ayrımcı bir dil. Kimden olursa olsun, yeter ki liyakatli ve vizyon sahibi olsun.”,
“'Sol' Maskeli Taşra Muhafazakârlığı ve Eksiksiz Liyakat Aynası”,
“Yerli ve milli başkanlar yeterli vizyona sahip olmadıklarından, akrabalarına hizmet etmekten halka hizmet etmeye zaman ayıramıyor olabilirler. Belediye personeli yeteri kadar çalışmıyor olabilir mi acaba.”...
“Osman Akın ile Datça'nın dünü ve Bugünü Üzerine” başlıklı uzun söyleşinin 50. Bölümünde de tartışmaya devam ettiğim “ikametgâh” konusunda tepkilerini okuduğunuz ifadeler ile dile getirenler, keşke yazının tamamını okuyup ondan sonra düşüncelerini yazsalar ve tepkilerini dile getirselerdi. Biliyorum, uzun yazıyorum, çünkü meramımı anlatmaya çalışıyorum. Okumayı sevmeyenlere değil, ilgi duyduğu bir konuda yazılanları okuma zahmetine katlananlara yazıyorum; okumayan, duyduğu ya da gözüne çarpan bir kelime ve/veya bir cümle üzerine, o kelimenin ve/veya cümlenin anlamını dahi sorgulamadan düşünce belirtilmeye kalkılınca ya da maksat “üzüm yemek olmayınca”, sonuç okuduğunuz bu akla ziyan tepkiler çıkıyor.
Ne diyelim!
Gerçekliğimiz, bu!
Okuduğunuz bu tepkilerden hangisi benim yazılarımda tartıştığım “ikametgâh” konusu ile ilgili?
(Devam edecek)