|
Tweet | Tarih: 28-04-2026 00:56 |
MEHMET ERDAL
(Kırk altıncı Bölüm)
ZAMANINDA DATÇA YARIMADASI'NDA İKİ AĞA VARDI
Deniliyor ki, Betçe bölgesinde Çeşmeköy çok eski tarihlerde o bölgenin ağasının oturduğu, 1980 öncesi de MHP'nin çok etkin olduğu bir yerdi.
“Betçe tarafının ağası olan Ömer Ağa Çeşmeköy'de otururdu, bildiğim kadarıyla. O zamanlar Datça Yarımadası'nda iki ağa var ve Reşadiye'nin ağası olan Mehmet Ali Ağa daha güçlü. Saray ile bağları falan da var. Ticaret oradan yürütülüyor.”
Osmanlı İmparatorluğu döneminde mi yoksa Cumhuriyet döneminde mi?
“Merkezin aşağı inmesiyle ağalık sönüyor. Cumhuriyet'ten sonra yok. Soyları kuruyor. Uzak akrabaları, akrabaların damatları, Mehmet Barlas'lar falan. Onlar falan her şeyi satmışlar, Datça'dan çıkmışlar.”
Bildiğimiz (gazeteci) Mehmet Barlas mı? O Datçalı mı? Onun kökeni burada mı?
“Evet. Bir şekilde ucu buraya dayanıyor. Ondan sonra Barlas'lar, Selin Barlas falan 'Ben de Datçalıyım' falan diye yazmıştı hatta İnternette. Betçe tarafının ağası, uyanık ve daha gaddar. Oradaki MHP'nin canlanması, Datça dışına gidip okuyan öğretmenlerden, işte bazı sağa kayanlardandır diye tahmin ediyorum. Şimdi fark ettim ki o konuya çok da kafa yormamışım, 'Betçe tarafında MHP niye güçlendi zamanında?' O konuyu bir araştırayım. Güzel bir soru. O konuya hakim değilim ama şu var: Bahçeli aktif siyasete atılmadan, buradaki (Karaincir/Özil) annesinin oturduğu evini satmadan önce Datça'ya tatile geldiği zaman, gelir gelmez iki lokma yemek yiyip direkt Betçe tarafına saha çalışmasına, sohbetlere gittiğini biliyorum. Bunu herkes hatırlar.”
Bunun bir nedeni olmalı?
“Muhtemelen, zamanında MHP adına büyükşehirlerde aktif olmuş bir-iki insan var oranın, onlar ciddi kanaat önderi oldular diye tahmin ediyorum.”
KNİDOS'DA ÇALIŞAN KÖYLÜLER, SOLCU GENÇLERİN YAPTIĞI EYLEMLER NEDENİYLE EMEKLİ OLDULAR
Yazı/Belen'den Dinçer (Denizhan) abi, kendisi MHP'lidir ve bunu da hiç saklamaz, farklı yerlerde birkaç kez karşılaşıp sohbet ettiğimizde bana “Allah bu komünistlerden razı olsun. Bizi emekli ettiler.” demişti. 1980 öncesi Dinçer abi ve Yazılı (Yazı Mahallesi), belki diğer köylerden de olabilir, başka bazı köylüler Amerikalı arkeolog Iris Cornelia Love tarafından Knidos'ta yürütülen çalışmalarda işçi olarak çalışıyorlarmış. O dönem Yazılı, Çeşmeköylü sol, sosyalist, devrimci gençler bu köylülerin sigortasız çalıştırılmalarına karşı çıkıyorlar, işçilerin çalışmasını engelliyorlar vs. Sonunda işçilerin sigortaları yaptırılıyor. Dinçer abinin sözünü ettiği, bu olay ve “Allah razı olsun” dedikleri bu olayda yer alan sol, sosyalist, devrimci gençler.
“Amerikalı arkeolog kadının Knidos'ta yağma yapması, tarihi eserlere zarar vermesi, bulunan eserlerin bir daha görülmemesi... gibi nedenlerden dolayı o bölgenin solcu gençleri Knidos'ta kazı yapan kadının önünü kesmek istiyorlar. Bu nedenle köylülere çalışmayı bıraktırmak istiyorlar. Köylüler 'Buradan para kazanıyoruz. İşi nasıl bırakırız?' diyorlar. Tabii gençler 'sigorta' ve 'sendika' damarından yürüyorlar. 'Madem sizi çalıştırıyor. O zaman normalde sizin sigortanızı yapmalı.” diyorlar. Köylü, o zamanlar 'sigorta' ne bilmiyorlar. Gençler demişler ki 'Sizin adınıza devlete para yatıracak. Kredi açtıracak. Belli bir yaşa geldiğinizde devlet size maaş bağlayacak.' 'Aaa öyle bir şey varsa biz de isteriz' falan deyip, 'Bize sigorta bağlansın' diyorlar, Amerikalı arkeolog kadına. O 'Ne sigortası? Ben size zaten güzel bir para veriyorum.' falan diyor. Bizim solcu gençler bunları duyunca, 'Bak yapmadı. Gördünüz mü?' diyorlar. Köylüler de bunun üzerine 'O zaman biz de işi bırakırız. Çalışmayız.' diyor. Amerikalı bunu duyunca 'Tamam. Kabul ediyorum. Onu da ödeyeceğim.' diyor. Çalışan işçilerin sigortaları yapılıyor. Köylü gençler 'Gördünüz mü, sayemizde sigortalı oldunuz.' diyorlar. Bizim Türk köylümüz pragmatisttir; yararına bakar. 'Şimdi de şöyle yapalım' denince, 'Bu kadar yeter. Sigortamız da yapıldı. Daha fazla iş bırakmayalım.' deyip çalışmaya devam ettiler ama hepsi oradaki o eylemden kaynaklı olarak emekli oldular. Bunları galiba Alim (Karaman) abi anlatmıştı.”
Alim Karaman, Sarı Kamil (Erdinç Dursun), Fikret Karaman... var (*)
“Onların sayesinde orada çalışanların hepsi daha sonra emekli oldular. Hatta ilk 'sigortalı emekliler' onlar oldular.”
70'LERDE DATÇA'DA SEMTLERE GÖRE FRAKSİYON AYRIMI VARDI
Bu konuları neden böyle sorma ve yazma gereği duyuyorum? Şundan: 68 ve 78 Kuşaklarının Datça'da ayak izlerini arıyorum. Benim doğduğum köyün (Ayaklıkırı-Tire/İzmir) bitişiğinde Göllüce ve Atalan köyleri (Torbalı/İzmir) var. Bizim çocukluğumuzda DEV-GENÇLİLER (1965-70 arası) o köylere gelip o köylülerin toprak işgallerine katılıyorlar. Keza Tire'nin Kızılcaavlu ve Yenioba köylerinde de aynı dönemde toprak işgalleri oluyor. 68 Kuşağından bazı devrimciler o köylere de gidiyorlar. Ben ortaokul ve/veya lise dengi Gökçeada Öğretmen Okulu'nda okuyorum. Yazları köye gelince, babam bizi eşek sırtında Göllüce ve civarı köylere ürettiğimiz sebzeleri satmaya gönderiyordu. Ben o süreçte Göllüce sokaklarında yollara atılmış o dönemin sol dergilerini görür, alır ve okurdum. Bunları hiç unutamam. Datça'da, bilgilerim ve duyumlarım çerçevesinde söylüyorum, 1970 öncesine dair üzerinde konuşulabilecek benzeri bir 'iz' yok ya da şimdiye kadar ben duymadım. 1970'li yıllarda Knidos'ta çalışan işçilerin bu grev olayı, düşünsenize bana bu olayı ilk söyleyen bugün kendisini “MHP'li” olarak tanımlayan bir abimizdir, Datça'da iz bırakıyor. Bu, 1970'lerdeki Datçalı solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin ayak izleridir. Çok kıymetlidir.
“Şöyle: 1980 öncesi küçüktük. İlkokuldaydık. Fraksiyon kavgaları oluyordu. Fraksiyon kavgalarında ilginçtir, İskele Mahallesi'nin solcuları ayrı fraksiyonda, Reşadiye Mahallesi'nin solcuları ayrı fraksiyondaydılar.”
Siyasi değil de mahalle saflaşması mı?
“Yoo. Siyasi ama ilginçtir, yerleşimlerine göre fraksiyonlaşılmış. Ben hatırlıyorum, çocukken Reşadiye'de her gece yazılama yaparlardı, evlerin duvarlarına. Bizim evlerin duvarlarına da yazarlardı...”
Mesela, ne yazarlardı? Aklında neler var?
“Şöyle: DEV YOL, DEV SOL, DEV GENÇ. Ondan sonra, Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Emekçi... gibi böyle klasik büyük şehirlerdeki sloganların aynılarını burada da yazarlardı. Sloganı yazdığı ev dayısına ait, öbürkü amcasının evi falan. Ertesi gün kalkar dayı, amca, her ne ise duvarına yazı yazılan 'Oğlum, size yazman demedim mi?' Yazanlar, ertesi gün gelir, gene kendileri badana ederler. Böyle bir, Vizontele Filmindeki gibi naif, işte böyle eğlence ile karışık, bir aidiyet, kimlik bulma çabası ile karışık bir durum vardı. Yani, burada o duvara onu yazmak kimsenin fikrini değiştirmiyor, senin görünürlülüğün daha çok duvarda senin fraksiyonunun adını yazması falan gibi sidik yarışları... Bu 1 Mayıs kortejinde de benzer bir his almıştım yani. Bir de köhne konuşmalar, uzun uzun konuşmalar. Eski kavramlarla ve günceli hiç kavramayan, yakalamayan, şaşırtmayan, neşelendirmeyen, zihin açmayan konuşmalar ve arkasından işte bir türkücü abinin, eski Grup Yorum'da vs. çalmış birinin oturup 1,5 saat bozuk bir ses sistemiyle, bir bağlamayla konser ve dinleti yapması falan... 1 Mayıs böyle olmamalı. Bir sürü güzel öneri de çıkartmıştım. İşte 'Datça manileriyle sol atışma', atıyorum sana 'Sosyalist pandomim', atıyorum sana işçi kıyafetleriyle belediye işçileri tango gösterisi yapıyor mesela... gibi. Solu sadece, gariban, az eğitimli, elinin emeği ile geçinen insan kitlesi olarak ele almamak gerekir. Beyaz yakalı da emekçidir, abi; yani plazada çalışanlar, bir tasarımcı da. Sonuçta, birisi sana maaş ödediği ve senin sırtından, senin emeğini satarak para kazandığı sürece sen proleteryasın. Yani kart bastırıp girmenin, bilgisayar başında Yapay Zekâ kullanarak, foto şhop kullanarak tasarım yapmak seni emekçi olmaktan kurtarmıyor. Biz bu şekilde sadece bilekleri zincirli, pos bıyıklı işçiye indirirsek proleteri, çok büyük bir ıskalama bence o.”
(Devam edecek)
27.04.2026/Datça/Mehmet Erdal
(*) Bu söyleşi dizisi bittikten sonra ilk yapacaklarımdan birisi, bu olayı olayın kahramanlarının ağzından dinlemek ve yazıya dökmek olacak; bunun zamanı geldi. Söyleşinin bu bölümünü yazıya dökerken Oktay Çukadar, Sarı Kamil ve Alim Karaman ile kısa kısa görüştüm. Bu işçi grevi ile ilişkili o dönemin sol, sosyalist, devrimci gençleri olarak Alim Karaman, Alaattin Karaman, Fikret Karaman, Mustafa Kırlı, Sarı Kamil (Erdinç Dursun), Oktay Çukadar, Sedat Sönmez, Yaşar Balcı, Yıldıray Aydoğan ve Ertuğrul Selçuk adını saydılar. Sedat Sönmez, Yaşar Balcı ve Ertuğrul Selçuk şu an hayatta değillermiş. İşçileri işe göndermeme, bir biçimde engelleme olayı Yazı'dan Knidos'a giderken Bağlarözü'nün görüldüğü nokta, yörede yaşayanların adlandırmasıyla 'Bali Belen' imiş.