MEHMET ERDAL
(Kırk yedinci Bölüm)
SÖMÜRÜ BİTMEDİYSE, “SOL” DA BİTMEZ
Söyleşimizin bu noktasında sorum şu: “Sol”u nasıl tanımlıyorsun? “Sol” dediğimizde ne anlamalıyız? Dün olduğu gibi bugün de herkesin (birey, çevre, grup, parti, hatta ülke bazında) kendine göre farklı bir “sol” tanımı var. Örneğin, ben “solum, solcuyum” dediğimde muhtemelen senden ya da bir başkasından farklı bir şey anlıyorumdur, bilemiyorum. Sence nasıl anlamalıyız?
“Çok basit bir özet yapayım mı?”
Elbette. Teorik düzlemde konuşuyoruz, şu an.
“Çok duyduğum bir şeydir ama ben daha somut olarak anlatmayı tercih ederim, her zaman. Hep derler, 'Dünyada sol mu kaldı? Sol bitti. Artık, solun, solculuğun modası geçti. Bak, Sovyetler Birliği de (SSCB) yıkıldı. Komünizm mi kaldı? falan...' Abicim, sömürü bitti mi de sol, solculuk bitsin? Sömürüye hayır demelisin ya. Çocuklar geceleri yataklarına aç giriyorlar, okula aç gidiyorlar. Yazlık bir ayakkabıyla kışı geçiriyorlar. İstanbul'daki metrobüslerde falan hayvan taşır gibi tıklım tıklım, üç vesait (vasıta, araç) değiştirerek işine gidiyorsun. Emeklilik hakkın yok. Kendi evin yok ve olmayacak. Çocuğunun iş bulması mümkün olmayacak. Ne iyi bir okulda okuyabilecek, ne iyi bir hayat sürebilecek. Avrupalı bir çocuk okulundan mezun olduktan sonra sırtında çantası 2 yıl dünyayı dolaşır, sonra işe girer. Senin çocuğun bırak dünyayı dolaşmayı, daha buradan dışarı çıkamamış. Anadolu'yu görememiş. Bunlar olurken, sen bunlara 'itiraz etmeyelim' mi diyorsun yani? Ben 'sol'a bu kadar basit bakıyorum. Sömürü bitmediyse, 'sömürüye hayır' demek de direnmek de yani 'sol' da bitmez.”
SOLU, DEVRİMİ KENDİM İÇİN DE İSTİYORUM
O zaman, senin gözünde “sol”, mevcut statüye, mevcut duruma itiraz etmektir. Bu mevcut durum ne olursa olsun daha iyiye ulaşmak için çalışmaktır.
“Tabii ki. Ben ülkede solun, devrimin olmasını kendim için de istiyorum. Çocuğum için de istiyorum. Ben kahraman, kurtarıcı rolü vesaire oynamak için bakmıyorum ki olaya. Kopardığın her şey senin lehinedir ya. Yani şu anda 8 saat çalışabiliyorsan, 'tatil' kavramı varsa, sigortan varsa bunun bedelini zamanında New York'taki, Paris'teki, Londra'daki işçiler ödedi. Madenlerde çalışanlar ödedi. Sen, bu sayede rahatsın. Sovyetler Birliği bu hakları uygulamaya başlayınca Batı dünyası vermek zorunda kaldı. Mesela, Kuzey sosyalizmi. İlk onlar vermek durumunda kaldılar. Şu anda dünyanın en yaşanılacak yerleri haline geldiler. Çünkü o hakları geri vermediler ama Batının geri kalanında bunları geri almak için fırsat kolluyor sistem. Yapay Zeka ile her gün binlerce insanı işten atıyorlar, onlarca kişinin yaptığı işi Yapay Zekaya yaptırılabildiği için. Çok büyük bir dalga gelmekte.
DÜNYA, “YA BARBARLIK, YA SOSYALİZM” YOL AYRIMINDA
Hani vardır ya 'Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm' diye. Burada, şöyle bir ayrılık var: Yapay Zekanın her şeyi, her emeği ikame edebileceği bir dünyada, robot teknolojisiyle, işte seralarda gıda üretiminden, kıyafet diken fabrikalardan tut da sana lazım olabilecek 'tamir yapan robotlara' kadar bunların tamamı teknik olarak mümkünken, bunu Kapitalizmin eline bıraktığın zaman, kamu adına bunları işletmek mümkünken, 'devlet' demiyorum bak, bunu yapmazsan, buna itiraz etmezsen geleceğin yol ayrımı, 'Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm' gibi ya evrensel bir temel gelir, 'herkesin karnının doyacağı bir sistem' yaratmak, bunun illa para olması gerekmiyor. Alışveriş kredisi, işte gıda imkanı... Bir sürü formülü bulunur bunun. Ya da Mad Max filmi. Yani kıyamet sonrasında insanların neredeyse birbirlerini öldürüp etini yiyerek hayatta kaldığı korkunç bir distopya. Böyle bir yol ayrımına geleceğiz. Sen eğer Yapay Zekayı kamu yararı için üretim arttırmaya vs. kullanmazsan, kurulacak olan bu. Yani çok daha beter bir düzen bekliyor dünyayı. Bu makine devrimi, işte bilgisayar devrimi, İnternet devrimi... Bunların yaptığının kat be kat fazlasını Yapay Zeka toplumsal dönüşüm olarak yapacak. Mesela, Çin'de şu anda 'Karanlık fabrikalar' var. Benim çok kafa yorduğum, bayağı bir öğrendiğim, anlattığım, eğitim aldığım, eğitim verdiğim alan Yapay Zeka. 'Karanlık fabrikalar' şu şekilde: Fabrikanın içinde bir tane insan yok. Tamamı, 'robotik üretim'. Malzeme bir yerden giriyor, öbür taraftan araba, cep telefonu olarak çıkıyor. Atıyorum sana, bilgisayar ya da traktör olarak çıkıyor. Otomatik traktör, İçinde hiç insan olmayan traktör. 24 saat çalışabilen, kendini tamir eden, uzaydan, uydulardan kerteriz alarak tarlaları sürebilen, tarımsal verimliliği on kat, yüz kat arttırabilen araç. Ama bunu üreten fabrikada insan yok. Şöyle: Başka bir şehirde bile hatta mühendisler, kontrol mühendisleri bilgisayar başında fabrikanın ölçümlerini yapıyor. Nükleer santrallerde ya da barajlarda olduğu gibi. Orada bir aksiliği görüyor bilmem ne yapıyor. Oraya 'tamir robotunu' sevk ediyor. Onun dışında fabrika kendi kendini döndürüyor, Karanlık fabrika.”
TEKNOLOJİYİ HALKIN YARARINA KULLANDIĞIN ZAMAN, REFAH TOPLUMUNU YARATIRSIN
“Karanlık fabrika” mı?
“'Karanlık fabrika', Dark Factory deniliyor. Dark Factory üretim süreci, hiç durmadan 365 gün, 24 saat ne üretmesi gerekiyorsa cayır cayır üretiyor. Çin, buradan elde ettiği üretim gücünü Batıya satarak, kendi insanına ucuza vererek vs. çok ciddi bir atak yaptı; 20 yıla kalmadan dünyanın bir numaralı ekonomisi olacak. Şu an Amerika önünü kesmeye çalışıyor, kesebileceğini zannetmiyorum. Çünkü, Çin 'zihin dönüşümü' olarak da çok iyi bir noktada ve sıkı sıkıya Leninist parti modeline, Mao'dan daha çok Leninist parti modeline döndüğünü söylüyor, Çin Devlet Başkanı. Buradan elde etmiş olduğu rantı da kendi halkına aktarıyor. Bu 20 yıllık ekonomik düzende 2. sırada Hindistan, 3. sırada ABD'nin olması bekleniyor. Türk ekonomisi 16. sıralarda falan ya şimdi, 20. sıralara falan düşeceğiz, belki daha da altlara düşeceğiz, bir atak yapmazsak. Bu tür bir Karanlık fabrikanın Batıda bir sermayedarın elinde olması demek, istediği gibi fiyatlarla oynayabilmesi, gerektiğinde çok ucuzlatıp rakipleri batırıp sonra anormal yüksek fiyatlardan satabilmesi, kendisinin daha çok zenginleşmesi demek... Varacağı yer, ondan sonra Epstein Adası demek, lazım. İnsan eti yiyerek alem etmeye varacak sonunda, ya da çocuklara tecavüz ederek.
BATININ AÇGÖZLÜLÜĞÜNÜN SONUCU AHLAKİ ÇÜRÜMEDİR
Batının bu tarz açgözlülüğü, bir yerden sonra ahlaki çürümeyi kaçınılmaz olarak getiriyor. Yani, her şeye sahip olan bir insanın varabileceği uç noktaları tahmin edemiyorsun. Ama Sosyalist sitemde halkın yararına kullandığın zaman teknolojiyi, refah toplumunu yaratabiliyorsun. Hep aklıma gelen bir örnek var. Hani Mad Max filmi demiştim ya, kıyamet sonrasında açlığın ve gaddarlığın hüküm sürdüğü, sadece güçlü olanın ayakta kaldığı bir arena, gladyatör ortamı gibi bir ortam. Bir de Star Trek, Uzay Yolu vardı. Ben onu çok severim. Spielberg’in, Lucas’ın Star Wars'ı vardı, Uzay Savaşları. O 'Uzay Operası' gibi, yani 'Uzay Masalı'. Orda kahramanlar vardır. Kılıçlı şövalyeler vardır. Garip yaratıklar vardır falan. O, kahramanlar etrafında dönen bir Ortaçağ masalıdır, bilim kurgu soslu. Star Trek öyle değildir. Orada, dünya birçok badireden sonra, hatta 3. Dünya Savaşından, nükleerden vs. sonra bu yolu terk edip adını hiçbir zaman 'sosyalizm' olarak söylemezler ama hissettiğin odur, tek bir dünya devletidir. Bütün kültürleri kucaklar. Her uzay gemisinde farklı ülkelerden, ırklardan insanlar olur. Uzayı keşfe giderler. Keşifte, öğrendikleri bilimsel verilerle hem oradaki buldukları gezegenlerin halklarına hem de dünyadaki insanlarına fayda sağlamak ve bu 'Uzay Sosyalizmi' gibi olan sistemin yaygınlaşmasını sağlamaktır. Bu sistemin kuralları vardır. Oradaki toplumun kültürünü bozmayacaksın, asimile etmeyeceksin. Gerekmedikçe öldürmeyeceksin... falan gibi. Böyle bir dünya da mümkün. 'Yapay Zeka ve sosyalizmi nerede buluşturuyorsun?' dersen, böyle bir dünyada halkların refahının teknoloji destekli olarak sağlanabilmesi için kamulaştırma, merkezi planlama, artı teknoloji ile yüksek ölçekli, halk odaklı süreç. Yani, Sovyetler Birliği'nin denemeye çalışıp da sonra işte Uzay Savaşlarıyla, Soğuk Savaş'la, ondan sonra bozulan Komünist Parti yönetimiyle, Nomenklaturayla, oligarklarla falan dağılmasından ders alınarak, daha düzgün şekilde işletildiği bir gelecek hayal ediyorum. Yapılabileceğini de biliyorum ama çok büyük bir bedeli olur diye tahmin ediyorum.”
(Devam edecek)