|
Tweet |
CHP Datça İlçe Başkanı Sezai Öz, Datça Yat Limanı projesiyle ilgili açıklama yaptı. “Bugün burada söz konusu olan Yat Limanı Projesi, yalnızca bir yatırım meselesi değildir,” diyen öz, şöyle konuştu: “Datça’nın doğasını, ekonomisini, sosyal yaşamını, kimliğini ve geleceğini ilgilendiren çok boyutlu bir konudur. Cumhuriyet Halk Partisi’nin sosyal demokrat ilkeleri gereği; katılımcılığı, bilimi, hukuku ve kamu yararını merkeze alarak süreci değerlendirme sorumluluğunu taşıyoruz.”
CHP Datça İlçe Başkanı Sezai Öz’ün açıklaması şöyle:
Datça’da yat limanı yapılmasını isteyen hemşerilerimizin talepleri gerçektir, meşrudur ve saygındır. Denizde yaşanan sorunlar apaçıktır:
- Tekne bağlama kapasitesi yetersizdir.
- Balıkçı barınağı artan ihtiyacı karşılamamaktadır.
- Turizmde düzen, altyapı ve planlama ihtiyacı vardır.
- Gümrüklü sahamız yoktur.
Cumhuriyet Halk Partisi yat limanına kategorik olarak karşı değildir. Partimiz hiçbir zaman gelişmeye, denizciliğe, kamusal altyapı yatırımlarına karşı olmamıştır.
Bizim itirazımız:
- Yer seçiminin hatalı olmasına,
- Proje ölçeğinin Datça ekosistemini aşmasına,
- Bilimsel raporların yok sayılmasına,
- Hukuki süreçteki eksikliklerine,
- Kamusal kıyıların özel kullanıma dönüşmesi riskinedir.
Datça’nın Gerçek İhtiyacı Ne? Gümrüklü Saha mı, Kapasitesi Sürekli Değişen Yat Limanı mı?
Datça’nın ekonomik omurgası;
- Tarım (badem, zeytin, bal),
- Kültür ve tarih (Knidos),
- Küçük ölçekli turizm ve
- Yerel esnaf ve üreticilerden oluşmaktadır.
Büyük marketlerin Datça’ya katkıları ortadadır. İçimizde bilenler vardır: Türkiye’de ve yakın coğrafyada yat limanı bulunan kıyı kentlerinin deneyimlerine baktığımızda tablo şöyledir:
- Göcek: Gelir marinanın içinde toplandı, esnafa yansımadı.
- Yalıkavak: Ekonomik fayda dar bir kesime aktı, kıyılar kapandı.
- Alaçatı: Fiyatlar yükseldi, bölge tek tip turiste döndü.
- Kaş: Marina ekonomiyi dönüştürmedi; asıl gelir doğa turizmine kaldı.
- Kos & Rodos: Marina gelirleri ada halkına yayılmadı.
90’lardan bu yana süren bu marina projesi maalesef hayata geçirilemiyor. Oldu bittiye getirilmeye ve istihdam vadederek gerçek olmayan nedenler öne sürülerek ve hukuk yok sayılarak yapılmaya çalışıyor. Bugün Akbelen’de de aynı oyunu oynadılar. Yöre halkına istihdam vadederek halkı birbirine düşürdüler. Bugün tanıdıklarınız vardır sorun Limak ve İçtaş ucuz işçi diye afgan mültecileri çalıştırıyor. Konumuza dönersek; Gümrüklü saha ve barınağın iyileştirilmesi bizim önceliğimiz olmalı. Bu konuda Balıkçı Kooperatifinin daha önce iptal edilen şimdi ise görüşme halinde olan yeni bir iyileştirme projesi var.
Gümrüklü saha:
- Üreticiyi dış pazara bağlar,
- Esnafa doğrudan katkı sunar,
- Turizmi çeşitlendirir,
- Ekonomiyi geniş tabana yayar,
- Doğaya en az yükü bindirir.
Sorun gerçektir ancak çözüm bu projede değildir.
- Balıkçı barınağı güçlendirilebilir.
- Küçük ölçekli kamucu marina modelleri uygulanabilir.
- Tekne bağlama kapasitesi bilimsel planlamayla artırılabilir.
- Kıyı kamusal niteliğini kaybetmeden ihtiyaçlar karşılanabilir.
DATÇA MARİNA DOSYASINDA BİLİRKİŞİ GERÇEĞİ VE HUKUKİ SKANDAL
“Azınlık Görüşüyle Datça’nın Geleceği Belirlenemez”
Datça Yat Limanı sürecinde tartışmalar yalnızca çevresel etkiler veya yatırım ihtiyacıyla sınırlı değildir. Asıl mesele, hukukun nasıl işletildiği ve Datça’nın geleceğinin bilime mi, yoksa azınlık görüşlere mi göre şekillendirildiğidir. Bu davada mahkeme tarafından 11 kişilik bilirkişi heyeti görevlendirilmiştir.
İnceleme sonucunda:
- 11 bilirkişiden 9’u, ÇED olumlu kararının hukuka ve bilime uygun olmadığını, ciddi eksikler bulunduğunu ve iptal edilmesi gerektiğini söylemiştir.
- Sadece 2 bilirkişi, netlik içermeyen, muğlak görüş bildirmiştir.
Hukuken anlamı açıktır: Bilimsel çoğunluk “bu proje bu haliyle olmaz” demiştir. Ancak süreç, sanki 9 bilirkişi yokmuş gibi, azınlığın belirsiz görüşü üzerinden ilerletilmeye çalışılmaktadır.
Herkesin Anlayacağı Bir Örnekle: Datça’da Bir Zeytinlik Davası Olsaydı…
Bir yurttaşın aileden kalan zeytinliği düşünün. Yol yapılmak istenir, vatandaş itiraz eder. Mahkeme 11 bilirkişi gönderir.
- 9 bilirkişi: “Bu güzergâhtan yol geçemez; zeytinlik zarar görür.”
- 2 bilirkişi: “Geçebilir de… Çok sorun olmayabilir…”
Ve mahkeme gider o 2 kişinin muğlak görüşüne dayanarak “Yol geçebilir” derse, bu karar hem hukuka hem vicdana aykırıdır.
Datça Marina dosyasında yaşanan budur.
- Çoğunluk ‘olmaz’ demiştir.
- Azınlık ‘olabilir’ demiştir.
- Süreç ise azınlığın görüşüne dayanılarak sürdürülmektedir.
Bu bir yatırım meselesi değil; bu, hukukun ve bilimin yok sayılmasıdır!
Biz marina isteyen vatandaşlarımıza hak veriyor ihtiyaçları görüyoruz. Ama Datça’nın geleceği, 9 bilirkişinin karşı çıktığı bir rapora dayanarak şekillenemez. Hukuksuzluğa karşı çıkmazsak, yarın hepimizin mülkiyet hakkı tehlikeye girer. Bugün bir zeytinliğin içinden hukuksuzca yol geçirilmesine göz yumarsak, yarın kendi kapımızın önünde aynı hukuksuzlukla karşılaşabiliriz.
Bu yüzden bu itiraz sadece Datça için değil, Türkiye’de hukuk devleti için önemlidir. Daha dün Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası görüldü. Orada da benzer bir hukuki garabet, benzer bir azınlık yorumuyla çoğunluk iradesini bastırma girişimi vardır.
Biz marina karşıtı değiliz. Biz hukuksuzluğa karşıyıyız
Bugün Datça’nın kıyısında yaşanan haksızlığa karşı çıkmak, Türkiye’de adaletin yanında durmaktır. Biz CHP olarak Datça’nın çıkarı neredeyse orada duran, akla, bilime ve kamu yararına yaslanan bir anlayışın temsilcisiyiz.
Datça’nın kaderi masa başında değil; bu kentte yaşayanların ortak iradesiyle belirlenmelidir. Datça’mızın kıyıları, doğası, tarihi bu kentin gerçek değeridir ve günübirlik hesaplara feda edilemez.
Turizm kentinde elbette yat limanı gereklidir; ancak doğru yerde, doğru ölçekte, katılımcı bir planlamayla, ilgili tüm taraflarla birlikte belirlenmelidir.
Bu kent, gelecek kuşaklara bırakacağımız bir emanettir.
Bu emanete sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Kararlılıkla, akılla, bilimle, hukukla ve kamu yararıyla bu sorumluluğu yerine getireceğiz.
Birlikte koruyacağız.
Birlikte yöneteceğiz.
Datça hepimizin.