Bugun...



Dünyada ve Türkiye’de Nadir Toprak Elementleri – 3

Çin’in 2023’ten itibaren nadir toprak elementlerinin ve bunlardan üretilen ürünlerin ihracatını kısıtlayan çeşitli kararlar aldığını görüyoruz. Elbette ki bu gelişmenin yalnızca stratejik kaynaklarını korumakla ilgili olduğunu düşünemeyiz. Bunu küresel siyasal tablodaki önemli gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir adım olarak görmek daha doğru olur.

facebook-paylas
Tarih: 11-11-2025 00:44

Dünyada ve Türkiye’de Nadir Toprak Elementleri – 3

EBRU KILIÇ

2025 NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ KRİZİ

Çin’in 2023’ten itibaren nadir toprak elementlerinin ve bunlardan üretilen ürünlerin ihracatını kısıtlayan çeşitli kararlar aldığını görüyoruz.[1] Elbette ki bu gelişmenin yalnızca stratejik kaynaklarını korumakla ilgili olduğunu düşünemeyiz. Bunu küresel siyasal tablodaki önemli gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir adım olarak görmek daha doğru olur. 2010’dan itibaren Ortadoğu coğrafyasında başta Suriye ve Libya olmak üzere ABD ve AB’nin etkin olarak müdahil olduğu rejim değişiklikleri, 2014-2015’ten itibaren ABD ve AB’nin Ukrayna’da Rusya’yla karşı karşıya gelmesi, 2019’da COVID salgını, Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve NATO’nun Ukrayna’ya desteği, Çin’in Rusya’ya tam destek verdiğini açıklaması, NATO’nun 29 Haziran 2022’deki Madrid Zirvesi’nden sonra ilan edilen bildiride Çin’in ittifakın “çıkarlarına, güvenliğine, değerlerine meydan okuyan ve kurallara dayalı uluslararası düzeni baltalamak isteyen” bir güç olarak tanımlanması[2], İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas saldırısı üzerine Gazze’de başlattığı ve ateşkes ilanına rağmen hâlâ devam eden operasyon, finansal/parasal düzende ve uluslararası sistemde dönüşüm talebi bugün nadir toprak elementleri konusunda yaşanan krizin geliştiği ortamın köşe taşları olmuştur.   

Bu ortamda ABD Başkanı Trump’ın 2025’te yeniden göreve gelir gelmez dış politikada attığı ilk adım Çin’e yönelik gümrük vergilerini artırmaksa, ikinci adım da Çin’in nadir toprak elementleri ve bağlı ürünlerin ihracını kısarak cevap vereceği gün gibi ortada olduğundan, özellikle ABD savunma sanayi için önemli olan nadir toprak elementlerinin teminine yönelik absürt çıkışlar yapmak oldu: Kanada’yı işgal etmek, Grönland’ı satın almak, Ukrayna’ya yapılan silah yardımları karşılığı nadir toprak elementi ve kritik mineral rezervlerini almak gibi.

Çin 4 Nisan 2025’te yedi nadir toprak elementi (samaryum, gadolinyum, terbiyum, disprosyum, lutetyum, skandiyum ve itriyum), bunlarla ilişkili bütün bileşikler, metaller ve mıknatısların ihracatının izne bağlandığını açıkladı. Nisan ve mayısta ihracat hacminde keskin bir düşüş olurken başta ABD ve Avrupa’da otomotiv sektörü kalıcı mıknatıs bulmakta zorlandı, bazı şirketler fabrikaları kapattı. Ticaret hacmi daha sonra eski haline dönse de nadir toprak elementlerinin fiyatları yüksek kaldı, Avrupa’da fiyatlar Çin’in altı katı ve bu da Çin dışında nadir toprak elementlerinin girdi olduğu sektörlerin rekabet gücünü azaltıyor.[3]

9 Ekim 2025’te Çin Ticaret Bakanlığı nadir toprak elementleri ve ilgili ürünler, teçhizat ve teknoloji ihracatıyla ilgili yeni kısıtlamalar getirdi. Çin kaynakları nadir toprak metalleri içeren ya da Çin’in nadir toprak elementleri teknolojileri kullanılarak üretilmiş “parça, bileşen ve toplulukların” ihracatı için Çin makamlarından izin alınması koşulu getirildi. 1 Aralık 2025’ten itibaren Çin kaynaklı malzemeler içeren ya da Çin teknolojileriyle üretilmiş “uluslararası imalat” eseri ürünlerin, ülke içi ticaretinin dahi bu izinlere bağlı olacağı ilan edildi. Enerji, otomotiv, savunma, yarıiletkenler, havacılık, sanayi motorları üretimi ve yapay zeka çalışmaları dahil birçok sektörün Çin’de üretilmiş nadir toprak elementleri içeren ürünlere bağlı olması küresel tedarik zincirlerini alt üst edecek bir gelişme. Ayrıca ağır nadir toprak elementleri holmiyum, erbiyum, tulyum, evropyum ve iterbiyumun da Nisan 2025’te açıklanan listeye eklendiği duyuruldu. Nisan’daki açıklamadan sonra birçok kalıcı mıknatıs üreticisi ilk listedeki elementler yerine holmiyum almaya yöneldiğinden, bu elementin de listeye eklenmesi, ayrıca nadir toprak elementlerini ayrıştırmak ve saflaştırmak için gerekli teknolojilerin ihracatının da kontrol altına alınması gerilimi iyice artırdı. Pekin’in özellikle nadir toprak elementlerinin işlenmesine yönelik teçhizatın ihracatını kısıtlamasının ardından, Çin’e bağımlılığın yeni tedarik zincirleri kurularak azaltılması yönündeki çabalar da büyük darbe aldı.[4]   

Çin’in kısıtlamalarının hedefi savunma sanayi

Çin’in 9 Ekim’de getirdiği yeni kısıtlamalar ABD savunma sanayini hedef alan, bu zamana dek getirilmiş en katı kısıtlamalar. Bu konuda ABD kaynaklı analizlerde Çin’in nadir toprak elementleri kozunu “silah olarak kullandığı” yorumlarını okumak, insanı acı acı gülümsetiyor. Çünkü ABD nadir toprak elementlerini gerçek silahlarda kullanıyor, silah sanayiinin belkemiği bu elementler: F-35’ler, Virginia ve Columbia sınıfı denizaltılar, Tomahawk füzeleri, radar sistemleri, Predator insansız hava araçları ve akıllı bombalar bu elementler varsa yapılabiliyor. Çin Ticaret Bakanlığı askeri amaçlarla kullanmak üzere nadir toprak elementi ve ilgili ürün taleplerinin otomatikman reddedileceğini açıkça ortaya koymuştu. Bu kısıtlamalar Çinlilerin yurtdışında nadir toprak elementi arama, çıkarma, işleme ve mıknatıs üretimi projelerine katılmasını Çin makamlarından açıkça izin alma koşuluna bağlıyor.

30 Ekim’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılan görüşmelerde, bu konularda kritik bir uzlaşma sağlandı. Çin bu kısıtlamaları uygulamayı bir yıllığına erteledi. Şimdilik gerilimler yatışmış görünüyor. AB de bu uzlaşmanın Avrupa ülkelerini de kapsayacağı düşüncesiyle biraz rahatlamış görünüyor. AB Konseyi Başkanı Antonio Costa 27 Ekim’de ASEAN Zirvesi sırasında Kuala Lumpur’da Çin Başbakanı Li Qiang ile yaptığı görüşme sonrası “Akışkan, güvenilir ve öngörülebilir tedarik zincirlerinin olabildiğince kısa sürede eski haline gelmesi çağrısında bulundum,”demişti. AB Ticaret Komiseri Maros Sefkoviç de 31 Ekim’de Çin Ticaret Bakanı’yla “çok çok yakın bir zamanda” görüşeceğini belirterek AB için toplu bir kritik mineral alımı yapılmasını hayal ettiğini söyledi.[5]

Ekim ayına damgasını vuran “nadir toprak elementi krizi” Çin’e kritik bağımlılığın boyutlarını gözler önüne sermesi açısından çok aydınlatıcı oldu. Çin’le sağlanan uzlaşmanın ABD, AB, Avustralya ve Japonya dahil nadir toprak elementi piyasasındaki diğer üreticilerin bir yıllık bir zaman kazandırdığı söylenebilir. Bu arada yeni tedarik zincirleri oluşturma çabalarının sürmesi de beklenebilir.

Trump 2019’dan beri ilk kez görüştüğü Xi ile olumlu geçmesi beklenen görüşmesi öncesinde 25 Ekim’de Avustralya ile nadir toprak elementleri temini için 13 milyar dolarlık önemli bir anlaşma imzaladı. Hatta Beyaz Saray’da imzalanan bu anlaşma sonrasında yaptığı açıklamada “Bir yıl içinde o kadar çok nadir toprak elementimiz olacak ki onlarla ne yapacağınızı bilemeyeceksiniz,” dedi.[6] 26 Ekim’de Kuala Lumpur’daki ASEAN Zirvesi sırasında Tayland ve Malezya başbakanlarıyla da kritik mineral tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve yatırımların teşvik edilmesi konulu anlaşmalar imzaladı. 28 Ekim’de Tokyo’da Japonya Başbakanı Takaichi Sanae ile nadir toprak elementleri madenciliği ve işlenmesi ile tedarik zincirinin güvenceye alınması için iki ülkenin işbirliği yapmasını öngören bir çerçeve anlaşması imzaladı. Anlaşma çerçevesinde ABD Ticaret Bakanlığı ve Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı liderliğinde ABD-Japonya Kritik Mineraller Tedarik Güvenliği Hızlı Cevap Grubu kuruluyor.[7]

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25 Eylül’deki ziyareti çerçevesinde Eskişehir-Beylikova rezervinin de gündeme geldiği söylenmiş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile sivil bir nükleer işbirliği mutabakat zaptı imzalandığını açıklamıştı.[8] Bilindiği üzere Beylikova sahasında hatırı sayılır bir toryum rezervi bulunuyor ve buraya bir toryum depolama tesisi inşa edilmişti. İçeriği bilinmeyen bu mutabakat zaptının Beylikova’yla ya da Türkiye’nin uranyum, toryum ve başka radyoaktif rezervleriyle ilgili nasıl bir kapsamı olduğu da bilinmiyor.

Nadir toprak elementi tedarik zincirini sağlama alma çabasındaki ABD’nin Türkiye’nin rezervleriyle ilgili ne gibi girişimleri olduğu da henüz resmi açıklamalarla kesinlik kazanmış değil. Bu konuyu daha sonra Türkiye’nin rezervlerini incelerken daha ayrıntılı ele alacağız.

Kriz neredeyse 2010’dan beri bekleniyordu

Çin’in bu değerli nadir metalleri “toz toprak parasına” satmaktan vazgeçtiği, 2010’lardan beri bu krizin ayak sesleri işitiliyordu. Önceki yüzyılın nadir toprak elementi devi ABD’nin bu ayak seslerini o zamandan işittiğini söylemek abartılı olmaz. ABD artık yok seviyesine inmiş nadir toprak elementi üretimini canlandırmak için 2012’de harekete geçti ve Mountain Pass madenini o yıl yeniden açtı. Maden 2015’te madeni işleten Molycorp iflasını ilan edinceye dek açık kaldı. Daha sonra maden Çinli Shenge Resources’ın yüzde 8 ortak olduğu MP Materials tarafından satın alındı ve Ocak 2018’de yeniden açıldı. Burası bugün dünyadaki toplam nadir toprak elementi üretiminde yüzde 15-16 paya sahip.[9]

MP Materials 2020’den beri ABD Savunma Bakanlığı’ndan çeşitli destekler alıyor. Kasım 2020’de Mountain Pass’ta hafif nadir toprak elementleri ayrıştırma tesisi kurmak için 9,6 milyon dolar destek aldı. 2022’deyse ağır nadir toprak elementleri işleyecek bir tesisin inşası için ABD Savunma Bakanlığı’yla 35 milyon dolarlık bir anlaşma imzalayan MP Materials Texas’ta Fort Worth’te bir nadir toprak metalleri, alaşımları ve mıknatıs üretim tesisi geliştirdiğini de açıkladı.[10] Ayrıca ABD Savunma Bakanlığı (yeni adıyla Savaş Bakanlığı) MP Materials’a 400 milyon dolar yatırımda bulunarak şirketin en büyük ortağı haline geldi. Bu anlaşma MP Materials’ın ürettiği neodimyum-praseodimyum ürünlerinin kilogramının 10 yıl boyunca 110 dolardan satılmasını da garanti altına alıyor. Çin’in üretim hacmi nedeniyle fiyatlarda meydana gelebilecek bir düşüşün şirketin ticari ömrünü etkilememesi için düşünülmüş bir önlem.[11] Ayrıca Savaş Bakanlığı’nın Stratejik Sermaye Ofisi de MP Materials’ın Mountain Pass tesisine ağır nadir metal ayrıştırma tesisi için 150 milyon dolarlık bir kredi daha verdi. MP Materials “10X Tesisi” diye bilinen ikinci bir mıknatıs üretim tesisi açacağını duyurdu ve Savaş Bakanlığı da bu tesisin mıknatıs üretiminin tamamını 10 yıl boyunca satın almayı taahhüt etti. ABD Savunma Bakanlığı ayrıca Avustralya’nın Lynas Rare Earths Ltd. şirketine de yatırımda bulundu. Bu şirketle Şubat 2021’de hafif nadir toprak elementlerini ayrıştırma tesisi için 30,4 milyon dolar, Haziran 2022’de geniş ölçekli bir ağır nadir metal ayrıştırma ve işleme tesisi için 120 milyon dolarlık anlaşmalar yapıldı. Öte yandan ABD ile Çin Komünist Partisi Arasında Stratejik Rekabet Komitesi Aralık 2023’te Reset, Prevent, Build: A Strategy to Win America’s Economic Competition with the Chinese Communist Party başlıklı bir rapor yayınladı. Bu raporda ABD’nin kalıcı mıknatıs üretimini vergi indirimleriyle teşvik etmesi önerildi.[12] 

AB de 2011’den beri diken üstünde

AB de benzer arayışlar içinde. 2011’den beri her üç yılda bir Kritik Hammaddeler Listesi yayınlayan AB, ekonomisi için önemli hammaddeleri ve tedarik risklerini bu listelerde belirtiyor. 2011’de 14 hammaddeyle başlayan Kritik Hammadde Listeleri’nin 2023’te yayınlanan beşincisi 34 hammadde içeriyordu. AB kritik hammaddelerle ilgili ilk öngörü çalışmasını 2020’de, ikincisini 2023’te yayımladı.[13] Beş stratejik sektörde 15 teknolojinin değerlendirildiği bu rapor AB’nin stratejik hedeflerine ulaşması için teknolojilerin 2030 ve 2050’deki hammadde talebine ilişkin öngörülerde bulunuyordu. Bu raporlara dayanarak 11 Nisan 2024’te Avrupa Kritik Hammaddeler Yasası kabul edildi.[14] AB ekonomisi için stratejik olan yeşil, dijital, savunma ve uzay-havacılık sektörlerinde kullanılan en önemli hammaddeleri sıralayan bu yasa 2030’a kadar hammadde tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi için hedefler koyuyor: AB’nin yıllık tüketiminin en az yüzde 10’unu çıkarması, en az yüzde 40’ını işlemesi, en az yüzde 25’ini geri dönüştürmesi ve yıllık tüketiminin yüzde 65’inden fazlasını tek bir ülkeden tedarik etmemesi öngörülüyor.[15]    

Ayrıca 2023’te nadir toprak elementleri ve bağlı ürünleri için daha dirençli ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri inşa etme amacıyla AB’nin araştırma ve inovasyon programı Horizon Europe’un finanse ettiği, Almanya’nın Pforzheim Üniversitesi’ne bağlı Değerli Metaller ve Teknoloji Enstitüsü’nün koordine ettiği Reesilience projesi başlatıldı. Proje bileşenlerinin TU Delft ve Leiden Üniversitesi başkanlığında yürüttüğü bir haritalandırma, fiyat ve nicelik geliştirme çalışması çerçevesinde derlenen kapsamlı bir envanterin analizi sonucunda çevre açısından düşük riskli birkaç rezervden yararlanmanın, AB’nin nadir toprak elementi tedariki sıkıntısını çözeceği anlaşılmış.[16] Brezilya, Orta Afrika ve Güneydoğu Asya’da ekolojik olarak duyarlı bölgelerde çevre risklerinin yüksek olduğu, Afrika’nın bazı bölgeleri ve Güney Asya’da sosyal risklerin mevcut olduğu, hükümetlerden kaynaklanan risklerinse Burundi, Rusya ve Orta Asya’nın bazı kısımlarında yüksek olduğu, bu konuda en risksiz ülkelerin İskandinav ülkeleri, Kanada ve Avustralya olduğu tespit edilmiş. Bu değerlendirmeler ışığında Norveç’te Fen kompleksinin, İsveç ve Finlandiya’da Kiruna, Norra Karr ve Katajakangas gibi projelerin öne çıktığı, Danimarka’ya bağlı Grönland’ın düşük riskli birkaç büyük rezerve sahip olduğu için ümit vaat ettiği belirtiliyor.[17] AB’nin bu değerlendirmesinde Türkiye’nin adı hiç anılmıyor.

AB’nin tedarik zinciri çeşitlendirmeye yönelik bir diğer girişimi 3 Eylül 2020’de, Dördüncü Kritik Hammadde Listesi’nin yayımlanması ve Kritik Hammadde Eylem Planı’nın açıklanmasıyla kurulan Avrupa Hammadde İttifakı (European Raw Materials Alliance / ERMA).[18] Bu ittifak sanayi, kamu ve özel sektör, araştırma ve teknoloji örgütleri, akademi ve sivil toplumu bir araya getiriyor.

Bir diğer kurumsa Avrupa İnovasyon ve Teknoloji Enstitüsü’nün kurduğu ve finanse ettiği EIT RawMaterials. Dünya çapında hammadde sektöründeki en büyük konsorsiyum olma özelliği taşıyan EIT RawMaterials’ın görevi Avrupa’nın mineral, metal ve malzeme sektörünün rekabet gücünün sürdürülebilir olmasını sağlamak.[19] 20’yi aşkın AB ülkesinden önde gelen sanayi kuruluşları, üniversiteler ve araştırma kurumlarından 180 proje ortağı ile 120 kilit ortağı Avrupa’da hammadde sektörünün iyileştirilmesine ve hammadde tedariğinin güvenceye alınmasına yönelik yenilikçi çözümler bulunması için bir araya getiriyor. Belçika, Finlandiya, Fransa, İtalya, Polonya ve İsveç’te sanayi, araştırma ve eğitimin birleştirildiği altı bölgesel inovasyon merkezi bulunuyor. 

Küresel bir girişim: Mineral Güvenliği Ortaklığı

Alternatif tedarik zincirleri oluşturmaya yönelik önemli girişimlerden biri de Mineral Güvenliği Ortaklığı (Minerals Security Partnership). Küresel tedarik zincirlerine çeşitlilik ve istikrar katmak, bu zincirlere yatırım yapmak, kritik madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve geri dönüşümü sektörlerinde yüksek çevresel, sosyal ve yönetsel standartları teşvik etmek ve kritik minerallerin geri dönüşümünü artırmayı amaçlayan bu ortaklığın şimdilik 14 üyesi bulunuyor: Avustralya, Kanada, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Hindistan, İtalya, Japonya, Güney Kore, Norveç, İsveç, Birleşik Krallık, ABD ve AB. ABD’nin Ekonomik Büyüme, Enerji ve Çevreden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Jose W. Fernandez’in açıklamasına göre MSP küresel mineral sektöründe yalnızca uluslararası kabul gören yüksek çevresel, soysal ve yönetsel standartlara uygun projeleri desteklemek istiyor.[20]

Yeni Arayışlar Kısa Zamanda Umut Vaat Etmiyor

ABD ve Avrupa gördüğümüz gibi 2011’den beri belirgin bir çaba içinde. Ama kısa vadede hızlı sonuçlar beklenmediği söylenebilir. Bunun başlıca nedenlerinden biri nadir metalleri işleme teknolojisinde de Çin’in açık ara önde olması ve bu teknolojilerin uzun vadede sonuç vermesi. 

ABD Savunma (Savaş) Bakanlığı, 2023’te yaptığı bir açıklamayla 2027’ye dek ülke içinde madenden mıknatısa bir tedarik zincirinin kurulacağını duyurmuştu. Savunma Üretimi Yasası çerçevesinde MP Materials, Lynas USA ve Noveon Magnetics’e yapılan yatırımların, bu şirketlerin Texas’taki projelerine gittiği gözleniyor. Lynas’ın hafif nadir metal işleme tesisi Hondo’da, ağır nadir metal işleme tesisi Seadrift’te, MP Materials ilk nadir metal alaşım ve mıknatıs imalat tesisini Fort Worth’te, Noveon Magnetics ise ilk tesisini San Marcos’ta açıyor. Texas’ın bir nadir metal işleme ve mıknatıs üretim merkezine dönüşmesi bekleniyor. Ama daha zaman var. MP Materials’ın 1000 tonluk ilk neodimyum-demir-boron mıknatıs üretimini 2025’te gerçekleştirmesi umuluyordu. Ocak 2025’te yüzde 99,1 oranında saflaştırılmış ilk disprosyum oksit numunesi üretildi ve bu büyük bir başarı olarak duyuruldu, ama laboratuvar numunelerinin Çin’e bağımlılığı azaltacak ticari ürünlere dönüştürülmesi ciddi bir çalışma gerektiriyor.[21] Madencilik, işleme ve rafinasyon (saflaştırma) becerilerinin geliştirilmesi zaman alacak işler. Nadir toprak elementlerinin çıkarıldığı yerlerin sayısını artırmak bir çözüm değil. Çünkü bu elementlerin ayrıştırılması, saflaştırılması işlemleri de Çin’in uzmanlaştığı işler ve asıl bu becerilerin geliştirilmesi gerekiyor.[22] 

YARIN: TÜRKİYE’DE NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ                     

 

 

[12] Age.




Bu haber 539 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ÇEVRE Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI