Bugun...



Hükümsüz Yasa: Bilmeyenler, Bilmek İstemeyenler İçin Gerçekler ve Mücadele


facebook-paylas
Tarih: 20-07-2025 23:49

Hükümsüz Yasa: Bilmeyenler, Bilmek İstemeyenler İçin Gerçekler ve Mücadele

DR. ADNAN ERKUŞ

Yasaları uygulamakla görevli olanların bizzat yasa tanımadığı koşullarda, siyasal erkin sadece bir avuç sermaye için bir “yasa” çıkarması “saçmalığa ergi” (reductio ad absurdum)dir ve bu “yasa”nın mağdur edeceği milyonlarca insan için de bu “yasa” hükümsüzdür. Öncelikle artık bu bir maden yasası olmaktan çok daha ötesidir.

Çağımızda maden gerekli değil mi gerekli ama kimin için ve nasıl?

a)Herkes bilmektedir ki ülkemizdeki maden şirketlerinin büyük çoğunluğu, özellikle de “en büyükleri” tamamen yabancı uluslararası maden tekellerinin taşeronlarıdır. Ülkemizde çıkardıkları madenin (altın, gümüş, mermer, feldspat, boksit vs.) karşılığı olarak kendi belirledikleri ve denetlenilmeyen %100’ün ikisini devlete vermektedirler; gerçekten vermekte midirler bu da belli değildir. Öte yandan, özellikle Güllük maden limanından yurtdışına milyonlarca ton feldspat, boksit vs. yurtdışına üç kuruşa çıkarılıp yurtdışında maden dağları oluşturulmaktadır, mermerimiz İtalya’ya gönderilip işlendikten sonra kendi ülkemizde değerinin yüzlerce katı İtalyan mermeri diye satılmaktadır. Kısacası bu bir ulusal gelir değil, hele hele ne hazinenin ne Varlık Fonu’nun denetlenemediği bir durumda, tam tersine bir yağmadır.

b)Söz konusu madenler, Zonguldak’taki kömür madenleri gibi yeraltında galeriler açarak değil, şirketler için çok daha ucuza gelen “açık maden” şeklinde çıkarılmaktadır. Bu şu demek; maden belirlenen sahadaki tüm köylerin boşaltılması, topraklarına el konması, toprak üstündeki tüm zeytinlik, bağ-bahçe, ormanlık ve içinde binbir endemik bitki ve hayvanın yaşadığı çalılık alanların “temizlenip” (kesilip, sökülüp yok edilmesi), onbinlerce yılda oluşmuş toprak tabakasının sıyrılıp atıldıktan sonra zeminin dinamitlerle parçalanıp (su kaynaklarının kaçması, fay hatlarının harekete geçirilmesi vs) “cehennem çukuru” denen yüzlerce metrelik çukurlar açılarak, hele altın-gümüş gibi madenlerde çıkan liç siyanür gibi zehirlerle yıkanıp değerli madenleri alıp götürdükten sonra geride kilometrelerce karelik çırılçıplak alanlar bırakıp defolup gidilmesi demektir. Özellikle Milas-Yatağan bölgesindeki bu termik santraller için su çok önemli olduğu için, bölgenin tüm dereleri zapt edilmiş-kurutulmuş durumdadır. “Ne bitkisi, hayvanı, insanı, onlardan bize ne, yaşasın şirketler, doymak bilmeyen açgözlü kapitalistler!” “Yerli ve milli”ymiş öyle mi?

c)Bir ülkeyi ülke yapan toprak ve üzerinde yaşayan insanları, hayvanları, bitkileridir. Maden yağmacıları 3-5 yılda o bölgeyi mahvettikten sonra geriye ne köy, ne köylü, ne tarih, ne su, ne zeytinlik, ne orman, ne de hayvanlar kalmaktadır. İstihdam sağlıyorlarmış öyle mi? Ey köylü kardeş, üç-beş kuruşa amelelik ve bekçilik yaptığın köyü artık bul bulabilirsen! Özellikle 1939 yasasıyla korunan zeytinliklerimizin yüzlerce yıldır verdiği zeytin, zeytinyağı, odun, sabun vb ürünler çıkarılacak madenle kıyaslanamayacak denli değerlidir ve daha yüzlerce yıl ürün verecekken yok edileceklerdir. Yerli-milli menfaatler öyle mi?

d)Zeytin (ölmez ağaç) öyle değerli bir ağaçtır ki hiçbir ağaç onun yerini alamaz; yaz-kış yeşildir, diğer tüm bitkiler gece karbondioksit salarken, o oksijen üretmeye devam eder, yüzlerce yıl yaşar, her türlü darbeye dayanıklıdır, yaşamaya ve ürün vermeye devam eder, meyvesi, odunu, hatta yaprağı bile çok değerlidir. Ama onu köklerinden sökerseniz, çok kırılgandır, küser, büyük kısmı ölür, yaşamakta inat edenlerinde de yıllarca meyvesi çıkmaz! Zeytinler sökülüp başka yere taşınacakmış öyle mi? Yatağan-Akbelen bölgesinde sökülüp başka yere taşınan zeytinlerin ne olduğunu biliyor musunuz? Ha bir de yerinden yurdundan koparılacak olan köylülere bu alanlar kiralık olarak verilecekmiş, sevsinler sizi! O topraksız, sürgün köylü o zeytinlerin tümü yaşasa bile, onu neyle kiralayacak?

e)Termik santraller ve diğer maden sahaları oradaki insanlara ve doğaya ölüm saçmaktadırlar; yüzlerce insan şirketlerin sakladıkları kanserden ölmüştür ve daha da ölecektir. Bu bölgeler, çorak-çıplak, başka gezegen görüntüsüne yol açacak, yağmurlar yağmayacak, milyonlarca yılda oluşmuş flora ve fauna bir daha asla geri gelmeyecektir. Dünya ve ülkemiz zaten bir iklim çıkmazına girmişken bu yasa bir yok oluşa yol açacaktır. Artık yağmur duasına çıkıp durursunuz, bakalım yağdırabilecek misiniz?

f)Tüm ana-baba yasalara aykırı ve sorgusuz-sualsiz bir şekilde bir gecede onlarca köye-arazisine-zeytinliklerine (bağ-bahçelerine vs) mafyavari “ÇÖKMEK” ne demek? Meclisten geçen bu talan yasasının ilk hedefi olarak, güzel Muğla’mızın güzel Milas’ının-Yatağan’ının üstelik koordinatları verilerek yaklaşık 56 köyünün alanı seçilmiştir. Yasa çıkarıcılardan dört vekilin(!) maden şirketi sahibi olduğu ortaya çıkarılmıştır. Zaten miadını doldurmuş ve kapatılması (yıllar önce mahkeme kararıyla) gereken üç termik santralin yakıt olarak kullandığı kömürün ısıl değeri düşüktür, geçen yıl Akbelen’de tüm ağaçlar kesilip toprak yok edildikten sonra orada o kalitesiz kömürün bile olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu santrallerin şirketlerine milyonlarca dolarlık devlet desteği verile gelmektedir, kömürü de Soma’dan getirmektedirler. Enerji açığı söylemi palavradan ibarettir, Suriye’deki katil çetesine yıllardır bedava elektrik verilmiş ve verilmeye de devam edilmektedir!

g)Bu yasa artık İkizköy’ü de aşan, tüm ülke çapında geçerli (!) bir talan-sürgün-gasp yasasıdır ve uluslararası ve ulusal işbirlikçilerinin isteğiyle çıkarılmıştır. Trump denen vahşi emperyalist çılgın, değerli-ender madenlerimizi istemişti, yerine getirdiler! Bu bakımdan, bunca yoğun ve büyük karşı çıkışa rağmen, neyin karşılığı olarak verildiği ilerde mutlaka ortaya çıkacaktır, ancak bir gerçek vardır, o da ülkemizin bir şeyler karşılığında ipotek edildiğidir. Halka rağmen halkı karşısına alan hiçbir yasa geçerli değildir! Egemenler, bir kez daha kendi ayaklarına sıkmışlardır.

Ne yapmalı?

Yasa gündeme geldiğinde, özellikle İkizköy’ün yiğit köylüleri ve ülkemizin dört yanından gelen köylülerimiz ve yurtsever insanlar Ankara’ya aktığında bu direnci kırabilmek için bilerek yasanın görüşülmesini sürekli ertelediler, baktılar bu direnci ve duyarlılığı kıramıyorlar, “duygusal” olarak topladıkları birkaç muhtar ve köylü-işçileri kullanmaya kalktılar, o da tutmadı. Bu zavallılar, köyleri-ovaları-ağaçları-suları birkaç yıl içinde yok edildiğinde o çıplak çukurlara herhalde sevinçle geri dönerler artık! Bırakın köylülerini, kendi çocuklarının ve torunlarının yüzlerine bakabilecekler mi acaba? 

Artık bu talan yasası çıkmıştır, egemenler ellerini ovuşturmaktadırlar; ama bilmiyorlar ki asıl direniş bundan sonra başlayacaktır. Köylerinden, köklerinden, topraklarından kopartılacak olan köylülerimiz ve ülkemizin yurtseverleri, bir gecede onları yerlerinden yurtlarından sökmeye gelindiğinde gerçeği tüm çıplaklığıyla gördüklerinde asıl kıyamet kopacaktır. Akbelen sürecinde, yakın köylüler bir zamanlar  “seyrederken” şimdi sıranın kendilerine geldiğini ve neyle karşılaşacaklarını görmeye başlamışlardır; bundan sonra daha da kötüsü gelecektir: Bir gecede sürgün edilecekler, aç-susuz-topraksız kalacaklardır.

İkizköylülerimiz, yurdumuzun yüz akı olmuşlar, Ankara’yı mesken tutmuşlar, açlık direnişi yapmışlar, gerekli uyanışı sağlamışlardır; bu süreçte Ankaralılar da çok güzel bir dayanışma örneği göstermişlerdir.

“Irmağının suyuna kurban” olanlar nerede?

Bu bir çevre olayı gibi görünmesine rağmen, özünde anti- kapitalist, anti-emperyalist ulusal boyutta bir yurtseverliğe evrilmiştir. Bu süreç, “ırmağının suyuna kurban” deyip ülkeleri satılırken ellerini kıpırdatmayanlar ile gerçek yurtseverler için bir turnusol kâğıdı olmuştur: Yurdun dört bir tarafından gelen köylülerimiz, sanatçılar, aydınlar, gerçek STK’lar, çevreciler vd. tüm duyarlı-aydın yurtseverler aynı sorun etrafında birlikte olmuşlardır.  Bu gücün karşısında hiçbir yağmacı duramayacaktır.

Ancak herhangi bir parti-örgüt-örgütçük veya hiç kimse, buradan kendine parse çıkarmaya, sahiplenmeye kalkmamalı, hele yıllarca bu direnişe destek vermişler başta olmak üzere kimse dışlanmamalı, egoların esiri olunmamalı, tek hedef bu ucubeden kurtulmak olarak belirlenmeli, herkes bu güzel birlikteliğin parçası olmalı ve ortak hareket edilmelidir. Elbette motor güç bizzat köylülerimizdir, ancak bu direniş çok geniş bir birliktelik sağlanırsa başarıya ulaşabilir. Aksi halde, bu ulusal direnişe balta vurulmuş olur. Akbelen, Kazdağı, Cerattepe vd. direnişlerin deneyimleri önümüzü aydınlatmaktadır.

Onu hak edecek davranışlarda bulunduğumuz sürece yurttaşızdır.

Hiçbir yasayı tanımayanların yasasını biz de tanımıyoruz.

Selam olsun yağmaya-talana direnen onurlu insanlara…




Bu haber 1754 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ÇEVRE Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI