|
Tweet |
NEVZAT ÇAĞLAR TÜFEKÇİ
23.11.1984 tarihinde Sekköy sakinlerine Urfa ve Didim Kırıkiçi önerilmişti. Oraları farklı coğrafya ve bilmediğimiz yerler diye gitmediler. Daha sonra Gökçeada'da mecburi iskâna tabi tutuldular. Gökçeada’ya Sekköy’den 18 aile gitti.
Hatta Sekköy’den Gökçeada’ya zorunlu göç hikâyesi, o yıllarda Celal Başlangıç’ın kaleminden Radikal gazetesinde yer almıştı. Sekköy’den Gökçeada’ya göç etmek zorunda kalan 18 ailenin dramatik hikâyesini ve köylerinden ayrılmak istememelerinin hazin hikâyesini anlatıyordu, Gazeteci Başlangıç.
Her göç, hep hüzünlü olmuştur
Yaşamı boyunca yurt bellediği, anılarının olduğu bir yerden insanların başka yerlere yerleşmek zorunda kalması hep bir trajedi içerir. İnsanların yaşam biçimi ve kültür olarak bağından, bahçesinden, tarlasından, zeytininden, ağaçlarından ayrılması çok zordur ve kalan ömrü boyunca yurt hasreti onların içinden hiç çıkmaz.
Anadolu, tarihi boyunca hep zorunlu göçlere sahne olmuştur. Zorunlu göçlere, literatürde “tehcir” denir. Lozan anlaşmasıyla 1924 yılında Türk-Yunan nüfus mübadelesi olmuştur. Milas’ta yaşayan 3200 ve Anadolu’da yaşayan 5 milyona yakın Rum Yunanistan’a gitmek zorunda kalmış, Yunanistan’da yaşayan 3 milyona yakın Türk de Anadolu’ya yerleştirilmiştir.
Her iki ülkede yaşayan ve göçmek zorunda olanların akılları geldikleri topraklarda kalmış ve her zaman geri dönüş hayalini kurmuşlardır.
Emanet Çeyiz
Bunun en somut ve dramatik örneği, Kemal Yalçın’ın yazdığı ve Abdi İpekçi Barış ve Dostluk ödülünü alan “Emanet Çeyiz” isimli romandır. Roman kurgusu, Denizli’nin Honaz ilçesinde geçer. Mübadele sırasında, Rum komşuları olan kadın kızları için hazırladığı çeyiz sandığını roman yazarı Kemal Yalçın’ın annesine teslim eder. Biz tekrar geriye döndüğümüzde bu sandığı senden alırım der ama onların geri dönüş hayali hiçbir zaman gerçekleşmez.
Kemal Yalçın’ın annesi, sağlığında oğluna vasiyet eder ve bu sandığı Yunanistan’daki sahiplerine teslim et der. Roman yazarı, emanet çeyizin sahibinin hayatta olan yakınlarını bularak teslim eder.
Göç hikayeleri
Göç hikayelerini çok okudum. Her göç hikâyesi bir ayrılığı, bir özlemi, istemeyerek de olsa yaşadığı yerden kopmanın hüzünlü hikâyesini insana yasatır. Cumhuriyet döneminde de Doğu illerinden Batı’ya hep göç hikâyeleri olmuştur. İnsanın yaşadığı yerden koparılması ve tanımadığı bir coğrafyada yaşamaya zorlanmasının, uyum sağlamaya çalışmasının sosyolojik ve psikolojik travmaları hep olmuştur.
25 köyden bazıları göçe zorlanacak
Milas’taki Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarının çevresinde 26 köyden sadece İkizköy muhtarı Nejla Işık; köyünü, doğasını, zeytinini ve ormanını savunmak için mücadele etti, şimdi de yasanın geçmemesi için Ankara’da nöbette.
Her iki santralın çevresinde bulunan 25 köyün muhtarı ve halkı; 240 bin dönümlük bir alan kömür için kamulaştırıldığında, tarihte örnekleri olduğu gibi birçok köy ortadan kalkacak ve tanımadığınız, bilmediğiniz, memleketinizden çok uzak yerlerde iskân edilmek zorunda kalabilirsiniz. Şu anda farkına varamadığınız bu gerçeklik, karşınıza geldiğinde yapacak bir şeyiniz kalmayacak.
Son pişmanlık fayda etmez!
Termik santralın köyünüze sunduğu 5-10 kuruşluk yardımlara, ağzınıza çalınan bir parmak bala kanmayınız. Topraklarınıza sahip çıkınız.
Zeytinlik alanlarda maden aranmasına izin veren yasaya karşı çıkınız.
İleride yerinizden-yurdunuzdan olmak istemiyorsanız eğer; Zeytinlik alanlarda maden aranmasına izin veren torba yasaya karşı çıkınız.
İkizköylüler ve çevre dostları gibi Salı günü sizler de TBMM'de olunuz.
Son pişmanlık fayda etmez. Zararın neresinden dönerseniz kârdır.
Gökçeada'ya gidenler, memleket hasreti çekiyor ve keşke yerimizden ayrılmasaydık diye özlem duyuyor doğdukları topraklar için!
Göçün, sosyolojik ve psikolojik travmaları çoktur!