|
Tweet |
Bu buluşma, Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) tarafından Muğla’daki emek, ekoloji ve demokrasi güçlerine yönelik yapılan çağrıyla çevrimiçi olarak başlayan sürecin ikinci aşamasını oluşturdu. Toplantıya Muğla Büyükşehir Belediyesi, çeşitli meslek odaları, siyasi partiler, kent konseyleri, platformlar ve derneklerden toplam 35 örgüt katıldı.
Toplantıda, 7554 Sayılı Kanun’un özellikle Muğla özelinde doğuracağı etkiler değerlendirildi; yasaya karşı yürütülecek mücadele yöntemleri tartışıldı ve görev paylaşımları yapıldı. Katılımcılar, yasanın yalnızca zeytinlikleri hedef almadığını, madencilikle sınırlı kalmadığını; aynı zamanda başta Muğla olmak üzere tüm Türkiye’de gıda, su ve mülkiyet hakkına doğrudan bir saldırı niteliği taşıdığını vurguladı.
Toplantıdan sonra basın açıklaması metni okundu. Basın açıklaması “Muğla Toprağımızı Vermiyoruz Kampanyası” adına MUÇEP gönüllüsü ve Kent Politikaları Derneği genel sekreteri Halime Şaman tarafından okundu.
Açıklama Metni şöyle:
“7554 sayılı yasa; yalnızca bir dizi teknik düzenleme değil, toprağımızdan, suyumuza; köyümüzden, kentimize kadar uzanan bütün bir yaşamı tasfiye girişimidir.
Devletin kamu adına kullanılması gereken tüm yetkileri, artık doğrudan şirketlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere seferber ediliyor. Bu yasa, kamu gücünü özel çıkarların hizmetine sokuyor; ormanları, tarım arazilerini, meraları, sit alanlarını, kıyıları ve köyleri maden ve enerji şirketlerinin kolay erişebileceği "sermaye stoklarına" dönüştürüyor.
MAPEK ve EPDK gibi kurumlar, Anayasa’nın açıkça güvence altına aldığı mülkiyet hakkını, “acele kamulaştırma” kararlarıyla fiilen geçersiz kılabilecek. Üstelik bu kararlar, yargı denetimi beklenmeden, halkın onayı aranmadan uygulanabilecek. Böylece tapular fiilen hükümsüzleşecek; insanlar yıllardır yaşadıkları topraklardan koparılacak.
Bu düzenlemenin anlamı açıktır: zorunlu göç politikasıdır. Köylüye, çiftçiye, kırsalda yaşayan yurttaşlara açıkça "bu topraklardan çekil" denmektedir. Geçimlik üretimin sürdüğü alanlar şirket projeleriyle kuşatılırken, halkın yaşamla kurduğu bağ parçalanmakta; tarihsel, toplumsal ve mekânsal aidiyetler ortadan kaldırılmaktadır. Bu, bir köksüzleştirme politikasıdır. Bu, bir tasfiye planıdır.
7554 sayılı yasa ile devletin görevi halkı korumak olmaktan çıkmakta; maden ve enerji şirketlerine “engel çıkmadan” faaliyet yürütebilecekleri bir rejim yaratılmaktadır. Kamulaştırma, ruhsatlandırma, imar ve planlama gibi araçlar, şirketlerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmekte; sermayeye kamu kaynaklarıyla ve halkın mülkü üzerinden açık bir servet transferi yapılmaktadır.
Biz bu düzene rıza göstermeyeceğiz.
Yaşam alanlarımızın feda edilmesine sessiz kalmayacağız.
Köksüzleştirilmeyi, göçe zorlanmayı kabul etmeyeceğiz.
Yasal olan her zaman meşru değildir.
7554 sayılı yasa, halkın gözünde meşru değildir.
Anayasa’nın bizlere yüklediği görev açıktır: Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve bu hakkı savunmakla da görevlidir.
Bu hakka dayanarak, yaşam alanlarımızı savunma meşruiyetimiz doğmuştur.
Muğla’da ve Türkiye’nin dört bir yanında süren ekoloji mücadeleleri, bu yağma düzenine karşı ortak bir direniş hattı kurmaya devam edecek.
Biz buradayız.
Topraklarımızı terk etmeyeceğiz.
Birlikte yaşamı savunacağız.”