Sabahın sessizliğinde telefonun alarm sesiyle uyanıyor, ertelemeye basıp biraz daha zaman kazanmaya çalışıyorsunuz. Yataktan çıkmayı istemiyorsunuz. Oysa dünya işleri sizi bekliyor. Gerçi erken de yattınız, uykunuzu almış olmalısınız… Sanki yatak sizi kendine çekerek kalkmanızı engelliyor. Yeni bir günün koşuşturmasına başlamadan, sorumluluklarınızı yerine getirmeden önce üzerinizde bir ağırlık hissediyorsunuz. Hissettiğiniz yorgunluk, bedeninizde, kaslarınızda değil; adını koyamadığınız bir yerde bütün ağırlığıyla duruyor. Yaşanan bu durum pek çoğumuza hiç de yabancı değil.
Günün hazırlığına başlarken; Cem Karaca’nın Nazım Hikmet’in dizeleriyle bestelediği “Çok Yorgunum Beni Bekleme Kaptan” şarkısını dinlerken; stres, gelecek kaygısı, güvensizlik, belirsizlik, içe atılan sözler, kaygı, tetikte olma, tükenme, yaşamın anlamsızlığının zihinde ve bedende bıraktığı yorgunluğun, sessiz çığlıklarını bir kez daha duyuyorum.
Modern dünyanın insanı artık daha yorgun. Yorgunluk fiziksel olmaktan daha çok ruhsal. Dinginliğe ulaşması gereken zihin bir türlü sakinleşemiyor. Literatürde yaşanan bu durum; ruhsal yorgunluk, mental tükenme ya da ruhsal tükenme olarak tanımlanıyor. Maslach’a göre; ruhsal yorgunluk, tükenmişliğin temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilir. Bu durum zayıflık olmayıp, tam tersine uzun süre güçlü kalmaya çalışmakla ilgilidir.
Stresin kronikleşmesi sonucunda beynin karar verme, dikkat ve duygusal düzenlemelerinden sorumlu olan prefrontal korteks bölgesi yorulmaya başlar. Tehdit, tehlike algısından sorumlu olan amigdala harekete geçer. Stresin beyinde ve bedende yarattığı yükler karar almayı zorlaştırır, küçük sorunlar büyük tehdit gibi algılanmaya başlanır.
Ruhsal yorgunluk genellikle sessizce ilerler. Dinlenmeyle geçmeyen bir halsizlik, tahammülsüzlük, duygusal küntlük, sosyal geri çekilme, önceleri zevkle yapılan ilgi duyulan etkinliklere karşı ilgisizlik başlar. Umut tamamen kaybolmadığından birey toparlanabileceğini düşünür. Depresyonda ise umut körelir. Bu ayrım depresyon ve ruhsal yorgunluk arasındaki en temel farkı oluşturur.
Modern çağın insanı ruhsal olarak yorgun. Çünkü yaşam zihnin dinlenmesine, bir türlü izin vermiyor. Uyaran sayısının fazlalığı, belirsizlikler, performans baskısının hissedilmesi ruhsal yorgunlukta önemli bir etkeni oluşturmakta. Modern insan sürekli üretken, daha başarılı, daha mutlu olma beklentisiyle, zihnini durmadan çalışmaya zorluyor. Bu bağlamda beyin “bu kadar hızı sürdüremem, zihinsel ve duygusal sınırlar koymalısın” mesajını yollayarak uyarıda bulunur. Sistem bir tür savunma mekanizmasını devreye sokarak “ruhsal yorgunluk” yaşamamıza neden olur. Durmayı beceremiyoruz, duramıyoruz… Oysa durarak bir mola almak; omuzlarımızda hissedilen ağır yüklerin, ne zaman, nerede, nasıl ve ne kadarının indirilmesi konusunda farkındalığı artırır ve sakinleşmeyi sağlayabilir.
İnsan, yükü ne kadar süre taşıyacağını bilemediğinde, yorgunluğu artar ve belirsizlik oluşur. Belirsizlik ise, insan ve diğer tüm canlılar için katlanılması en zor durumlardan biridir. Beyin, tehdidin nereden geleceğini bilmediğinden tehdit algısını sürekli açık tutar ve tetikte kalır. Belirsizlikte farklı olasılıkların düşünülmesi artar. Daha çok düşünme, daha çok plan yapma güven üretmeyerek, yorgunluğu daha da derinleştirir. İnsan zihni, kötü ihtimallere karşı kendini hazırlayabilirken, belirsizliğe uzun süre dayanamaz. Bu nedenle sürekli tahmin yapma ve enerji tüketmek zorunda kalır. İnsanı yas dönemine çeker. Beklenen yarınlar yavaşça silinmeye başlar.
Yarın kavramının endişe yaratması, güvensizlik duygusu, aidiyet duygusunun yok olması, ekonomik sıkıntılar gelecek kaygısını arttırır. Geleceğe güven duygusu bulunmadığında, zihin hiçbir zaman dinlenmeye izin vermez. Bu bağlamda birey sürekli plan yapar, riskler sürekli tekrarlanır ve beden gevşeyemez. Bugünü düşünmenin yerini, yarın düşüncesi aldığından, dinlenme ertelenir. Beynin her olası duruma hazırlıklı olmak zorunluluğunu yaşamasıyla sonuçta yorgunluk başlar.
Sürekli önemli kararları almak zorunda olmak, çevresel uyaranlara maruz kalmak, mola vermeden uzun süreli çalışmak, ekonomik ve sosyal yetersizlikler, ülkede ve dünyada yaşanan üzücü olaylara maruz kalmak, ruhsal yorgunluğu arttıran nedenlerdendir.
Ruhsal yorgunluğun fiziksel belirtileri:
Psikolojik belirtileri:
Psikolojik Yorgunlukla Baş Etme:
Özetle;
Psikolojik yorgunluk gerçekte bireye verilen bir mesajdır. Mesaj alındığında duyguları bastırmadan, onları görerek kabullenmek, durup düşünmek, sonra harekete geçmek önemlidir. Çaresiz hissedildiğinde, ileriye bakma gücü de kaybedilebilir.
Yaşam hiçbir zaman tekdüze değildir. İniş çıkışlar her zaman olacaktır. Zaman zaman ruhsal yorgunluk yaşanabilir. Artıları ve eksileriyle var olabilmek önemlidir. Ruhsal yorgunluğun ilk mesajı alındığında harekete geçmek, mevcut durumun dışına çıkabilmeyi başarabilmek, iyileşmede ilk adımı oluşturur. Kendine şevkat göstererek bir çıkış yolu aramak, bireyin kendine olan borcudur. Ruhsal yorgunluk belki de “kendini ihmal” etmenin bir bedelidir.
Psikolojik yorgunluğun çözümü artık sizi aşıyor olarak hissedildiğinde, beyinde fizyolojik, biyolojik bir sorun olup, olmadığının anlaşılması için bir nöroloji uzmanı ile görüşmekte yarar olabilir. Herhangi bir rahatsızlığın bulunmadığı durumda bir psikiyatrist ve psikologdan yardım almak doğru bir yaklaşım olacaktır. Unutulmamalı ki yardım istemek psikolojik sağlamlığın ve kendine değer vermenin önemli bir göstergesidir.
Sevgi dolu, aydınlık, sağlıklı günlere…
Nalan Özçelebi
Psikolog
Kaynakça:
Masslach,C. 81976). Burned-out. Human Behavior, 5, 16-22.