Müzik, insanların duygu ve düşüncelerini, kültürel olarak yapılandırılmış ses örüntüleri aracılığı ile, ileten çok katmanlı bir sanat dalıdır. İnsanlar, eski zamanlardan bu yana üzüntülerini, sevinçlerini, kahramanlıklarını, sevgilerini, öfkelerini müziği kullanarak ifade etmeye çalışmışlardır. Müzik; psikolojik, biyolojik etkileşimleri sonucunda, algısal gelişmelere yol açarak, görme ve işitmede duyusal farklılıklar meydana getirmektedir.
Müzik algısı, ilk olarak işitsel kortekste oluşur. Daha sonra motor korteksi, limbik sistemi ve prefrontal korteksi bütünsel olarak uyarır. Beden, duygu ve hafıza hep birlikte bütünsel olarak çalışarak, beyni yeniden düzenler.
İlk seslere duyarlık ana rahminde gerçekleşir. Cenin, rahimdeyken çevredeki birçok sese tepkiler vermektedir. Annenin ninnisiyle veya sakin bir müzik dinletildiğinde sakinleşebilmektedir. Fizyolojik olarak insanların kulak yapısı birbirine benzerdir ancak müzikal işitme tüm bireylerde farklıdır. Bu nedenle müziğin melodileri insanların ruhunda bambaşka algılanabilmektedir. İnsanların dinledikleri müzikler bir anlamda onların hayat karşısındaki duruşlarını ve hayattan beklentilerini de ortaya koymaktadır. Bireyin iç dünyasındaki beklentileri, tecrübelerine ve dinlediği müziğin onda bırakacağı etkiye göre şekillenmektedir. Araştırmalar, müzik dinleme ile hormonlar arasındaki etkiye dikkat çekmektedir. Müziğin tarzına bağlı olarak vücuttaki stres hormonunun salınımında değişiklikler gözlemlenmiştir.
Yavaş ritimli müzik; parasempatik sistemi aktive ederek sakinlik ve güven hissi yaratır. Tehdit algısını düzenleyerek kaygıyı azaltır. Otobiyografik anıları güçlendirerek güven hissini yaratabilir. Terapilerde, rahatlamayı sağlamak amaçlandığından alfa dalgalarının aktive olmasını düzenleyen, rahatlatıcı müzik kullanılır. Hızlı, düzensiz müzik ise; beta dalgalarını arttırır. Sempatik sistemi aktive ederek uyarılmayı ve tetikte olmayı hızlandırır. Beta dalgalarında artış, motor aktivasyonun sağlanmasında, öğrenme süreçlerinde bilinçli olarak da kullanılır.
Müziğin iyileştirici gücünün kullanılması, Orta Asya Türk kültüründe kopuz ve saz, Şamanlarda davul çalarak başlamıştır. İslamiyet sonrasında tasavvuf ekolü ile birlikte şifa dağıtıcı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Dönemin hekimleri Zekeriya Er Razi, Farabi ve İbni Sina, müziğin psişik hastalıkların tedavisinde kullanılabilmesinin temelini atmışlardır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde akıl hastalarına müzik terapisi uygulanabilecek nitelikte akustiğe sahip, şifahane ve darüşşifalar yapılmıştır. Selçuklu Sultanı Nurettin Zengi tarafından Şam’da ilk şifahane olan Nureddin Hastanesi, Osmanlı döneminde İstanbul’da Fatih Darüşşifası, Edirne’de Edirne Darüşşifası (II. Bayezid Külliyesi) açılmıştır.
2. Dünya Savaşı’nda yaralı askerlerin tedavilerinde de müzik kullanılmaya başlanmış ve bundan sonra müzikle tedavi bir uzmanlık dalı olarak görülmeye başlanmıştır. 1960’lı yıllarda da bu konuda uzman kişiler yetiştirilmeye başlanarak müzik terapisinde ciddi adımlar atılmıştır.
Müzik terapisi; müzikal seslerin, melodilerin fizyolojik ve psikolojik etkilerini, çeşitli ruhsal bozukluklara göre düzenleyerek, bir yöntem altında sunan bir tedavi biçimidir. Psikoloji biliminin yanı sıra müzik eğitimine de sahip müzik Terapisti olan uzmanlar tarafından uygulanmalıdır. Müzik terapisinde bireyin konuşma zorunluğu bulunmaz. Ses ve vuruşlar üzerine oluşturulan melodi tekrarları kullanılır böylece bastırılan duyguların güvenli bir biçimde dışa aktarımı sağlanır. Bu yolla bireyin iç ritmini yeniden bulması amaçlanır. Bireyin ben hala buradayım hissini güçlendirmesine, kendiyle yeniden bağ kurmasına olanak sağlar. Müzik Terapisi, sağlığın her alanında kullanılabilen, ağrısız, güvenli, ucuz, yan etkisi olmayan doğal bir yöntemdir. Psikolojik sorunlar yaşayan bireylerde beyni rahatlatıcı bir etkiye sahiptir.
Türk müziği, müzikal anlamda zengin makamlara sahiptir. Makamlar çeşitli duyguların hissedilmesinde etkili olabilmektedir. Bu nedenle müzik terapisinde duruma göre farklı makamlar kullanılmıştır.
Müzik, beyinde var olan sinapsları güçlendirerek, sinapslar arası yeni bağlantıları oluşturur. Hasar gören ağların görevlerini diğer ağlara devreder. Bu bağlamda dikkat artışı, duygusal düzenleme, hafıza iyileşmesi ve motor becerinin gelişimi Müzik Terapisinin önemini ortaya koymaktadır.
Müzik dinleme ve bir enstrüman çalma, çocuklarda matematik ve fen derslerini kavrama yeteneğini belirgin seviyede arttırmaktadır. Ayrıca müzik çocuğun görme ve işitmesinde de duyusal farklılıklar meydana getirebilmektedir.
Ergenlerin duygusal dalgalanmaları yaşadıkları bu dönemde duygularının düzenlenmesinde müziğin çok önemli bir rolü bulunur. Müziğin boş zaman faaliyeti olmayıp, bireylerin kendilerini bir ifade ediş biçimi olduğu unutulmamalıdır.
Mozart’ın eserleri ile öğrenme arasındaki ilişkiyi araştıran birçok araştırma yapılmış ve bu konu literatüre “Mozart Etkisi” adı altında geçmiştir. Rauscher ve arkadaşları, Mozart’ın müziğini dinleyen kişilerin, uzamsal becerilerinde geçici bir süre ile artış görüldüğünü ifade etmişlerdir. Kanada’nın Edmonton şehrinde yaya trafiğini rahatlatmak, sakinlik sağlamak için şehrin meydanlarında Mozart çalınmaktadır ve sonuç olarak sokaklardaki şiddet ve uyuşturucu alışverişi de kısmen azalmıştır. (Özeren,2006)
Dünya nüfusunun hızla yaşlanmaya başladığı düşünüldüğünde müziğin iyileştirici gücünden yararlanmak oldukça önemlidir. Müzik ile yaşlıların yalnızlık, depresyon, anksiyete gibi şikayetlerinde azalma, sosyal ilişkilerinde canlanma, gözlemlenmiştir. Müziğin, yaşlı bireylerde bağımsızlık hissini artırmanın yanı sıra kendisine olan güvenini de artırdığını ortaya koymuşlardır. (Chan, M. F; Wong, Z. Y; Onishi, H; & Thayala, N. V.(2012).
Friedric Schiller Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, müzik eğitimi alan müzisyenlerin MR (Manyetik Rezonans) çekimleri sonucu beyinlerinin daha büyük ve esnek olduğu saptanmıştır.( Gaser ve Schlaug 2003).
Müzik hafızası beynin dayanıklı, derin bölgelerinde depolanmaktadır. Bu nedenle;
Alzheimer hastaları yakın geçmişi unutabilirken, çocukluk ve gençlik dönemlerinde dinledikleri bir şarkıyı, melodiyi unutmamaktadır. İçe kapanmanın ileri derecede olduğu hastalara şarkı ve enstrümantal tarzda müziklerin dinletilmesi, başlangıç olarak iyi bir uyarı etkisi yaratabilmektedir. Zamanla hiç tepki vermeyen, dış uyaranlara kapalı olan hastalar müziğe tepki vermeye başlayıp yüz ifadelerinde değişim, bedenlerinde müziğe eşlik etme gibi küçük hareketler görülmektedir. Dış dünyaya adeta yabancılaşmış olan bu kişiler, müzik sayesinde dış dünyayı yeniden hatırlamaya çalışmaktadırlar.
Gerçek bir vaka örneğinden söz etmek istiyorum. Melody Gardot trafik kazası sonrası travmatik beyin hasarı geçiren bir hastadır. Standart rehabilitasyon yaklaşımları ile sınırlı ilerleme sağlanmış, ancak bilişsel ve duygusal işlevlerde güçlükler devam etmiştir. Tedavi sürecine müzik terapisi eklendiğinde değişimler gözlenmiştir. Aktif müzik üretimi ve şarkı söyleme, işitsel, motor ve duygusal ağların eşzamanlı aktivasyonu sağlanmıştır. Müzikal tekrarların nöroplastisiteyi destekleyerek hasarlı alanların tamirinin gerçekleştiği düşünülmektedir. (Gardot, M. 2012), (Sacks, 2007; Thaut& Hoemberg, 2014)
Parkinson hastalarında yürüyüş ritminin düzenlenmesinde, inme sonrası motor becerilerin yeniden öğrenilmesi, dikkat ve yürütücü işlevlerin güçlendirilmesinde, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, yas, otizm tedavilerinde müzik terapi kullanılmaktadır. Kendini ifade edemeyen bir çocuğun, bir ritim aleti ile fondaki müziğe eşlik etmeye çalışması faydalı olabilir.
Fransız nörolog Philippe Pinel tarafından; özellikle şizofrenik hastalarda, zihinsel engellilerde ve otistik çocuklarla yapılan çalışmalarda müziğin olumlu etkisi görülmüştür. (Kurt, 2006)
(Şizofreni hastalarında dış dünyayla ilişki azaldığı için dış dünyaya yönelik motivasyon neredeyse kaybolmaktadır).
Müzik sinir sistemini düzenleyen, duygusal ağları, bağlantıları harekete geçiren, nöroplastisiteyi destekleyen güçlü bir uyarandır. Terapi teknikleriyle, birey yaşadığı duygusal bilişsel, davranışsal zorlukları güvenli, yapılandırılmış bir süreç içinde ele alarak iyilik halinin arttırılması amaçlanır. İyileşme, yaraların izlerini silmekten çok onunla birlikte daha dayanıklı ve dengeli yaşam kurma becerisidir. Terapi profesyonel bir destek sürecidir. Bireyler rahatsız edici duyguları zaman zaman hissedebilirler. Bu duyguların normal olduğu ve kendi duygularının farkına vararak gerçeği kabullenmek, iyileşmede ilk adımı oluşturur. İyileşme kimi zaman bir sessizlikle kimi zamanda bir melodinin tınısıyla başlar. Önemli olan beynin bu çağrıya yanıt verebilmesidir. İyileşme tek başına yapılan bir yolculuk olmayabilir. Gerektiğinde yardım istemeyi bilebilmek önemlidir.
Müzikle dolu, aydınlık günlere…
KAYNAKLAR:
Chan, M. F; Wong, Z. Y; Onishi, H; & Thayala, N. V.(2012); Effects of music on depression in older people: A randomized controlled trial. Journal of Clinical Nursing, 21(5-6), 776-783
GASER, Christian, SCHLAUG, Gottfried “Brain Structures Differ Between Musicians and Non Musicians”, The Journal of Neuroscience, Vol: 23, Nr. 27, 2003, pp. 9240–9245
Gardot, M. (2012) ; Interviewson recovery and music after traumatik brain injury BBC Radio 4- Woman’s Hour.
Özeren, Alp (2006); “Müzik Alanındaki Sivil Toplum KuruluşlarınınToplumsal Ve Küresel Şiddet Karşısında Üstlenebilecekleri Roller”, III. Uluslar ArasI SivilToplum Kuruluşları Kongresi’nde Sunulan Bildiri, Çanakkale, 2006, ss. 649–670.
Sacks, (2007); Musicophilia: Tales of music and the brain. New York, NY: Knopf
Thaut& Hoemberg, (2014); Handbook of neurologic music therapy. Oxford: Oxford University Press.
Kurt. Onur 2006 ”Otistik Özellik Gösteren Çocuklara Zincirleme Zaman Becerilerinin Öğretiminde Sabit Bekleme Süreli Öğretimin ve Eş Zamanlı İpucuyla Öğretimin Gömülü Öğretimle Sunulmasının etkililik ve Verimliliklerinin Karşılaştırılması Dr. Tezi.