|
Tweet |
MEHMET ERDAL
İkinci Bölüm
KAVRAMLARI DEĞİŞTİRİP DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞANLAR VAR!
25.12.2024 günü Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde yapılan CHP Datça İlçe Danışma Kurulu Toplantısının basına açık olan bölümünde yaptığınız konuşmada ilginç bir soyutlama yaparak dediniz ki “Atatürkçülüğü Kenan Evren'den, Müslümanlığı Erdoğan'dan, milliyetçiliği Devlet Bahçeli'den öğrenmek mecburiyetindeyiz,” Bu sözlerinizi biraz açabilir misiniz?
“Aslında bu bir durum tespiti. Şimdi Türkiye'de kavramları değiştirip dönüştürmek için uygulanan emperyalist bir plan var. Bunu herkes söylüyor; Cumhurbaşkanımız da söyler, Genelkurmay Başkanımız da söyler, bakanlarımız da söyler. Biliyoruz, emperyalist bir plan var. Çünkü bir topluluğu bir yerde tutan değerler nelerdir dediğiniz zaman dilimizdir, dinimizdir, devletimizin kurulma nedenleridir, kültürümüzdür. Bunlar ortadan kaldırılırsa, sizi bir yerde tutan bu tür değerler yok olursa burada bir devlet ya da millet olmaz, başka bir şey olur; bugün Ortadoğu'da olduğu gibi. Bunları ifade etmeye çalışıyorum.
Bizi bir yerde tutan kavramları değersizleştirirseniz, onların yerlerine başka bir şeyler koyarsanız oradan bir topluluk, toplum, ulus, devlet çıkmaz. Bugün geldiğimiz noktada sıkıntı bu. Mesela, işte Müslümanlığı birilerinin tekeline bırakıp, işte bir sürü TV'lerde koskoca profesörleri görüyorsunuz, Diyanet İşleri Başkanlarını görüyorsunuz... Yani neyin haram neyin helal olduğunu dinin dışında bir sürü ahlaksızlığa doğru giden durumları ne yazık ki yaşadık. Yani Ensar Vakıflarında olan bir sürü, yani söylemek istemiyorum ama buraya kadar gelmiş bizi bir yerde tutan inançlarımızın, insani değerlerimizin yerine akıl dışı adetti, gelenekti ya da 'din' diye sundukları şeylerin aslında toplumları dağıtmak için kullanıldığını ifade etmeye çalıştım.
BUGÜN MİLLİYETÇİ SÖYLEM ASLINDA SOLCULARIN YAPTIĞIDIR!
Yani ona göre, buna göre işte milliyetçiliği... Bugün milliyetçilik dediğin 'Bayrak inmez, ezan susmaz, vatan bölünmez' meselesi değil ki. Bugün, bakın bütün varlıklarımız satılırken, geçmişe doğru baktığımız zaman, bunlara en çok solcular sahip çıkıyor. Bugün geldiğimiz noktada milliyetçi söylem, eylem aslında solcuların yaptığıdır; işte 'Bağımsız Türkiye' diye geçmişte bağıranların yerini bugün bir bayrağa indirgenmiş, bir dine ya da bir söyleme indirgenmiş vaziyet almamalıydı. Biz bunu anlatmalıyız. Bugün Suriye'de olanları görüyorsunuz; bir ülke bir anda üçe-beşe bölündü. Yani bunların hazırlığının yapıldığı ya da bu hedefe doğru götürülmek istenen bir ülke var. Uçurumun kenarından almaya çalıştığımız, Atatürk de bundan bahsediyor 1919 yılında Samsun'a çıktığında ve o günden sonra 'uçurumun kenarında bir ülke' diye giriş yaptığı bir Nutuk, bir Söylev, bir tespit var. Biz de diyoruz ki, bu politikalarla ülke uçurumun kenarına doğru gidiyor, hatta bana sorarsanız uçurumun kenarına gelmişiz, toplumsal dağılma dönemini başlatmışlar. Bizi bir yerde tutan bütün değerleri değiştirme, dönüştürme modellerine başvurmuşlar. Buradaki tehlikeyi anlatmaya çalışıyorum. Yoksa buradaki isimlere (Kenan Evren, R. T. Erdoğan, Devlet Bahçeli) indirgeyerek bir kavram değersizleştirmesine gitmek istemiyorum. Bu ülkenin bu çağdaşlık hedefi karşısında birkaç kişiye indirgenmiş din, milliyetçilik, vatanseverlik ya da Atatürkçülük böyle olmamalı. Yani Kenan Evren'in Atatürk tanımıyla bizim Atatürk tanımımız arasında dünya kadar fark var. Birinin kafasına göre ya da gücünü oradan kullanmak isteyen bir anlayışla ilgili değil, muasır medeniyet seviyesi dediği Atatürk'ün bunların bahsettiği bir dünya değil. Bugün dünyanın geldiği yerde neleri tartışıyoruz...
MAFYATİK, MEDYATİK ANLAYIŞLARA KARŞI DATÇA'YI KORUYACAĞIZ!
Bakın, öyle şeyler yaşayacağız ki bugün gıda konusu bile bir agroturizm terörizmine dönüşmüş. Biz 'Agro Turizm yapalım' derken bugün Agro Turizm 'terörizme' dönüşmüş bir anlayış söz konusu. Bu, şu demek: Şimdi bazı bölgelerimizde doğaya dokunmadan bir turizm modeli geliştirmeye çalışıyoruz. Oysa işgale dayalı, silaha dayalı olarak o bölgeyi birileri, sermaye ondaysa, toplayacak, siz de orada aklınızca Agro Turizm yapacağız diye düşünürken bir bakacaksınız plan değişiklikleri önünüze gelmiş. Buralarda 'özel plan' yapıp önümüze getirenleri görüyorsunuz. Öyle bir tehlikeden bahsediyorum. Onun için her zaman söylediğim 'Mafyatik, medyatik anlayışlara karşı Datça'yı koruyacağız, korumalıyız.' dediğim anlayışlar bu anlayışlardır. Yani Datça bir ada, sınırları belli, 235 km uzunluğunda, 400 km2 kare toprak bütünlüğümüz var. Bunun içerisinde ne yapılması gerektiğini devletin planlaması lazım. Planlamıyor. Biz de planlayamıyoruz, çünkü yetkimiz yok. Buradan baktığımız zaman yarın önümüze daha büyük problemler gelecek. Buradaki insanların Türkiye'deki kaynaktan, gelirden pay alma oranlarıyla Sivas'taki kişilerin pay alma oranları aynı değil. Burada daha farklı ihtiyaçlarımız var. Bu kaynakları biz işte burada yaratmamız lazım. Biz gayri safi milli hasıladan çok gayri safi milli hasılanın dağılımına bakmamız lazım. Yani bizi bir yerde tutan değerler birilerinin söylemiyle, eylemiyle değiştirilirse, dönüştürülürse ülke savrulur. Buna dikkat çekmeye çalışıyorum.
Bizi bir yerde tutan değerleri tarihsel süreçte birileri hep kullanmış; işte solculuğu da, sağcılığı da, dini de, baktığımız zaman Alevi, Kürt fark etmez. Bakın, tarihimizin gelişine bakın; Kürtlere karşı Türkler, Türklere karşı bir Kürtler, Alevi, Sünni, sağcısı solcusu, üniversitedeki o olayları, hepimiz içerisinden geliyoruz, gördük. Öyle bir zamana doğru gidiyoruz ki bugün yapay zekayı tartışacağımıza hala daha eğitimin nasıl olması gerektiğini tartışıyoruz. Bu kadar geri kalan ya da geri bıraktırmaya çalışan bir anlayışla nereye kadar gideceğimizi savunuyorum. Biz diyoruz ki bu coğrafyayı barışın, adaletin, eşitliğin, paylaşımın bir coğrafyası yapmaya çalışalım. Geçmişte burada yaşamış, 3 bin yıl önce yaşayan insanların adaletinin, hukukunun nasıl olduğunu zaman zaman işte tarihi belgelerde, buralarda konuşuyoruz...”
(Devam edecek)