|
Tweet |
MEHMET ERDAL
“Aklın yolu birdir” denir ya, ülkenin başka bir yerinde benzer bir düşünceyi hayata geçirmeye çalışan var mıdır bilemiyorum; ben de sol, sosyalist partilerin Datça ilçe örgütlerinin/temsilcilerinin Datça'daki yerel yönetimin ilk bir yılını nasıl değerlendirdiklerinin Datçalılar tarafından bilinmesinin önemli ve değerli olacağını düşünerek 12.02.2025 günü bu ilçe örgütlerine ve temsilcilere aşağıdaki iletiyi göndermiştim:
“31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimde Datça'da sonucun belirlenmesinde çok önemli bir rolü bulunan sol, sosyalist kesimin yeni yerel yönetimin ilk bir yılını nasıl değerlendirdiğinin Datçalılar tarafından bilinmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum; bu çerçevede, Datça'da ilçe örgütü bulunan ya da temsil edilen sol, sosyalist partilerin (DEM PARTİ, EMEP, SOL PARTİ, TİP, TÖP) yeni yerel yönetimin ilk bir yılı için yapacakları değerlendirmeleri (karne notlarını) sırasıyla yayınlamak istiyorum. Değerlendirmelerinizi (karne notlarını) Mart ayı sonuna doğru sırasıyla yayınlamak üzere 20 Mart tarihine kadar tarafıma iletebilirseniz çok sevineceğim.”
19 Mart 2025 günü itibarıyla ülkemizde, hepimizin tanık olduğu toplumsal olaylar yaşanmaya başlandı. Önceden planlanmış pek çok şey gibi bu düşüncemiz doğrultusunda adım atmamız da ertelendikçe ertelendi. Geldik bugüne.
Bugün, son bölümde TÖP (Toplumsal Özgürlük Partisi) Datça Temsilcisinin değerlendirmesini paylaşıyorum.
“Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: 31 Mart yerel seçimleri ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi durum çerçevesinde referandum niteliğinde bir seçimdi. Milyonlarca insan ülkenin doğusunda ve batısında iktidara geri adım attırmak üzere sandık başına gitti ve iktidar cephesinden birçok büyükşehir, il ve ilçe belediyeleri alındı. Seçim sonuçları gerçekte batıda CHP'nin mutlak bir başarısından ziyade AKP-MHP ittifakına duyulan tepkinin net bir ifadesi olarak ortaya çıktı.
Özellikle 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası Mehmet Şimşek eliyle yürütülen Orta Vadeli Program ve bu program sonucunda ücretlerin baskılanması ve dolaylı vergilerin artırılmasıyla yaygınlaşan yoksullaşma 31 Mart'ın belirleyenlerinden önemli bir tanesiydi. Asgari ücretin ve emekli aylıklarının artan enflasyon karşısında hızla erimesinin doğal sonucu sandığa yansımış oldu. İktidar bloğunun alamadığı bu güvenoyu tam da seçimin üzerine oturduğu zemindi.
Datça'da Yerel Seçim
Datça'daki yerel seçimi de bu minvalde değerlendirmekte fayda var. Datça'da seçim belediye seçiminden ziyade iktidar koalisyonuna kazandırmama seçimiydi ve kıl payı ile Saray kazanamadı. Yani CHP'ye kazandıran şey CHP'nin yerel politikalarına halkın duyduğu güvenden daha çok iktidara duyulan güvensizlikti dersek yanlış söylemiş olmayız.
Datça'da iktidar değişikliği yaşanmadı. Sadece başkan değişikliği yaşandı. Parti değişikliği yaşanmadığı için değerlendirmeyi eski ile yeni arasında değil de CHP'nin kendi yerel yönetim yaklaşımı açısından yapmak daha sağlıklı olacaktır.
Bu değerlendirmeyi elbette 31 Mart sonrası Saray rejiminin muhalif belediyelerin hareket alanını daraltmak için yaptığı hamleleri göz önünde bulundurarak yapmakta fayda var. Sonuçta seçimden kısa bir süre sonra ekonomik krizi bahane ederek çıkartılan Tasarruf Tedbirleri Genelgesi ile zaten kaynakları kıt olan muhalif belediyelerin elleri kolları bağlanarak adeta cezalandırılmışlardır. Bu açıdan değerlendirmeyi günün siyasi şartlarında 'Halkçı Belediyecilik' yaklaşımı çerçevesinde ele almakta fayda var.
Keza belediyeciliğin önemli ve gözüken bölümü 'hizmet' olarak açığa çıkarken vitrinde elbette yapılan yollar, kaldırımlar, parklar, bahçeler vb. görülmektedir. Kıt kaynaklar ile bu hizmetlerin yapılması ise ister istemez çeşitli aksamalara yol açmakta ve bu aksamalar da hem vatandaşı canından bezdirmekte hem de iktidar açısından sevinçle karşılık bulmaktadır. Burada değerlendirmeye temel alınacak konu hizmetten çok halkçı yaklaşım olacaktır.
Yerel yönetimde halkçı yaklaşım için ise temel kriterleri kamunun kentte yaşama kolaylığı, demokratik katılım ve şeffaflık başlıkları altında toplayabiliriz.
Halka Karşı Piyasa
Bugün yerel yönetim ya da merkezi yönetim fark etmeksizin en büyük çatışma alanlarından biri kamuculuk ile piyasacı politikalar arasında yaşanmaktadır. Piyasacı politikaları kendine düstur edinenler kamuya ait yaşam alanlarını alabildiğine daraltarak her alanı özel işletmelerin hizmetine açmakta, bu da gittikçe halkın hayattan çekilmesini getirmektedir. Bu sistem parası olan, piyasaya uyum sağlayanların yaşamlarını devam ettirmesi üzerine inşa edilmektedir. Bunun bir ucu yerelde doğal alanların özel işletmeler tarafından talan edilmesiyken diğer ucunda bütün hizmetlerin piyasa tarafından belirlenen şartlarda ücretlendirilmesi yatmaktadır.
CHP'nin 2024 Yerel Seçim Bildirgesi'nde halkçı belediyecilik şu cümleyle tarif ediliyor: Halkçı belediyecilik modelinde ilhamımızı gerçekleşmeyecek vaatlerden, hayallerden, mega projelerden değil uyguladığımız, gerçekleştirdiğimiz, on milyonlarca yurttaşımızın hayatını kolaylaştırdığımız projelerden alıyoruz.
Belediyecilikte Halkçı Yaklaşım ve Datça
Bunun olumlu anlamda kimi örneklerini çeşitli belediyelerde görmek mümkün. Seçim döneminin en öne çıkan örneği İBB için Halk Lokantaları olurken uygulama kısa sürede CHP'li belediyelerin birçoğuna da yayıldı. Datça'da da 31 Mart sonrası bir örneğini gördüğümüz uygulama sosyal tesisler ile birlikte ilçenin özellikle emekli nüfusu açısından oldukça önemlidir. Fakat buralarda uygulanan fiyatlandırmalar kamudan ziyade esnafı önceleyen bir biçimde oluşturulmaktadır. Seçim sonrası belediye ile de görüşülen ve Datça'da yaşayanlara özel indirim kartı vb. uygulamalar halen hayata geçirilmemiştir. Yoksullaşma hızla artarken yerel yönetimin bu konuda halkın yaşantısını kolaylaştıracak girişimlerde bulunması, olanları daha kolay ulaşılabilir hale getirmesi beklenmektedir. Geçen bir senede bunun karşılığı net olarak görülmüş değildir.
Talana Karşı
Datça'da, özellikle son yıllarda daha da artan, doğal alanlara hukuksuzca yapılan inşaatlar, kıyıların özel işletmelerin işgali altında olması gibi talanın boyutunun artması gözden kaçmıyor. Burada yerel yönetimin kendi üzerine düşeni daha fazla yaparak kamudan yana ağırlığını koyması halkçı bir belediyeden ilk beklenendir. Ne yazık ki son bir senede kıyılardan kaçak site inşaatlarına kadar pek çok alanda yerel yönetim azgınlaşan talana engel olma konusunda büyük bir atılım içerisinde görülmemektedir.
Katılımcılık
Katılımcılık açısından yine muhalif belediyelerin uyguladığı kimi örnekler mevcuttur. Düzenli yapılan halk/mahalle toplantıları, halk meclislerinin oluşturulması gibi uygulamalar farklı belediyeler tarafından gerçekleştirilen ve halkın yerel yönetim süreçlerine katılımını sağlamaya yönelik çeşitli uygulamalar. Bu örnekler aynı zamanda şeffaflığı ve hesap verilebilirliği de sağlaması açısından oldukça önemli. Bu açıdan Datça'da henüz halkın katılımını sağlayacak kanalların oluşmamış olması, yerel demokrasinin gelişmesine en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde oldukça büyük bir eksikliktir. Datça Belediyesi yerel demokrasinin kanallarını açarak ve yereldeki demokratik kitle örgütleriyle daha kalıcı ilişkiler kurarak katılımcılığı artırıp halkçı iddialarına biraz daha yaklaşabilir. Yine son bir sene bu konuda önümüze çok parlak örnekler çıkartamamaktadır.
Kadınlar ve Çocuklar
Özellikle kadınlar ve çocuklar ile yerel yönetim olarak kurulan ilişki günün ihtiyaçlarından oldukça geridedir. Yerel yönetimimizin kadın ve çocuklara yönelik politikalarını yine bu alanda faaliyet gösteren demokratik kurumlarla bir araya gelerek oluşturmasında fayda var. Günümüzde kadınların ve çocukların itilmeye çalışıldığı pozisyondan çıkış yolları bu kurumlarla işbirliği içinde olmayı zorunlu kılıyor. Bunun örneklerini Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın kimi uygulamalarında görmek mümkün.
Bunlar dışında yerel üreticilerin desteklenmesi anlamında tarım politikaları oluşturulması gibi ilçede bulunan az sayıda öğrenciye barınma imkanı sağlamak üzere bir yurt oluşturmak gibi yetersiz olan sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak üzere (bakanlığın engellediğinden ayrı) sağlık taramaları yaptırmak gibi ucuz halk market, halk ekmek vb. gibi kamu yararına pek çok konuda zengin bir yaklaşımın da ortaya konmadığı da aşikar.
Bugünden Yarına Yerel Yönetim
19 Mart sonrası geri dönüşü güç bir döneme girdik. Bu dönemin nasıl sonlanacağını sürüp giden mücadele belirleyecek. Mücadelenin en önemli başlıklarından biri Saray rejiminin dayattığı siyasi yönelim ve yaşam biçimi karşısında nasıl bir demokrasi ile çıkacağımızdır. Eşitlikçi, özgürlükçü, kadınların, farklı cinsel yönelimlerin, gençlerin, çocukların ve dezavantajlı grupların kent hayatına rahatça katıldığı, yerli/yerleşik ayrımı yapmadan yerel demokrasi kanallarının açık olduğu ve yönetime katılımın teşvik edildiği, doğaya ve tüm canlılara saygılı, piyasaya karşı halkın çıkarlarını savunan bir anlayış bugün Saray rejiminin dayattığı karanlığın tek panzehiri olarak gözüküyor. Yerel yönetimler bu panzehiri kullanarak toplumun çürütülmesine engel olabilir. Bunun için maddi güçten çok siyasi iradeye ihtiyaç vardır. İktidara duyulan tepki ile toplanan oylar doğru politikalarla birleşerek kalıcı hale gelir.”
Bitti!