Bugun...


GÜLDEN SÖKELİOĞLU

facebook-paylas
Ata'mızın Sonsuzluğa Gidişi!
Tarih: 10-11-2022 11:10:00 Güncelleme: 10-11-2022 11:10:00


     Doktor Nihat Reşat Belger Atatürk'ü ilk kez 22 Haziran 1937 tarihinde Yalova'da muayene etmiş, vücudunda dikkate değer bir arıza bulamamıştır ve Atatürk'ün genel sekreteri Hasan Rıza Soyak'a, " Öteden beri hayat tarzına göre, bilhassa karaciğerini çok yorgun bulacağımı tahmin ediyordum, hamdolsun böyle bir şey görmedim," demiştir. Yine Cumhuriyet gazetesine verdiği beyanatında Doktor Belger, " Atatürk'ü ilk defa 1937 Haziran'da Yalova'da muayene ettim. O tarihte kendisinde siroz hastalığına ait hiç bir bulgu görmedim. Fakat bu tarihten 8 ay sonra yine Yalova'da muayenede karaciğerdeki rahatsızlığın bulgusunu tespit ettim," demiştir.

     Atatürk'ün Yalova'daki kısa tedavisinden sonra iştahı artar, kilo alır ve neşesi yerine gelir ve durumundan çok memnundur, onuncu gün kaşıntıdan eser kalmaz. Doktoru Nihat Reşat Belger, "Fakat Atatürk, Yalova'ya geldiğinin on ikinci günü bu tedaviye hiç değilse üç hafta devam etmesi için ısrarlı ricaya rağmen, her ne sebeptendir Bursa'ya gitti," diye şikâyet etmiştir.

     Bursa'da Merinos Fabrikası'nın açılışını yaptı. Tanıkların ifadelerine bakılırsa "omuzlarında, dizlerinde, gözlerinde bir yorgunluk" dolaşmaktadır. " Bir gece içinde 10 yıl yaşlanmış" gibidir.

     Gece belediye salonunda şerefine düzenlenen bir balo vardır(2 Şubat 1938) Balo öncesi akşam yemeği için, saat 7'ye 10 kala Çelik Palas'ın salonlarına girdiğinde davetliler şaşkına dönerler. Gündüz sapsarı olan yüzünde yapay bir canlılık parıldamaktadır. Dikkatli gözler, Ata'nın yüzüne yansıyan sıhhatin, usta bir makyözün elinden çıktığını hemen kavrarlar.

     Evet, Atatürk, hayata meydan okuyacağı o gece, canlı görünmek için makyaj yapmıştır.

     Saat tam 10:00'u çeyrek geçe saatine bakar ve balo vaktinin geldiğini fark eder. Bütün zevat, erkekler smokinler, kadınlar şık tuvaletler içinde arabalarla belediye salonuna geçerler. Burada yaşananlar gazeteci- yazar Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu'nun kaleminden aktarılıyor:

     " Bando İstiklâl Marşı'nı çaldıktan sonra bir- iki dakika istirahat etti. Akabinde aheste tempolu bir vals başlayınca hanımlardan birinin önünde eğildiği ve 18 yaşında bir genç çevikliği ile piste çıktığı görüldü. 4,5 ay yataktan çıkamayacak derecede hastalığı artacak ve 7,5 ay sonra dünyayı mateme boğacak olan insan, daha bir hafta önce kendisine her türlü yorucu hallerden sakınması bildirilen insan raks ediyordu. Etrafını çeviren davetliler kımıldamadan duruyorlar,  gözlerini ondan ve bilhassa yere ne zaman değdiği, ne zaman yerden ayrıldığı zor fark edilebilen ayaklarından ayıramıyorlardı. Muhakkak ki pek mükemmel dans ediyordu ve bu insanın hasta olduğuna kim inanabilirdi?

     Bu raks gece yarısına dek sürer. Bittiğinde Atatürk alkışları zarif bir reveransla yanıtlar. Neşesi yerindedir. Yanındakiler, " Hazır keyfi yerindeyken otele döndürebilirsek ne âlâ..." diye umutlanırlar. Ama nafile... Atatürk aniden hareketlenip vals çalmaya devam eden orkestraya yönelir. Orkestra şefi Azerbaycanlı Mehmet'e, " Zeybek!" diye bağırır. Orkestra üyeleri şaşkın, bir zeybeğin melodisini mırıldanmaya çalışırlarken Atatürk yeniden gürler:

     " Hayır... O değil... Sarı Zeybek..."

     Birden salondaki fraklı ve tuvaletli davetliler topluluğu pistin etrafını çevirdi ve bu muhteşem gösteriyi izlemeye hazırlandı. Az sonra zeybek havasıyla birlikte Gazi'nin ölüme meydan okuyuş dansı başladı.

     Salonda yaşananlar Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu'nun kaleminden aktarılıyor:

     " Anında Ödemiş ve Aydın efelerini de hayran edecek bir zeybeğin kahraman figürlerini icra etmeye başladı. Bu, hakikaten bir kahramanlık ayını idi. ' Rejime riayet ederse en çok 9 ay yaşayabilir' teşhisi konulan ve bunu bilen bir adam, dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu. İçlerinde fevkalâde bir neşe kıvılcımlanan gözlerin hep birden dumanlandığı, bakışların donuklaştığı ve ağladıkları görüldü. Yine o anda onun sanki bu, gözyaşıyla ifade olunan umumî teessürü hissetmiş gibi, bu teessürde merhamet sezmiş de kızmış gibi, raksına bir kat daha şiddet verdiği görüldü. Orkestra zeybeğin son notalarını bitirince kadınlar ve erkekler göstermemek için ipekli mendillerini acele acele gözlerine bastırırlarken Atatürk ağız dolusu ile bir kahkaha attı.

     Gece, daha sonra salon ortasında güreş tutan pehlivanlarla süre. Saat sabah'ın 04:00'ünü bulunca Atatürk yavaş yavaş yerinden kalkar. Valinin eşi önünde bir reverans yapıp müsaade ister ve alkışlar arasında salonu terk eder.

     Kapıda arabası beklediği halde binmez ve bir süre Şubat ayazında tek başına yürümektedir.

     " Fakat bizim bir arabamız olacaktı. Yayan mı gideceğiz yoksa?"

Yaverler koşuşurlar. Otomobil yetişir. Atatürk biner binmez başını bir kenara dayayıp şoföre seslenir:

" Çabuk ol çocuk. Üşür gibi oluyorum, "

     Yaver otomobilin camlarını kapatırken ağzından şu sözler dökülür:

     "Ne güzel geceydi..."

     Ertesi sabah o,  Bursa'dan ayrılıp Mudanya'ya geçerken odasını temizleyen hizmetçiler, havlularında kokulu bir kırmızı boya izi görürler.

    Yüzündeki sahte pembeliğin sırrı o zaman çözülür.

     7 Şubat'ta İstanbul'da Atatürk'e yapılan muayenede Nihat Reşat Belger tarafından Zatürre teşhisi konularak 10 gün tedavi görür.

     Başbakan Celâl Bayar, Atatürk'ün yanına gidip hastalığını merak ettiğini söyleyerek, biri Almanya'dan, öteki Fransa'dan iki ünlü yabancı uzman getirtmek istediğini danışır.

     " Ortalıkta Hatay meselesi var. Hastalığım dışarda duyulursa iyi olmaz. Bu noktayı değerlendirmek lazımdır," der.

     Doktorlar gelir. Atatürk'ü dikkatle muayene ederler. Konsültasyon yapılır. Durum kritiktir. Yapılacak ilk iş tam istirahat, derhal içki ve sigarayı bırakması, ilaçlarını düzenli almasını sağlamaktır. Atatürk her çeşit kısıtlamayı kabul etmeyen birisidir. Başbakan ve doktorlar arasında kademeli olarak bırakması konusunda anlaşmaya varılır.

     Odaya girerler. Doktorlar müşahede ve tedavi ile perhizi açıklarlar ve üç ay dikkat etmesi konusunda Atatürk'ü ikna ederler.

     Başbakan Celâl Bayar'ın ısrarla iki yabancı doktorun getirilmesi önerisini kabul etmeyen, hasta olduğuna inanmak istemeyen Atatürk, Başbakan'ın gözlerinin içine bakar:

     " Çocuk! Ne yapacaksan çabuk yap, anlıyorum, ben hastayım!" der.

     Durum Bakanlar Kurulu'nda görüşülüp Fransız uzman Doktor Fiessinger'i davet etme kararı alındı. 28 Mart'ta Fiessinger Çankaya'ya geldi. Atatürk'ü muayene etti ve şunları söyledi:   "Hastasınız! Ben sizi iyi edeceğim. Fakat benden önce, siz kendinizi İyi edeceksiniz! Siz büyük bir kumandan olabilirsiniz, büyük zaferler kazanmış olabilirsiniz... Fakat bu işin kumandanı benim. Yardımınızı istiyorum, bana yardım edeceksiniz!

     Belli ki bu istek Atatürk'ün hoşuna gitmişti, "Yaparım" dedi.

     Fiessinger, Atatürk'e teşekkür etti ve tavsiyelerine uyarsa 7-8 yıl yaşayabileceğini belirtti.

     Kısa sürede kendini toparlayan Atatürk, bir gün, "iyiyim" diyerek ayağa kalktı.

     Eskiden olduğu gibi devlet işleriyle ilgilenmeye ve Hatay konusunda titizlenmeye başladı. Mersin'e giderek durumu yakından görmek istiyordu. Adana- Mersin yolculuğu ölüme davetiye çıkarmaktı. Ölümüne girdiği muharebeleri kazanmıştır kazanmasına da bu kez ölüme karşı meydan savaşına girmektedir. Ama bu kez kaybedecektir.

     *

Atatürk, 1923 yılı Mart ayında mareşal üniformasıyla Adana'ya gittiğinde, Hatay için,  "Kırk asırlık Türk yurdu, ecnebi elinde bırakılamaz!" demişti.

     *

     Hastalığı iyice artan, dinlenmesi gereken Atatürk, Fransız gazetelerinin kendisi hakkında felç geçirdiğini ve ölmek üzere olduğunu yazması, propaganda yapması üzerine çok sinirlendi ve Mersin'e gitmeye karar verdi. Mersin gittiği zaman, (20-24 Mayıs 1938) yemekte 2-3 kez burun kanaması geçirdi.

     Mersin'den Tarsus'a, oradan Adana'ya geçti. Ayakta iken 20 dakika resmigeçidi izledi, üstü açık otomobille Adana'yı gezdi. Çok yoruldu ve trene döndüğü zaman ateşlendi. Bu arada Cenevre'ye gönderilen heyet, Hatay konusunda siyasi anlaşmayı imzalatmıştı ama askeri konularda problemler çıkarılmıştı ve çözümü için görüşmeler Antakya'da yapıldı. Sonunda anlaşma sağlandı. Öncü Türk askeri kuvvetleri 4 Temmuz 1938'de Hatay'a girdi.

     Hasta yatağında ağrılar içinde kıvranırken aldığı bu haber Atatürk'ü sevince boğdu.

     On beş yıl önce Hataylı kızlara verdiği sözünü yerine getirmişti. Ama canı pahasına.

     Mersin- Adana yolculuğu sırasında hastalığı iyice artmıştı 27 Mayıs'ta Dolmabahçe'ye yerleşti.

     Doktorların deniz havasının iyi geleceğini söylemesi üzerine Savarona yatı satın alındı, İstanbul'a getirildi, Atatürk içine girince çok istediği bir oyuncak alınan bir çocuk gibi çok sevindi. Ancak sefasını süremeyeceğini anlamış ve üzülerek, "Bu tekne yoksa benim mezarım mı olacak?" diye hazin hazin sormuştur.

     *

Bir gece Savarona güvertesinde Ülkü dondurma yiyordu. Sıcak bir geceydi. Zaten perhizde olan Atatürk dondurmayı görünce canı çekti ve kamarot Rıza'ya hemen bir dondurma getirmesini emretti.

     Kamarot Rıza hiç kimseye sormadan Atatürk'e gidip bir dondurma getirdi. Büyük bir iştahla dondurmayı yiyen Atatürk, " Çok hoşuma gitti. Bir tane daha getir..." emrini verdi. İkinci dondurma da geldi. Onu da yedi. Bir üçüncüsünü istedi.

     Atatürk'ün içi yanıyordu. Üç dondurma, hararetini söndürmeye yetmemişti. Arkasından bir bardak da soğutulmuş su içti.

     O gece yarısına doğru şiddetli ateşlendi. Doktor Neşet Ömer İrdelp uyandırıldı.

     Ağır hastalığına rağmen, fırsat buldukça Hatay sorunuyla da Dil ve Tarih Kurumu'nun çalışmaları ile ilgileniyordu.

     Hastalığı şiddetlenen ve karnı şişen Atatürk, Savarona'dan Dolmabahçe'ye götürüldü.

     Sağlığı bozulmasına rağmen Atatürk, büyükelçileri kabul ediyor,  Hatay sorunuyla ilgileniyor, devrimlerin ve askeri zaferlerin yıldönümlerinde gereğini yapıyordu.

     Vasiyetini müsvedde olarak, 5 Eylül 1938'de Hasan Rıza Soyak'a yazdırdı.

Doktor Fiessinger'in İstanbul'a 3.kez gelişi ve onun onayı ile Doktor Mim Kemal Öke tarafından, 7 Eylül 1938'de, Atatürk'ün karın boşluğundan 10,5 kilo sıvı boşaltıldı.

     21 Eylül 1938'de,

2. defa Atatürk'ün karnından 10 litre daha su boşaltıldı ve rahatladı.

     Her yıl Meclis'in açılış konuşmasını kendi hazırlar ve Meclis'e sunardı.

     Atatürk, Cumhuriyet'in 15. yılında orduya mesaj yayınlamak istemişti.

     Başbakan Celâl Bayar, söylev için bütün dokümanları Atatürk'ün odasına getirdi ve beş dakika içinde özetleyince,  tamamını okumasını istedi. O' da çaresiz okudu. Eksik olan kısmı "final" di.

     Başbakan'ın yüzüne baktı. Yorgun gözleriyle gülümsüyordu.

     " Şimdi tamamlarım" dedi.

     " Yaz" dedi." Büyük Kamutay, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan böyle de, bütün işlerinizde başarılar dilerim." dedikten sonra,  "Arkadaşlarıma benim selam ve muhabbetlerimi söylemeyi unutma!" diye ekledi.

     Sağ eli yorganın dışında duruyordu. Başbakan elini öperken ağlıyordu.

     Hastalığının şikâyetleri gün geçtikçe artan Atatürk, 28 Ekim akşamı Sabiha Gökçen'i kabulünde kendisine, Yarın Bayram değil mi Gökçen? Bu günü halkımla, halkımın içinde kutlamak isterdim. Beni Cumhuriyet Bayramı'nda halkımdan uzak tutan bu hastalığa lanet ediyorum" dedi.

     29 Ekim 1938... Cumhuriyet Bayramı akşama doğru Boğaziçi vapurlarından birini tutan Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri, Dolmabahçe Sarayı önüne geldiler. Bandolar çalarken, " Atatürk'ü, Ata'mızı görmek istiyoruz!" sesleri göklere yükseldi. Atatürk'ün yattığı odanın cam duvarlarında yankılar meydana geldi.

     Falih Rıfkı Atay bu anı şöyle anlatıyor:

     " Atatürk dışarıda ne olduğunu sorar. Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin geçit törenine giderken kendisini görmek istedikleri söylenir.

     Hekimlerin karşı çıkmasına rağmen pencereye gitmek istediğini söyledi. Kollarına girdiler, pencere kenarındaki koltuğa oturdu, eliyle gemiye işaret etti. Vapurda bir kıyamette koptu.

     Öğrenciler hep bir ağızdan 'Dağ başını Duman almış' marşını gür sesle söylediler.

     Atatürk mırıldandı:

"Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, güle güle çocuklar!.."

     Gözyaşları içinde ölüm yatağına geri döndü. Sanki Türk gençliği ile vedalaşmış, helalleşmişti. Bu onlarla son karşılaşması oldu.

     Atatürk, 7 Kasım'da karnında biriken suyun alınmasını istiyordu ve sonunda sıvı alındı.

     Bu işlemden sonra canı enginar çekmiş,  mevsimi olmadığı için Hasan Rıza Soyak tarafından telefonla Hatay'a sipariş verildi. Ama yemek nasip olmadı.

     10 Kasım Perşembe günü, Hasan Rıza Soyak,  büyük bir üzüntü içinde Kılıç Ali'ye şöyle dedi:

     " Kılıç bak, koskoca bir tarih göçüyor! "

     Atatürk birdenbire gözlerini açtı. O güzel mavi gözlerini son olarak yani başındakilere yöneltti. Ve hemen kapadı. Başını eski durumuna getirdi. O herkesi etkileyen, büyüleyen gözler sonsuza kadar kapanmıştı.

     Son nöbet defterine şöyle yazıldı: ' Saat 09:05'de vefat etmiştir. '

     Atatürk'ün cenaze namazı, 19 Kasım 1938 Cumartesi sabahı saat 08.10’da, Sarayın büyük burnunda, daha sonra İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Ord. Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırılmıştır.

     Dini törenden sonra tabut, başta ordu komutanları olmak üzere omuzlarda taşınarak top arabasına konulmuş, oradan Sirkeci'ye büyük bir merasimle ve uzun bir yol boyunca dökülen İstanbul halkının gözyaşlarıyla nakledilerek Yavuz zırhlısına aktarılmış ve İzmit'te trene bindirilmiş, gece yarısı bile olsa her istasyonda halkın gözyaşları ve hıçkırıklarıyla Ankara'ya getirilmiştir.

     *

     29 Ekim 1923 tarihinde anayasanın maddeleri değiştirildiğinde çok heyecanlı konuşmuştu:

     " Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İdare şekli halkın kaderini bizzat bilfiil idare etmesi esasına dayalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin şekli cumhuriyet’tir. "

     Gazi, kendisini ittifakla cumhurbaşkanlığına getiren meclis üyelerine teşekkür konuşmasının sonunu şöyle bağlamıştı:

     " Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır. "

 

     " Şunu söylemeliyim ki biz, her araçtan, yalnız ve ancak bir ülkü için yararlanırız. O ülkü şudur. Türk Ulusu'nu uygar toplumlar içinde yarıştığı onura yükseltmek ve Türk Cumhuriyeti'ni sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün daha çok güçlendirmek; bunun için de, zorbalık düşüncesini öldürmek."

     O her zaman milletine çok güvendi, inandı.

     "Çünkü Türk Milleti’nin, karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir.

     Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.

     Ve çünkü Türk milletinin, yürümekte olduğu gelişme ve medeniyet yolunda elinde tuttuğu meşale pozitif bilimdir. "

     "Az zamanda çok büyük işler yaptık, bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir. "

     " Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır. "

     1933 yılında çok kültürlülüğü formülleştirerek, " Ne mutlu Türküm diyene" diyerek hiç bir etnik kimliği öne çıkarmadan Söylev'ine alan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tüm yaşamı boyunca mütevazı yaşadı. Kendisi için hiç bir şey istemedi, sağlığı dahil her şeyini feda etti; sonunda mal varlığını milletine bıraktı, buna karşın milletinden yalnızca kendisini unutmamasını diledi...

     "Beni hatırlayınız! "

     *

     57 yıllık ömründe;

Trablusgarp Savaşı'nda,

1. Dünya Savaşı'nın cephelerinde (Çanakkale, Filistin, Sina, Irak, Suriye, Doğu) üstün zaferler kazanan; TBMM'ni kuran; kazandığı 'Kurtuluş Savaşı' sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran; Türk milletini çağdaş seviyeye çıkarmak için her alanda devrimler yapan; 4 bine yakın kitap okuyan; ders kitapları (Tarih, Geometri, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler- Askerlik sanatı için, 'Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal' kitabını yazan;  insanları vatandaş ve eşit bireyler haline getiren; bütün dünyanın takdir ettiği büyük lider, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü Türk Milleti hiç bir zaman unutmayacaktır...

      19. Yüzyılda doğan, 20. Yüzyılda yaşayan, 21. Yüzyılda ve yüzyıllar boyunca Türk milletinin kalbinde sonsuza dek yaşayacak olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını sonsuz sevgi, saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz...

      Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Atatürk sevgisi sonsuza dek yaşayacaktır.

     Kaynak:

     " Fikrimizin Rehberi" kitabı- Erol Mütercimler



Bu yazı 740 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI