|
Tweet |
MEHMET ERDAL
Eğitim-Sen Datça Temsilciliği dün (12.12.2025) Saat 16:15'de, Bülent Ecevit Kültür Merkezinde bulunan Tüm Emekliler Sendikası bürosunda gerçekleştirilen basın açıklamasında; ülkemizdeki eğitimin sorunlarına ilişkin görüşlerini ve Datça'ya ait bazı değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaştılar.
Açıklamada MESEM uygulamaları eleştirildi, çocuk işçilerin çalıştıkları yerde can güvenliklerinin olmadığı belirtilerek şöyle denildi: “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’ne göre 2024’te 71 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu yıl Kasım ayı sonu itibarıyla ise ölen çocuk işçi sayısı 85’e ulaşmıştır. 2023–2025 eğitim-öğretim yıllarında MESEM’li en az 15 çocuk, sanayide veya inşaatlarda çalışırken yaşamını yitirmiştir.”
DATÇA EĞİTİM-SEN TEMSİLCİLİĞİNİN AÇIKLAMASI ŞÖYLE:
Ülkemizde uygulanan yanlış politikalar, kurumları ve kurumları var eden yazılı ve yazılı olmayan tüm kuralları ortadan kaldırdığı için, hukuk değil keyfiyet hüküm sürmektedir. Bu keyfilik, her alanda olduğu gibi eğitim işkolunda da sınır tanımamaktadır. Yazılı kuralların ruhunda yer alan normlar hiyerarşisinin yerine kişilerin hakimiyeti ve keyfi uygulamaları egemen olmuş durumdadır.
2026 yılı bütçe görüşmelerinde de görüldüğü gibi Millî Eğitim bütçesi birçok kurumun gerisinde kalmış, ayrılan bütçe kalemleri çoğunlukla personel gideri olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla eğitimin niteliğinin artırılmasına yönelik hiçbir adım atılmamaktadır. Son seçimlerde iktidar ve muhalefet partilerinin tamamının vaat ettiği bir öğün ücretsiz yemek ne yazık ki yalnızca seçim meydanlarında atılan nutukların ötesine geçememiştir.
Örgün eğitimdeki öğrencilerin 1 milyon 741 bin 314’ü okul öncesi eğitimde, 5 milyon 704 bin 483’ü ilkokulda, 5 milyon 181 bin 914’ü ortaokulda, 5 milyon 328 bin 812’si ise ortaöğretimde yer almaktadır.
2022 yılından beri gündeme taşıdığımız bu talebimiz, en son 16 Nisan 2025 tarihinde yine iktidar partisi ve ortağı tarafından reddedilmiştir. Okullaşma oranlarının istatistiksel olarak yüzde 90’ların üzerinde gösterilmesine rağmen, bu oranların pandemi sürecinde ortaya çıktığı ve gerçeği pek yansıtmadığı bilinmektedir.
Eğitim işkolunda neresinden tutarsanız elinizde kalacak sorunlar yumağının şu anda en görünür olan kısmı, sizlerin de takip ettiği gibi MESEM’lerdir.
MESEM nedir, kaç çocuk var?
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), eski adıyla çıraklık sistemi, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’na dayalı olarak 1986 yılından beri ülkemizde uygulanmaktadır. Merkezler, 2016 sonunda 4+4+4 sistemiyle birlikte örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınmıştır. En az ortaokul mezunu, 14 yaşını doldurmuş çocuklar MESEM’e kayıt olabilmekte; haftanın dört günü işletmelerde, bir günü okulda ders görmektedir.
Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında 15–18 yaş grubunda MESEM’e devam eden öğrenci sayısı 392 bin 887 olmuştur. Öğrenciler asgari ücretin belirli bir oranı kadar ücret almakta ancak emeklilik primleri yatırılmamakta; işyerlerindeki çalışma koşulları ise büyük ölçüde patronların insafına bırakılmaktadır. Çocukların okulla bağının koptuğu bu modelde özellikle yoksul çocuklar erken yaşta işgücüne itilmekte, eğitimden uzaklaşmaktadır.
“Eğitim değil, kitlesel çocuk işçiliği”
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’ne göre 2024’te 71 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu yıl Kasım ayı sonu itibarıyla ise ölen çocuk işçi sayısı 85’e ulaşmıştır. 2023–2025 eğitim-öğretim yıllarında MESEM’li en az 15 çocuk, sanayide veya inşaatlarda çalışırken yaşamını yitirmiştir.
İSİG raporları, çocuk iş cinayetlerinin tarımdan kente kaydığını; sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerinde ölümlerin arttığını göstermektedir. MESEM, özellikle organize sanayi bölgelerinde ve sanayi sitelerinde çocuk işçiliğinin “normalleşmesinin” başlıca mekanizmalarından biri haline gelmiştir. İSİG, MESEM’i “devlet politikalarıyla çocuk işçiliğinin kitleselleştirilmesinin aracı” olarak tanımlamaktadır.
TÜİK verileri, 15–17 yaş grubunda yaklaşık 1 milyon çocuğun işgücünde olduğunu göstermektedir. Uzmanlara göre, MESEM öğrencileri, kayıt dışı çalışanlar ve 15 yaş altı çocuklar da eklendiğinde gerçek sayı 3–4 milyona yaklaşmaktadır.
Eğitimciler ne diyor, Bakanlık ne savunuyor?
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, MESEM’i “patronlara ucuz işgücü sağlayan ve çocukların hayatına mal olan bir model” olarak tanımlamakta; son gözaltıları da bu eleştirilerin bastırılmasına dönük bir girişim olarak değerlendirmektedir.
Veli-Der, Eğitim-İş ve Eğitim Sen, MESEM’in çocukların eğitim hakkını fiilen ortadan kaldırdığını ve yoksul öğrencileri güvencesiz işgücüne dönüştürdüğünü belirterek programın kaldırılmasını talep etmektedir. İSİG Meclisi, MESEM’in “revize edilemeyecek kadar sorunlu” olduğunu vurgularken; FİSA, programın zorunlu eğitim kapsamına alınmasının çocukları hem eğitimden hem çocukluktan mahrum bıraktığını ifade etmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı ise MESEM’i “gençlere meslek kazandıran, okurken gelir elde etmelerini sağlayan bir fırsat” olarak savunmaktadır. Ancak sahadan gelen haberler, bu söylem ile çocukların yaşadığı gerçeklik arasında derin bir uçurum olduğunu göstermektedir.
MESEM’e ilişkin son yaşanan olay ise bütün bu tabloyu daha da ağırlaştırmıştır: TBMM yemekhanesinde çalışan bir stajyer öğrenci, usta öğreticilerin istismarına uğramıştır. Sayın Millî Eğitim Bakanı’nın bu olaya dair açıklama yapmaması nedeniyle iktidar partisinin kınamalarını samimiyetsiz buluyoruz.
Taleplerimiz açıktır
-MESEM’lerdeki çocuk işçiliği ve iş cinayetlerine derhal son verilmelidir.
-3308 Sayılı Yasa başta olmak üzere tüm mevzuat, çocukların güvenliği ve eğitim hakkını esas alacak biçimde yeniden düzenlenmelidir.
-Haklı taleplerini dile getiren öğrenci, veli ve sendikalara yönelik şiddet, gözaltı ve tutuklamalar son bulmalı; tutuklu öğrenciler derhâl serbest bırakılmalıdır.
-İş cinayetlerinde sorumluluğu bulunan tüm yetkililer hakkında idari ve hukuki soruşturma başlatılmalıdır.
Eğitim Sen olarak çocukların can güvenliği, nitelikli eğitim hakkı ve sömürüsüz bir gelecek için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Datça’da yaşanan sorunlara ilişkin değerlendirmelerimiz
Datça, sosyo-kültürel açıdan büyük zenginlikler barındıran bir yerleşim yeri olmakla birlikte bu zenginliğini çocuklarının yetiştirilmesinde aynı düzeyde kullanamamaktadır. Okullaşma oranı anlamında nüfusa göre yeterli sayıda okul bulunmasına rağmen Datçalı birçok aile çocuklarını ilçe dışında okutmayı tercih etmektedir.
Bunun nedenlerini araştırdığımızda, ilk olarak öğretmen hareketliliği karşımıza çıkmaktadır. Birinci sınıfa başlayan bir öğrencinin öğretmenini dördüncü sınıfta görememesi sık yaşanan bir durumdur. Aynı sorun branş öğretmenlerinde de gözlemlenmektedir. Oysa Datça’ya tayinle gelen öğretmenler, mesleklerinin en yetkin döneminde gelmekte; bu durum eğitimin niteliğine olumlu yansımaya adayken, tam tersi sonuçlar görülmektedir.
Öğretmenler arasında yaptığımız değerlendirmede birinci sırada barınma sorunu yer almaktadır. İnsanın temel ihtiyacı olan barınma karşılanmadığı sürece bu durum, iş doyumunu ve mesleki verimliliği olumsuz etkilemektedir.
Bir diğer sorun ise ailelerin okula yüklediği anlamdır. Aileler, okulu ağırlıklı olarak güvenli zaman geçirilecek bir ortam olarak görmektedir. Elbette okul güvenli bir ortamdır; ancak temel görevi öğrenciyi temel becerilerini geliştirerek hayata hazırlamaktır. Bu görev öğretmenler aracılığıyla yerine getirilir. Öğretmenlerin uzmanlığına duyulan güven, okulun başarısına duyulan güvendir.
Son günlerde birkaç okulumuzda öğretmen arkadaşlarımızın sözlü ve fiili şiddete maruz kaldığı görülmüştür. Velilerin veya üçüncü kişilerin okul alanlarında öğretmenlere karşı tehdit hakaret içeren söylem ve eylemlerde bulunması kabul edilemez bir durumdur. Geçtiğimiz günlerde İlçemiz Reşadiye İlköğretim Okulunda öğretmen arkadaşımıza ve okul müdürüne yönelen bu şiddet ve tehdit dilinin yaygınlaşmasından endişe duyuyoruz. Bu tür olaylarda öğretmen arkadaşlarımızın ve eğitim emekçilerinin yanında olacağız. Ülke genelinde kullanılan şiddet dilinin okullara ve öğretmenlere yansıması ciddi bir sorundur. Yetkilileri bu konuda sorumluluk almaya davet ediyoruz.