|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(İkinci Bölüm)
Akşam evinde misafir kaldığımız abimin eşi Halime yengemin önerisi doğrultusunda Zeus Altarı'nı, Adatepe'yi, Yeşilyurt'u ve Assos'u gezip görmek üzere 17.09.2026 günü öğle öncesi yola çıktık.
ZEUS ALTARI'NI GÖREMEDİK
İzmir-Çanakkale kara yolunda ilerledik. Küçükkuyu'ya vardıktan sonra, Zeus Altarı ile Adatepe'ye giden yola saptık. Yolun sağı-solu, zeytinlikti. Zeytinlerin dalları, doluydu. Yol, araçlar için uygundu; Küçükkuyu'nun dışına çıktıktan hemen sonra, virajlı bir hal aldı. Dolana dolana tepeye doğru yükselmeye başladı.
Adatepe Köyü girişine yakın bir yerde, sağ tarafta Zeus Altarı tabelasını gördük. Araçtan indik. Çam ağaçlarının olduğu alana giriş kapısının üzerinde, ormana girişin 30 Eylül'e kadar Balıkesir Valiliği'nce yasaklandığını bildirir uzun bir pankart asılıydı. Datça'da da benzeri yasaklar olduğu için şaşırmadık ama bu yıl bir daha gelemeyeceğimizi ve Zeus Altarı'nı göremeyeceğimizi düşünerek hayıflandık.
Görmek istediğimiz Zeus Altarı, muhtemelen giriş kapısından geçilerek adım atılan tepeden sonra gelen ve daha yüksek olan tepenin en üst kısmında idi. “Altarın olduğu yerden muhtemelen Küçükkuyu'yu ve Midilli Adası'na kadar Ege Denizi'ni seyretmek mümkün.” dedim.
Araca binip, yola devam ettik.
ADATEPE KÖYÜ
Araç ile az biraz gittik. 8-10 aracın park etmiş olduğu küçük bir alanda, park etmiş araçların alt ucuna, hizayı bozmadan park ettik.
Alanın bir yanında, girişe yakın sağ tarafta önlerindeki tezgahların üzerine koydukları ürünleri satan 3-5 köylü kadın gördük.
Meydanın sağına soluna bakındık. Genç bir çift, meydanın biraz aşağısında, meydanın sağ tarafındaki sokak aralarına doğru yürüyorlardı. Meydanın sol tarafını göstererek, “Biz de şuradan sokak aralarına girelim ve dolaşalım.” dedim. Köyün güneye bakan kısmından, sol taraftaki sokak aralarına girdik.
Yengemin verdiği “Rumlardan kalma eski taş evlerin olduğu bir köy.” bilgisi dışında, Adatepe ile ilgili hiçbir ön bilgimiz yoktu. O nedenle, Eski Datça Mahallesi'nde ya da Cunda Adası'nda gördüklerimizin benzeri taş evler, yapılar ve dar sokaklar öncelikli olarak baktığımız ya da dikkatimizi çeken özellikler idi.
Dolaştığımız sokakların ve görebildiğimiz yapıların tamamen ya da büyük ölçüde orijinal halde korunduğu, restor edilenlerin de aslına sadık kalınarak restore edildiği izlenimi edindik. Üzerlerinde “satılık” ilanı olan ya da kendi haline bırakılmış olduğunu düşündüğümüz az sayıda dökük ya da kısmen yıkılmış yapılar da gördük.
Sokakları dolaşırken gördüklerimizden hareketle, köydeki yapıların büyük çoğunluğunun turizm amaçlı işletmelere dönüştürüldüğü kanısına vardık. Bir sokaktan çıktıktan sonra, bir restoran ve yakınındaki bir sokağa girerken de sokağın başında bir başka restoran gördük. İkinci gördüğümüz restoranın yanından geçerken selamlaştığımız genç bir çalışan ile ayak üstü yaptığımız kısa sohbet anında öğrendiğimize göre, Adatepe'de 3 restoran varmış, birisi kendi çalıştığıymış. Çalıştığı yer, bulunduğumuz dar sokakta hemen solumuzdaki otelin restoranıymış. Sahipleri İstanbulluymuş ama şimdi köyde yaşıyorlarmış. Kendisi de Adatepeli değilmiş. Adatepe'de yeni bir bina yapılamadığı gibi var olan binalara eklemeler de yapılamıyormuş. Sezon bittikten sonra gerekli izinler alınarak restorasyon ya da tadilat yapılabiliyormuş. Restore edilen binalarda bu bölgedeki taşlar kullanılıyormuş.
Bir-iki noktada, köyün dış çeperine kadar gittik. En yüksek kısımlarına da çıktık. Kayalık bir zemine sahip Adatepe'nin doğu, kuzey ve batı kısımları oldukça yüksek ve ormanlık idi. Güneye bakan kısmında, sağında Zeus Altarı'nın, solunda başka bir tepenin bulunduğu dar bir vadi aşağılara doğru uzanıp gidiyordu. “Bu köyün bulunduğu yerin, tamamen 'korunma ve saklanma' amaçlı seçilmiş olduğu anlaşılıyor.” dedim.
Adatepe çok temiz, çok sessiz ve çok sakin bir köy idi. Dolaştığımız sokaklarda, bizim gibi gezip görmeye gelen çok az sayıdaki ziyaretçi dışında dolaşan, evlerinin önünde oturan, aralarında ayak üstü sohbet eden pek kimse yoktu.
Köyü dolaşmaktan murad ettiğimizi elde edince köy meydanına yöneldik. Meydanın bir kıyısında bulunan dondurmacıda dondurma yemeye karar verdik. Dondurmacı, gençten bir kadındı. Anlattığına göre, Adatepe'de öteden beri yaşayıp gelen 4 aile kalmış. Kendisi, bu 4 aileden birisindenmiş. Köy dışından gelip Adatepe'ye yerleşen, 60 aile varmış. Bu ailelerin bir kısmı yaz sezonu sonu geldikleri yerlere dönüyorlarmış. Köy, çok korunaklı bir köymüş. Geldiğimiz yol dışında köye giriş yapılabilecek başka bir yol yokmuş. “Bizim köyün tepesine çıkıldığında, çevredeki her yeri görmek mümkün ama çevrede bulunan hangi tepeye çıkılırsa çıkılsın, Adatepe'yi görmek mümkün değil.” dedi. Babasının anlattığına göre, 1944 yılında (6 Ekim 1944) yaşanan depremde Adatepe'de bir tek kiremit bile düşmemiş. Bu köyün zemini, kayalık ve çok sağlammış. Adatepe'den sonra gitmeyi düşündüğümüz Yeşilyurt ise yerle bir olmuş. Yıkılan yapılar, yeniden yapılmış.
SOLUN, SOSYALİSTLERİN YAŞAM İZLERİ
Sokakları dolaşırken birçok yere iliştirilmiş ya da konulmuş “Sessizliği koruduğunuz için teşekkür ederiz” ve “Yangın Tehlikesi/İzmarit Atma, Çöp Atma” yazılı tabelalar dikkatimi çekti. Caminin alt tarafında temiz, suyu akan ve sıvı sabunu olan erkekler tuvaletinde duvara monte edilmiş kilitli bir kutu üzerinde “Tuvaletimizin temizliği ve giderleri için lütfen ücret bırakmayı unutmayın” yazısını da okuyunca, Sevda'ya “Bu köy sıradan bir köy değil. Bu tabelalar, sol, sosyalist dünya görüşünü savunan insanların yaşam izleri.” dedim.
Öyle görünüyordu ki bu köye sonradan gelip yerleşenler, köye geliş amaçlarına uygun bir yaşam tarzını gerçekleştirmeye çalışmışlar ve başarmışlardı.
Köy ile ilgili merakım arttı. Adatepe'den ayrılıp Yeşilyurt'a doğru yola çıkınca, bir gazeteci arkadaşı aradım. 12 Eylül 1980 sonrası Askeri Mahkemelerde yargılanan bazı sol, sosyalist kişilerin bu bölgede bazı küçük yerleşim yerlerine gelip yerleştiklerine ve oralarda kendi hayata bakış açılarına uygun bir yaşamı örgütlemeye çalıştıklarına ve bu yerleşim yerlerinden birisinin Adatepe olup olmadığını sordum. Bilgisi yokmuş. Bir bilgi bulup bulamayacağını sordum. “Bakarım.” dedi.
Biz Yeşilyurt yolundayken bir link gönderdi; https://www.adatepetasmektep.com/bir-koy-adatepe
Yeşilyurt'u dolaştıktan sonra köy meydanındaki çay bahçesinde oturup çay içerken okuduğumuz linkte yer alan bilgilere göre, Adatepe'nin kuruluş tarihi M.Ö 1400 yıllarına kadar gidiyordu. Köyde Cumhuriyet öncesinde zeytin ve hayvancılıkla uğraşan Rum ve Türk aileler birlikte yaşıyordu. Kurtuluş savaşı sonrası Rumlar köyden ayrılmış, sadece Türkler kalmıştı. Köy ile ilgili merak ettiğim bilgi, şu paragraftaydı: Adatepe “1980'li yıllar ile birlikte köy, kent yaşamının olumsuzluklarından kaçanlar tarafından fark edilir. Yeni yerleşenler, o yıllarda köyde harabe sayılabilecek yapıları alır ve geleneksel mimariye tamamen sadık kalarak binaları yaşanılan mekanlara dönüştürür. Bugün köyün yerlileri ile daha sonra yerleşenler Türkiye'nin hiçbir benzeri yerleşim yerinde olmadığı kadar uyum içinde birlikte yaşamaktadırlar.” (Bknz: Yukarıdaki link)
Bu bilgileri, keşke Adatepe'ye gitmeden önce edinebilseydik. Köyü, daha farklı açılardan da bakarak dolaşırdık.
(Devam edecek)