|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Üçüncü Bölüm)
Adatepe dönüşü İzmir-Çanakkale kara yoluna girdik. Bir süre sonra, Navigasyonun gösterdiği noktada İzmir-Çanakkale kara yolundan çıktık. Köprü altından geçtikten hemen sonra ters bir (U) dönüşü yaparak İzmir-Çanakkale kara yoluna paralel alt bir yolda ilerledik. Biraz sonra hafif sola dönerek, yukarıya doğru devam ettik. Yeşilyurt'a geldik. Köyü tanımadığımız için, girişte sağ tarafta iki aracın park ettiği boş bir alana girerek aracı park ettik. Karşımızda, ciddi bir tadilat isteyen ve ön kısmında “SATILIK” ilanı olan bir yapı vardı. Araçtan inip, yoldan yukarıya doğru yürüdük.
YEŞİLYURT
Yolda yürümeye başladıktan hemen sonra gözümüze ilk çarpanlar, yolun kıyısındaki binaların ve zemin katlarında bulunan işyerlerinin her yanında canlı renkler ile yazılmış olan yazılar ve tabelalar ile “Çiçekli Tuvalet” ve “Yeşilyurt Köy Konağı” oldu.
Yeşilyurt Köy Konağı'nın sol çaprazında köy meydanı, meydanın da ortasında oldukça yüksek bir çınar ağacının ve Atatürk heykelinin de içerisinde yer aldığı, yerin eğimli oluşu nedeniyle çevresi biraz yükseltilmiş alan vardı. Çınar ağacının hemen önünde “ DİKKAT/İlçe Trafik Kurulu Kararı gereğince köy meydanına araç park etmek yasaktır. Uymayanlar hakkında cezai işlem uygulanacaktır.” tabelası, bu tabela ile aynı hizada ama biraz geride mavi renkli bir başka tabela ve onun üzerinde de Yeşilyurt Köyü ile ilgili çok kısa bilgi yer alıyordu: “'Büyük Çetmi' ismi ile de bilinen köy, 16'ncı yüzyılda Hüdavendigar sancağının Behram kazasına bağlı köyler arasında yer almaktadır. Camisi dikdörtgen planlı, ahşap tavan üzerine kırma çatılı ve tel minarelidir. Kuzey tarafında kapalı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Haziredeki çok sayıda mezar taşlarından en eskisi 1695 tarihlidir. Hazire avlusunun köşesinde bir çeşme bulunmaktadır. Nusratlı'dan çıkarılan taşlarla inşa edilen evler, köyün karakteristik özelliğini oluşturmaktadır.”
Meydanın çevresinde farklı nitelikte işyerleri, sol kısmında ise genişçe bir çay bahçesi, çay bahçesinin ortasında da oldukça yüksek başka bir çınar ağacı bulunuyordu. Meydanın çevresindeki işyerlerinin önünde ayakta ya da oturan, çay bahçesinde ise bazı masalarda oturan insanlar vardı. Adatepe benzeri bir köy görme beklentisi ile geldiğimizden, gördüklerim beni bir miktar şaşırttı. “Bu köyde yaşam, daha hareketli.” dedim.
Çay bahçesi ile köy meydanın ortasındaki alanın arasından geçen yoldan ilerledik. Yolun karşısındaki sokağın köşesinde orta yaşlardaki iki erkek sandalyelerinde oturuyordu. Yanlarından geçerek, sokağa girdik.
Halime yengemin ve Adatepe'deki dondurmacı kadının “Yeşilyurt da eski bir Rum yerleşim yeridir.” sözleri nedeniyle burada da Adatepe'dekilerin benzeri eski Rum evleri ve yapıları göreceğimizi umuyordum. Gerçi Adatepe'de gördüğümüz dondurmacı kadın “Babamın anlattığına göre, 1944 depreminde (6 Ekim 1944) Yeşilyurt'taki binaların tamamına yakını yerle bir olmuş ve yeniden yapılmış.” demişti ama gördüğümüz yapılar Adatepe'de gördüğümüz yapılardan görece farklıydı. Dondurmacı kadının “Dolaştığınız yerlerdeki yapıların köşelerine bakın. Eğer düz ve köşeli taşlar ise gördükleriniz, o yapılar orijinal Rum binaları değildir.” sözlerini anımsadım.
Köye girişten itibaren yollar, sokaklar ve sokak araları taş döşeliydi. “Köyde asfalt yol, sokak yoktu.” desem, yalan olmaz. Üzerlerinde “SATILIK” ilanı olan boş, ciddi tadilat isteyen ya da görünürde hiçbir yapısal sorunu olmayan binalar dahil gezerken gördüğümüz yapıların içerisinde köyün genel görüntüsüne aykırı bir bina gözüme çarpmadı; köyün çeperine gittiğimiz bir yerde yapımı devam eden bir bina gördük ama o da en yakınındaki binadan farklı ve aykırı bir görünüme sahip değildi. Önceden beri yaşaya geleniyle, sonradan gelip yerleşeniyle Yeşilyurtlular, köyü korumaya büyük özen göstermişlerdi.
YEŞİLYURT'DA YAŞAM
Arkalardaki sokaklar ve sokak araları da dahil Yeşilyurt'un her köşesinde mutlaka bir işletme, kafe ve atölye bulunuyordu. Ara sokakları, Adatepenin sokakları kadar sakindi.
Adatepe'yi dolaşırken gördüklerimden hareketle, Adatepe'ye sonradan gelip yerleşenlerin ve bugünkü Adatepe'yi yaratanların kişisel yeteneklerine ve becerilerine uygun işlerle uğraşacakları sakin bir köy yaşamı istedikleri ama tamamen “izole” olmuş bir yaşamı da tercih etmedikleri kanısına varmıştım. Yeşilyurt'taki yaşam, köy dışından gelenlere daha açık, hatta “davetkâr” idi.
Yeşilyurt sokaklarının dolaşımını yeterli görüp meydana yöneldik. Meydanın kıyısında, bizim gibi Yeşilyurt'u görmeye ve dolaşmaya gelmiş ama sokakları dolaşmaya henüz başlamamış genç bir çift ile ayaküstü konuşmaya başladık. Adatepe'de dondurmacı kadının verdiği bilgiler ve Yeşilyurt sokaklarını dolaşırken gördüklerimiz çerçevesinde köy hakkında gençlere bilgi verirken, konuşmalara kulak misafiri olan yandaki işletmenin sahibi orta yaşlardaki kadın “Ben size bilgi vereyim.” dedi.
YEŞİLYURT'UN TARİHİ
İşletmeci kadının anlatımına göre, köyün kuruluşu Selçuklulara kadar gidiyordu. Daha sonraki bir zamanda, evlerin yapımı için Rum ustalar, işçiler çağrılmıştı. Rumlar, taş ustalığında çok iyilerdi. Rum ustalar ve işçiler gelip binaları yapmaya başladıktan sonra, burayı beğenmişler ve ailelerini de getirtmişler. Burada yaşamaya başlamışlar. O günden sonra köy, yarı Rum, yarı Türk imiş. Mübadele döneminde ise Türkler Türkiye'ye, Türkiye'deki Rumlar Yunanistan'a gönderildiğinden, köydeki Rum nüfus kalmamış. Kendi babaannesi ve dedesi tarafı da Yugoslavya’danmış. Babaannesi İzmir'de doğmuş. Babasının doğum yeri Manisa’ymış. Annesi İstanbulluymuş. Uzun zamandır Yeşilyurt'a gelip gidiyorlarmış. Köyde 150 hane varmış. Bu 150 hanenin yarısı daimi, yarısı dışarıdan gelenlermiş.
Köy ile ilgili İnternette yer alan bilgiler de Yeşilyurtlu işletmeci kadının anlattıklarıyla uyumluydu: Yeşilyurt Köyü 1355 yılında Oğuzların 24 boyundan biri olan Çepni Boyu tarafından Büyük Çetmi (Büyük Çepni) adıyla kurulmuş. Köy, ilk kurulduğundan beri bu adla anılıyormuş. Köyün adı, Cumhuriyet döneminde (bir kaynağa göre, 1970) Yeşilyurt olmuş. 1924 yılında gerçekleşen Büyük Mübadele sırasında Rum nüfus Midilli'ye giderken, onların yerine Girit'ten gelen Müslüman Türkler yerleştirilmiş. Köydeki tarihi taş evler ve özgün mimari doku, bu kültürel birikimin izlerini taşıyormuş. Zaman içerisinde yaşanan iç göçler ile nüfus azalmış ve köy hayalet bir köye dönüşmüş. 1980'ler sonrası şehir yaşamından kaçmak isteyen doğaseverlerin taş binaları satın alarak aslına uygun restore etmesi ve 1993 yılında ilk butik otelin açılması ile köy yeniden canlanmış. Yeşilyurt SİT alanı olarak koruma altında olduğu için mimari ve estetik açıdan çok güzel gelişmiş. Şimdilerde yamacın her iki tarafında da yerleşim devam ediyormuş.
Köye geldiğimizde gördüğümüz çay bahçesine oturduk. Genç bir kızın servis ettiği çaylar çok iyi idi; ikişer bardak içtik. Gazeteci arkadaşın Adatepe ile ilgili gönderdiği linki açtık. Okuduk. Yetinmedik, İnternette hem Adatepe hem de Yeşilyurt ile ilgili başka sorgulamalar da yaptık. Sonra kalktık. Aracın yanına gittik. Yola çıktık.
Aynı gün içerisinde görmek istediğimiz bir başka yer, Assos ören yeriydi.
(Devam edecek)