|
Tweet |
MEHMET ERDAL
(Dördüncü Bölüm)
Assos yolu, uzun süre denize yakın gidiyor. Yolun deniz tarafındaki zeytinlikler içerisinde birbiri peşi sıra bitişik nizam devam eden çadır, karavan kamp alanları, yer yer de market, restoran, balıkçı gibi işyerleri ve bir-ikisi oldukça büyük oteller var; “Burada da bir karış boş alan kalmamış” dedim. Yolun sağ tarafı da büyük ölçüde zeytinlik. Bu zeytinliklerin bazıları da çadır, karavan kamp alanı olarak düzenlenmiş.
Yol, bir yerden sonra sağa doğru döndü ve yükselmeye başladı. Bu yolun devamı Ayvacık'a, oradan da İzmir-Çanakkale kara yoluna çıkıyormuş. Biz, yolun deniz kıyısından epeyce uzak bir noktasında sola, Behramkale Köy Yoluna devam ettik.
Behram Köyüne varınca, köyün içerisindeki dörtyolda sola döndük; gezip görmek için geldiğimiz Assos Ören yeri, o tarafta. Sağdaki Ayvacık'a, karşıdaki Gülpınar'a gidiyor.
Assos Kalesi'ne çıkılan yolun başladığı noktada bir yere, aracımızı park ettik. Park ettiğimiz yere yakın bir restoran, onun da karşısında hediyelik eşya satan iki işyeri vardı.
ASSOS KALESİNE ÇIKAN YOL
Kaleye doğru zikzak çizerek yükselip giden yol, taş döşemeydi. Yürümeye başladık. Yer yer restoran türü yeme içme yapılan işyerleri olsa da yolun sağı solu baştan sona büyük ölçüde aynı yerlerden alındığı çok belli envaiçeşit hediyelik eşya satan işyeri ve stant idi; ilk kez bir ören yerinde, hem de giriş yolu üzerinde bu kadar çok hediyelik eşya satıcısı gördüm. Büyük çoğunluğu derme çatma görünümlü bu işyeri ve stantların kimisi evlerin alt bölümünde, kimisi, özellikle kale giriş kapısına yakın bölgelerde, yol kıyısındaki devasa kaya kütlelerine bitişikti. Satıcıların tamamına yakını, muhtemelen yörenin kadınlarıydı. “Ya yaz sezonunda bu kaleye geliş-gidiş trafiği çok yoğun, o nedenle kaleye çıkan yol boyunca bu kadar çok hediyelik eşya satan işyeri ve stant açılmış ya da Behram Köyü'nün başka bir gelir kaynağı yok, köyün bütün kadınları ailelerinin rızklarını burada arıyorlar.” dedim.
Yol boyunca, 3-4 yerde WC (20.00-15.00 TL.), ortalarda bir yerde sağ tarafta “Behram Köy Muhtarlığı” yazan küçük bir yapı bulunuyordu.
Tepeye doğru çıkıldıkça, havanın esmeye ve serinlemeye başladığını hissettik.
Kaleye çıkan yolda yürümek kolay değildi. Bir-iki yerde Sevda, “çıkmayalım”, “çıkamayacağım” dedi. Aynı gün Adatepe ve Yeşilyurt'u da dolaşmıştık; o köyler de düz ayak değildi. Sevda, “Burası 'fazla' oldu.” dedi. Nihayetinde, kale kapısına vardık.
Kaleye giriş paralıydı. Görevli, önce kimliğe bakıyor, sonra giriş parasını alıyordu. Bizden önce genç bir çift, kimliklerinin olmadığını ama içeriyi görmek de istediklerini söylediler. Görevli, “Olmaz.” dedi. Sırayı bize verdiler. Sevda, “65 yaş indirimi yok mu?” dedi. Görevli, “Siz hele önce kimliklerinizi verin, bakayım.” dedi. Verdik. “İkimiz de 65 yaşın biraz üzerindeyiz.” dedim. Kimliklere baktı, “Siz buraya kadar gelebildiniz ya, buyurun, girin.” dedi. Kimliklerimizi uzattı.
Giriş kapısından içeriye girdik.
ASSOS KALESİ
Giriş yapıldıktan hemen sonra göze çarpan panolardaki Assos tarihi, Akropolis, Assos'un ünlü kişileri ve Assos'daki kazılar ile ilgili bilgileri okuduk. İlk tahkimatları M.Ö. 7-6. yüzyıl olarak tarihlenen, günümüze ulaşan kale ve sur mimarisinin ana gövdesi 4. yüzyıla ait olan kaleyi sağdan, Ege Denizi'ne bakan taraftan yürüyerek dolaşmaya başladık. Kaleden bakıldığında, dört bir yandaki manzara muhteşemdi. “İyi ki buraya gelip, bu manzarayı gördük.” dedim. Ege Denizi'ne bakıldığında, Midilli Adası'na kadar her yer gözümüzün önünde uzayıp gidiyordu. Gürpınar'a doğru uzayıp giden sahil bandı, bakirdi. Kalenin ön tarafında, şimdilerde küçük bir limanın bulunduğu Eski Antik Liman bölgesi ile kale arasında kalan alanda eski tiyatro ve daha başka tarihi yapı kalıntıları görülüyordu. Orada da dolaşan insanlar vardı. Bu yorgunluğun üzerine gidip bir de o alanı gezmeyi göze alamayacağımıza karar verdik.
Kalenin güneye bakan bölümünün solunda, Şeytan Sofrası'nı gezerken gördüğümüzün benzeri beyaz çaput bağlanmış bembeyaz görünümlü iki ağaç vardı; yaklaşıp baktım, buradakiler ahlat (Deli Armut/Yaban Armudu/Çöğür) ağacıydılar. “Bizim insanlarımız gönüllerinden geçenleri gerçekleştiremeyince, Şeytan Sofrası'nda ve burada olduğu gibi bazı ağaçlara çaput bağlayıp gerçekleşmesi için dilekte bulunuyorlar. Çareyi oralarda arıyorlar.” dedim.
ATHENA TAPINAĞI
Kalenin en üst noktasında, bazı sütunları hala ayakta Athena Tapınağı vardı. Tapınağın olduğu yere çıktık.
Tapınak ile ilgili özet bilgiler şöyle idi: Assos kentinin koruyucu tanrısı, tanrılar tanrısı Zeus'un kızı savaş tanrıçası Athena imiş. M.Ö. 540-530 tarihlerinde inşa edilen tapınak, Anadolu'daki en eski Dor tapınağıymış. Assoslular, Athena Tapınağı'nı Akropolisin doğu kenarına yakın bir noktaya yerleştirerek özellikle gemilerde yolculuk edenlerin görmelerini arzu etmişler. 14,30x30,31 m ölçülerindeki tapınak, ana kaya kısmen kesilerek oluşturulan düzlüğe inşa edilmiş. 1838 yılında Sultan 2. Mahmut'un izni ile Fransız arkeolog Desire Raoul-Rochette tapınağın parçalarını bir savaş gemisi ile Fransa'ya (Louvre Müzesi) götürmüş. 1881-1883 yılları arasındaki kazılarda bulunan mimari parçalar Amerikan kazı heyeti ile paylaşılmasından dolayı A.B.D.'ye (Museum of Fine Arts, Boston) ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne götürülmüş. 2010 yılındaki restorasyonda bazı eksik parçalar andezitten (Tapınağın ana yapı malzemesi) üretilmiş.
Sonra giriş kapısına doğru yürüdük. Adatepe'yi dolaşırken caminin yakınında bizim gibi köyü dolaşan genç bir çift ile karşılaşmış ve selamlaşmıştık; o çift, giriş kapısından içeriye yeni giriyorlardı. Erkek ile göz göze geldim. Selamlaştık. “Onlar da bizim gibi aynı yerleri bugünkü programlarına almışlar.” dedim.
Kaleden iniş, çıkışa göre çok daha kolaydı.
Araca binerken “Buraya geldik. En azından araçla da olsa dolaşıp görelim.” dedik. Kaledeyken aşağılarda gördüğümüz tiyatronun ve başka yapıların olduğu alanın yanından geçen yoldan ilerledik. Eski Antik Liman'ın olduğu sahile vardık. Sahilde çok küçük yuvarlak bir alan vardı. Burada bulunan bir işletmeye oturup bir şeyler içme ya da yeme niyetimiz olmadığından, aracı limana yakın bir yerde park etmiş araçların yanına park etmediğimiz gibi “Kapalı otopark” yazan yere de gidip park etmedik. Döndük. “Bugünlük bu kadar yeter.” dedik. Dönüşe geçtik.
(Devam edecek)