Bugun...



Osman Akın İle Datça'nın Dünü Ve Bugünü Üzerine (11)

Gazetecilik yapıyorsun ama şimdilerde olduğu gibi kamuoyu tarafından bilinen birisi değilsin? Biliniyorsan da sanatçılar, festivallere gelenler falan biliyorlar?

facebook-paylas
Tarih: 19-11-2025 21:23

Osman Akın İle Datça'nın Dünü Ve Bugünü Üzerine (11)

MEHMET ERDAL

(Onbirinci Bölüm)

ULUSAL BASINA HABERLER DE GEÇİYORDUM

Bu anlattığın dönemde senin şu meşhur Tweetlerin yok daha değil mi?

“Sosyal medya dünya da yok daha.”

O zamanlar sen, sessiz ama çalışkan bir elemansın?

“Klasik bir eleman. O dönem gazetecilik de yapıyorum.”

Gazetecilik yapıyorsun ama şimdilerde olduğu gibi kamuoyu tarafından bilinen birisi değilsin? Biliniyorsan da sanatçılar, festivallere gelenler falan biliyorlar?

“Datça kamuoyu biliyordu. Türkiye çapındaki işler söz konusu olduğunda, işin çözümü için gelip benimle muhatap oluyorlardı. Ben veriyordum insanlara olacak işler ile ilgili bilgileri, başkan her zaman bilmiyordu detayı; havaalanına gelen sanatçının ne zaman ineceğini, hangi otelde kalacağını bilmek zorunda değildi. Sen, onun adına kolaylaştırıcı oluyorsun. Sıkıntı olur ya da aşamayacağımız bir şey olur arz edersin, o kaynak yaratmaya çalışır, birilerine ricacı olur, senin olumlu sonuç alamadığından falan filan.

O dönemde Datça'da gazetecilik yapacak pek insan yoktu. Mesela, rahmetli Fevzi abi vardı, Fevzi Öztekin...”

“Gazetecilik” derken, Balıkaşıran'ın dışında bir gazeteciliği mi kastediyorsun?

“Ulusal basında gazeteciliği kastediyorum; muhabirlik yapıyordum, bir yandan da.”

Yanına ilk geldiğimde “Ben BirGün'e de Cumhuriyet'e de haber geçiyorum.” demiştin.

“Evet, geçiyordum. Şöyle: Fevzi Öztekin rahmetli olduktan sonra, Datça'ya bir ara Mustafa Sarıipek bakıyordu, Hürriyet, Milliyet, Doğan Medya Grubu adına.”

Marmaris'te?

“Marmaris'te. Bütün ulusal basını, TV'leri bana teklif ediyordu. Bir dönem, İHA (İhlas Haber Ajansı), DHA (Doğan Haber Ajansı), TRT, AA (Anadolu Ajansı), BirGün, Cumhuriyet...”

Hepsi de seni mi arıyordu?

“Hepsinin 'Datça'dan haber gönderme' yetkisi, bende. Bende metinleri İstanbul'a göndermesi pahalı, bir de muhabir ağırlayamıyoruz bazen, çektiklerimi onlara servis ediyorum falan. Dediler ki 'Madem öyle, diğer haberlerden de gönder.' Datça'da 'haber yayınlansın da nasıl yayınlanırsa yayınlansın' kafasındayız, Erol (Karakullukçu) başkan müsamaha gösteriyordu. Para da kazanmıyorduk abi.”

Kendi adına mı yolluyordun yoksa mahlas adın var mıydı?

“Direkt kendi adıma. Kimliklerim, 6-7 tane, hepsini bir araya getirdim, hepsi hatıra olarak duruyorlar; klasörün birisinin içerisindedir. Hem Cumhuriyet'in, BirGün'ün, hem TRT'nin, AA'nın muhabiriyim. Yeter ki haber geçeyim. Aynı şekilde İHA'nın (İhlas Haber Ajansı), DHA'ın falan. Marmaris'teki Mehmet (Emin Berber) abinin gazetesinin muhabiriyim falan.

Çağdaş Marmaris.

“Bunları yapabilmem şeyden, dijital fotoğraf makinesine geçtik ya, öncesinde zor oluyordu, çektirip tab ettiriyorsun, daha rahat oldu. İnternet de çok kötü. İnternet hızlanmaya başlayınca, 56 K modemlerden biraz daha hızlıya geçince, ADSL’e geçince dijital ile çektiğin hemen kullanılmaya başlanınca ben de muhabirlik olarak baya, 7-8 sene hepsine haber geçtim; çok haberim vardır. Yani Hürriyet'in, Milliyet'in ana sayfasında, arka sayfasında komple bu festivaller üzerine, şenliklerden iyi kareler. Sürekli içerisindeyim çünkü. Ben Belediye Gazetesi'ne çekiyorsam, 10 fotoğraf çekiyorum, 2-3'nü kullanıyorum, geri kalanının hepsini ulusal medyaya gönderiyorum falan şeklinde.”

YEREL VE ULUSAL BASINDA DA DİJİTAL BELİRLEYİCİ OLDU

Peki bu belediyenin gazetesi ne kadar sürdü?

“130-140 sayı çıkarmışımdır.”

Gazete olarak mı İnternet yayını olarak mı?

“Basılı bülten.”

Tamam, 130-140 sayı da Erol (Karakullukçu) beyden sonrada mı çıktı?

“Erol Bey, Şener bey, Gürsel bey zamanında da çıkarttım ama dijitaldeki etkinlik çok artınca, o gazeteleri bastır, dağıt... meşakkatli bir işti ve çok da doyurucu olmayınca, çünkü yarımadaya yetmiyor. Yani bastırdığımız gazete sayısı, 300'den başladık 500-1000 kopyaya kadar çıktı ama ben 1000 kopyayı köylere ulaştırıncaya kadar Facebook'a koyuyorum, 15 dakika sonra bütün Datça haberdar. Bu durumda çok da anlamı yoktu. Zaten şu anda Türkiye'de basının durumu da o. Bir zamanlar 800 000 satan Hürriyet Gazetesi şu an 30.000 satıyor, bunun da yarısı THY satın alıp uçaklarda dağıtıyor falan. Devlet kurumları alıyor.”

Basında dijital artık belirleyici mi?

“Dijital belirleyici oldu. İnternet sitesi şeklinde belirleyici oldu. Sosyal medya da aktif oldu. Sonrasında sosyal medyada bir de Gezi olaylarıKadıköy Belediyesi’nin öncülüğü falan derken, Twitter'da da ses getirdik, ana haberlere kadar çıktık, dedik ki 'Bu basılı gazete ile uğraşmayalım.'”

Mesela, konuyu dağıtmak istemiyorum ama şimdi Datça'da bir tane basılı gazete var, ayakta kalmaya devam ediyor. Herhalde belli bir işlevi var ki onu çıkaranlar bu gazeteyi çıkarmaya devam ediyorlar.

“Sözünü ettiğin gazeteyi çıkarmayı daha ne kadar sürdürürler bilmiyorum, ne kadar kar ediyorlar bilmiyorum, muhtemelen sahibi ciddi anlamda onu finanse ediyor. Kendi çevrelerine siyasi katkı yaptığı düşünülüyordur...”

Alınan reklamlar ile falan ayakta kalamaz mı bu gazeteler?

“Zor. Aslında kalır kalmasına da ama gazeteyi döndürebilmek için iyi personel, iyi dağıtım ağı, iyi cihazlar kullanman gerekiyor. Muhabirlerini ayrı tutman gerekiyor. Tek kişilik gazeteler ile mesela, Anadolu basını, Basın İlan Kurumu eskisi kadar kolay kolay ilan vermiyor. İşleri çok zor, senin anlayacağın. Sevimli, köşe yazarına, muhabirine iyi paralar ödeyebilen, son teknoloji kullanabilen yerel basın, gazetesinin yanında kendi yerel TV'sini de kurabilsin, işte sürekli güncellenebilen son teknoloji İnternet siteleri olabilsin, sosyal medyada tatmin edici olabilsin, ayrıca ilgilenen, sorulara cevap verebilen tek başına, çok güzel olur tabi ki ama bu devirde zor, işleri zor.”

İKTİDAR İSTERSE BASINI ÇOK GÜZEL FİLİZLENDİRİR

Yine konuyu dağıtmak istemiyorum ama bazen bazı arkadaşlar ile konuşuyoruz, şimdilerde ülkelerin rejimlerinde biraz farklı bir format öne çıkıyor ya, popülizm üzerinden yükselen, daha otoriter rejimler falan. Dolayısıyla, şu günlerde TELE 1 de gitti. Yazılı ulusal basın, TV'ler falan merkezi yönetimlerin kontrolleri nedeniyle kapatılıyor, kapanıyor. Bu durumda acaba yerellerden dolayı çok fazla, mesela 81 ilde ve sayısız ilçede yerel sesler mi yükselmeli?

“Yok. Yerellerin seslerinin kısılması çok daha kolay. Eskiden Basın İlan Kurumu’ndan da gelenlerle, işte reklamlarla tek kişilik, her şeylerini kendileri yaparak ve çoğu zaman yerel gazeteler oradaki matbaanın çıkardığı gazeteler olarak ayakta kalabiliyorlardı. Zaten o matbaada Heidelberg, maşalı mahyalı şunda bunda bir şekilde, tipolu olabilir kendi fatura, fiş, adisyon falan basarken hafta da bir de gazetesini çıkarıyor, şehir haberleri ile ilgili. Cemiyet haberleri koyuyor, davetiye bastığı kişilerin haberlerini koyuyor bir yandan, abonelik sistemi derken idare edebiliyordu ama bu devirde, yerel basın dijitale kayıldı. Ben kağıda basılı olmasını daha az avantajlı görüyorum.”

Dijital üzerinden mi yerel sesler yükseltilmeli? Çünkü, diyelim ki sen bir TV kanalı kurmak istiyorsun, bu durumda sana uydudan bir hat satıyorlar. Bu hattı satmadılar mı sana senin hayalin bitiyor. Bu durumda Avrupa üzerinden mi yayın yapmalı?

“Yok, İnternet TV'leri, Youtube kanalları, podcastler...”

Geçenlerde okumuştum, orada da benzer sorunlar varmış. BirGün TV için örneğin, izin alma başvurusunu şart koymuşlar.

“Ülkemizin basın regülasyonları , düzenlemeleri, katılım meselesi. İsterim ki basına daha destekleyici bakılsın.”

Bu konularda bu işleri bilen birisi olarak ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum.

“Şu andaki iktidar isterse basını çok güzel filizlendirir, önünü açar. Kısıtlamaları daha aza getirir. Destekleyici olur. Basın İlan Kurumu'nun katı kurallarını azaltır. Mesela, Avrupa'da her köyün gazetesi var ya. Yani orada 100-200 senedir çıkmakta olan yerel gazeteler falan var.”

YEREL BASIN BAŞKA FORMLAR, BAŞKA MODELLER ARAŞTIRMAK ZORUNDA

Yani yönetimler bu yerel gazetelerin çıkmasını teşvik ediyorlar?

“Oradaki yerel yönetimler, ticaret odaları, esnaf odaları, benzer kuruluşlar bir şekilde destek veriyor. O kurumlar için mesela kermesler düzenleniyor, bütçede destek yaratılacak uygulamalar yapılıyor, oradaki yayın yaşatılmaya çalışılıyor. Bizde tektipleştirme olduğu için, daha özgün gelişmeler belli bir çerçeveye alınmak istendiği için basın böyle olmadığı zaman basına karşı daha sert bir tavır takınıldığı için ben isterim ki basına ister basılı, ister dijital ister spotify’da potcast olsun, ister İnternet TV Web sitesi üzerinden olsun, ister YouTube'de yer alsın, bunların tamamını ben basın olarak görüyorum. Halkın sesinin, haberlerinin, sorunlarının genel kitleye duyurulması, gerektiğinde kampanyalar yaratılması, yanlış uygulamalar için 'hayır' denilebilmesi için yerel basın çok önemli. Eğer kağıda basılı olan yaşatılamıyorsa, yerel basın başka formlar, başka modeller araştırmak durumunda. Çok başarılı modeller var, yapay zekanın yansıdığı. Yani sen kendi sanal sunucunu yaratarak yazdığın metni o sunucuya okutturabilirsin ve bunu YouTube'de yayınlayabilirsin. Stopify'da yayınlayabilirsin. Kendi web sitende yayınlayabilirsin. E-mail zincirleriyle bunları insanlara anlatabilirsin. Birçok model var.

Ben isterim ki yerel basın konusunda, bu tip işler isteyenlere teknolojik olarak neler yapabilecekleri konusunda bilgilerimi aktarayım. Biz Timur Akkurt ile bugün 100. Bölümünü çektik, 'Yapay Zeka'da Bu Hafta' programının. Basının da dönüşebileceği çok değişik ve yeni formatlar var. Mesela, metni hazırladın, haberi yazdın, sonra bunu kendi fotoğrafına ya da yapay zekaya yarattığın var olmayacak bir insana çok temiz bir Türkçe ile okutturabiliyorsun. Bu haberi, o YouTube kanalını, o basın işleyişinin dijital halini değişik dillerde de yayınlayabilirsin. Mesela, bu Datça'da yaşayanlar için aynı haberi İngilizce spiker sunabilir, Alman spiker sunabilir, Ruslar için Rusça sunabilir, Yunanca sunabilirsin, karşı adaya. Mesela Datça ile ilgili turizm haberlerini, Datça pazarından fiyatlar, ne bileyim onların da ilgisini çekebilecek bir içerik bulursun. 'Ortak tarihimiz' dersin, 'Datça-Simi ortak tarihimiz' ile ilgili haftada bir ilginç belgesel, 10-15 dakikalık yayınlarsın. Bir belge, bir anı üzerinden ve bunu Yunanca olarak yayınlarsın. Bunlar, basının dönüşebileceği yeni formatlar.

Bu konulara kafa yorulmayıp, 'Gazete çıkaramıyoruz. Okuyan yok. Reklam vermiyor kimse.' dediğin zaman, neredeyse sıfır maliyetle sürdürebileceğin gazetecilik modelleri var.

Görüyorsun ya 25 sene bu işi yaptım. Ondan öncesinde de Balıkaşıran'ı çıkarma falan, çok da taze emekliyim ama hala bir aklım, gözüm basında. Yani habercilik kısmım, kitleleri uyandırmak, bilgilendirmek, dönüştürmek, yönlendirmek hem çok güzel hem insanın vicdanını rahatlatıcı, hem de güçlü hissettiren bir şey. Bunu sen de bilirsin. Sen şu anda bu işlerden para kazanıyor musun?

Hayır.

“Bunu bir 'sorumluluk' olarak yapıyorsun.”

Evet.

“Yani topluma olan bir bedeli ödemek, toplumun bir tık daha iyi olmasına katkı sunar mıyım çabası. Bu saatten sonra zenginde olamayız, başka türlü dünyaya bakamayız.”

Bakamayız.

(Devam edecek)

 




Bu haber 951 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI