Bugun...



Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (17)

Cumhuriyet Meydanı'ndaki Kafe Bahane'de bir kez daha bir araya geldik; bugün üzerinde konuşacağımız konu, Can Yücel'in Datça'ya gelişi, Datça'ya etkisi ve ölümü sonrası.

facebook-paylas
Güncelleme: 23-01-2026 00:00:05 Tarih: 22-01-2026 20:50

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (17)

MEHMET ERDAL

CAN YÜCEL'İN DATÇA'YA GELME NEDENİ SARHOŞKEN ALDIĞI EVİ NEDENİYLEDİR

Datça üzerine konuşurken, bazen Datça ile Bodrum'u kıyaslarım. Şöyle: 1994 Eylül ayında Datça'ya ilk adımımı attıktan sonraki süreçte bende oluşan kanıya göre Datça, doğrudur yanlıştır, farklı düşünenler vardır, orasını bilemem, sanki Bodrum'un bundan 30-40-50 yıl önceki hali gibidir. Bunu söyleyince de çok doğal olarak aklıma Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı ile Can Yücel gelir. Halikarnas Balıkçısı Bodrum'a sürgün edildiği için gider. Peki, Can Yücel Datça'ya neden gelir? Bu konuda bildiklerin nelerdir?

“Can Yücel'in Datça'ya gelmesi, sarhoşken görmeden satın aldığı Datça'daki yıkıntı bir ev nedeniyledir.”

Şimdiki evi mi?

“Evet. Can Yücel, BBC Türkçe servisinde çalışırken, Can Yücel diksiyonu çok da iyi olan birisi...”

İngiltere'de yaşıyor?

“İngiltere'de yaşıyor. BBC'nin Türkçe haberlerini Can Yücel sunuyor. Daha sonra ben TİP'in (Türkiye İşçi Partisi) seçim çalışmalarının Can Yücel tarafından okunduğu bir ses kaydını bulmuştum...”

Bu TİP, eski TİP?

“Evet, Aybarların (Mehmet Ali Aybar), Behice Boranların TİP'in seçim çalışmalarını Can Yücel okuyor; sesi, diksiyonu çok düzgün. Yaşlandıkça, alkolün de etkisiyle sesi, konuşması daha az anlaşılır hale geliyor ama o zamanlar dipçik gibi birisi. Zaten, İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde Yunanca ve Latince okumuş olması lazım, alt yapısı çok sağlam.”

Babası, Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel. Aileden gelen bir kültür birikimi de var.

“Var. BBC'de Türkçe haberleri sunarken, bir akşam yayına çıkmıyor. Ondan sonra, BBC'de yayına çıkılmaması çok ciddi bir olay, BBC 'Yolları ayıralım' diyor.”

Bu, bir iş disiplinsizliği.

“Yayına çıkmayışının nedeni de şu: Nazım Hikmet'in ölüm haberini alıyor. Nazım Hikmet'in ölümünü öğrenince o gece sabaha kadar içmiş acısından, yayına çıkamamış. Türkiye'ye dönüyor. Türkiye'ye döndükten sonra, birden fazla yabancı dili biliyor zaten, çevirmenlik yapıyor, yazarlık serüveni başlıyor. Sonra, bir şekilde, muhtemelen babası Hasan Ali Yücel'in tanıdıkları olabilir, arkadaşları olabilir, Can Yücel'i Marmaris İlçe Turizm Müdürü yapmışlar.”

MARMARİS'TE İŞLETME SAHİPLERİ CAN YÜCEL'İ DARP ETTİRMİŞLERDİ

Hangi hükümet zamanı?

“Tarihi bilmiyorum. DP/Adnan Menderes zamanı olabilir. Marmaris İlçe Turizm Müdürü iken oradaki işte yerli eşrafın, esnafın, işe yeni başlayan turizmcilerin falan turistleri kazıklamasına karşı bazı düzenlemeler yapmaya çalışıyor, bunu darp ediyorlar.”

İşletme sahipleri?

“Evet, darp ettiriyorlar, dövdürüyorlar. 'İşte' diyor, eşi Güler hanım, 'Burada biz bu durumu neden çekelim? İstanbul'a dönelim. Az buçuk orada evimiz barkımız da var. Orada yazar, ne yapar eder, ben de biraz bir şeyler yaparım, geçinir gideriz. Burada can güvenliği sorunumuz var, aramayız burasını. Kimse bize sahip çıkmadı.' diyor. İstanbul'a geri dönüyorlar. Can Yücel, tabii ki Marmaris'te iken buraları görüyor, tanıyor, seviyor. Bir şekilde haberdar oluyor.”

O zamanlar Datça'ya da gelmiştir herhalde?

“Onu bilmiyorum. Görmeden evi aldığını biliyorum ama Datça'ya gelmiş olma ihtimali de var tabii ki. Marmaris'te görevi var, orada oturuyor, 'Burası da nasıl bir yermiş?' deyip, bir jeep ile bir hafta sonu gelmiş ve dolaşmış da olabilir ama mitolojiden, sanat tarihinden, arkeolojiden, şuradan buradan... biliyor bu coğrafyayı.”

ESKİ DATÇA MAHALLESİ BİR ZAMANLAR ÇOK DEĞERSİZDİ

En azından, namını duydu?

“Kaç bin yıllık tarihi bir yer olduğunun namını duymuştur. İstanbul'da yine böyle bir meyhane muhabbetinde arkadaşının birisi 'Bizim bir tanıdık var, Datça'da. Evini satacak, çok cüzi bir paraya.' diyor. Hakikaten, bir zamanlar Eski Datça şimdiki gibi değildi. İnsanlar ahırları, damları ya da hiç kullanmadığı yıkık evi, dededen nineden kalmış küçük de bir göz, belediyedeki emlak vergisi borcu karşılığında devrettiği binalar oldu. Mülkler oldu. Bunları duyardık. Eski Datça, bir zamanlar bu kadar değersizdi.”

Bu anlattıkların, senin belediyede çalışmaya başlamandan önceki dönemlerde mi oluyor?

“Çok daha önceki zamanlarda oluyor. Datça daha coşmaya başlamamıştı. Arkadaşı, 'Böyle bir şey var. Komik bir para. Senin bir akşamki rakı parana al orasını, bir kenarda dursun. Bir gün kalkar gidersin.' diyor. 'İyi madem, alalım, malalım.' Ondan sonra, senetle menetle görmeden evi alıyor. Aradan yıllar geçiyor. Sonra, sağı solu karıştırırken, evi alırken düzenlenen senedi buluyor. 'Hanım' diyor, 'Biz bu Datça'dan bir ev almıştık. Nasıl aldığımı bile hatırlamıyorum güzel kafayla, bir gün gidip bakalım şuraya. Belki bir işe yarar...' falan. Ondan sonra atlayıp geliyor otobüs ile Datça'ya. Eski Datça'ya gidiyor, Datça'yı dolaşıyor. 'Ben, burada yaşarım.' diyor. Ondan sonra evin bir gözünü, tuvaleti, yan tarafını falan yaptırıyor. Şimdiki ev oluşuyor. Can Yücel'in Datça'ya gelip yerleşmesi, bu şekilde oluyor. Görmeden Datçalı oluyor.”

CAN YÜCEL'İN İLK YAZISINI ARKA SAYFADA YAYINLADIM

Anlattıklarından anladığım, Can Yücel'in Datça'ya olduğu gibi Eski Datça'ya gelişi de bilinçli bir tercih değil.

“Sözünü ettiğimiz zaman, kafadan, bundan 30-35 yıl önceki bir zaman. Kendisiyle tanışırım; masada oturmuşluğumuz, yemiş içmişliğimiz vardır. Marmaris'te acentecilik yaparken, genç Datçalı çocukları işe almam için bana gönderirdi. 'Can abinin selamı var' deyin, Osman yardımcı olur, der. Onun gönderdiği gençlere staj yaptırdım, işe soktum Marmaris'te. Öyle bir samimiyetimiz de vardır, kendisiyle. O da şöyle: Balıkaşıran Gazetesi'ni çıkarıyorduk ya, söyleşilerin ilk bölümlerinde anlatmıştım, ben yayın yönetmenliğini yapıyordum. Bir ara İstanbul'a dönmüştü, Can Yücel. Orada işleri falan vardı. İşte LeMan Dergisi'ne mi yoksa ÖKÜZ Dergisi'ne mi ne yazıyordu. Kışın gitti galiba, burada yalnız kalınca sıkıldı falan. Turgay Sönmez de bununla tanışır. Turgay Sönmez, gazetenin finansörlüğünü yapan avukat bir abim. Can Yücel'e demiş ki 'Datça'da ayda bir çıkardığımız gazetemiz var. Yerel haberler, yerel kültür kaybolmasın diye çıkartıyoruz. Şuna da arada bir şeyler yaz, gönder. Deneme olur, anılar olur, şiir olur... Yayınlarız.' Ondan sonra, bir gün ben gazeteyi hazırladım, yazıları dizdim, başlık maşlık, mizanpaj falan her şey tamam.”

Bu olay, gazetenin herhangi bir sayısını çıkaracağınız zaman oluyor değil mi?

“Evet. Gazeteyi 1991'den 1995'e kadar çıkardık, sanırım, 1994 yılı olabilir. Gazeteyi Turgay abinin ofisinde hazırlıyoruz. Bir gün bir faks geldi. Altında 'Can Yücel' yazıyor. 'Bu ne abi? Arkadaşların birisi Can Yücel'in şiirini mi gönderiyor?' dedim. 'Yok. Onu Can Yücel'in kendisi gönderiyor.' dedi. 'Nasıl? Can Yücel bize şiir mi gönderiyor?' dedim. 'Konuştum. Arkadaşım olur. İstanbul'da bir zamanlar birlikteydik. Gazetede yayınlayacağız.' dedi. 'İyi abi. Hazırlayıp gazeteye koyayım.' dedim. İyi de o sayıda Balıkaşıran'da geleni koyacak bir yer yok. Her sayfası dolu. En arka sayfada bir reklam vardı. O reklamı ufalttım, bir başka yazının puntosuyla oynadım falan bir yer açtım, işte 'Değerli şairimiz Can Yücel de bizimle' falan diyerek yolladığı yazısını koyudum. Şiirimsi bir şeydi. Ondan sonra basıldı, dağıtıldı. İnsanların ilgisini çekti.”

YAZISINI ARKA SAYFADA YAYINLADIĞIM İÇİN BENİ BİR GÜZEL KALAYLAMIŞ

Bulabilir misin?

“Bakmam lazım. Bulabilirim sanırım ama baya bi aramam lazım. Sonra, Turgay abi İstanbul'a gidiyordu, 'Dur' dedi, 'Can'a sürpriz yapayım.' Aldı o sayıdan birkaç tane. İstanbul'a varınca vermiş. 'Bak' demiş, 'Datça'da gazetede seni işe başlattık. Hayırlı olsun.' Can Yücel bakmış, yok. Sayfaları çevirmiş yok, yok, yok... En arka sayfaya gelmiş, o sayfada görmüş. Dönmüş. 'Bak' demiş, 'Turgay, beni gazetenin G..... koyanın gelir G..... koyarım.'

Bunu aynen yazarım. Can Yücel, bu.

“Duyunca, öldüm gülmekten ama dedim ki 'Haklı ya.' Ondan sonra her gönderdiğini ana sayfaya koyduk ama o ilk yayında sakin bir ses tonuyla, tane tane beni bin km'den bir güzel kalaylamış.”

(Devam edecek)

 




Bu haber 923 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI